DÜN yazı işleri toplantısı sürerken önümüze bir fotoğraf düşüyor.Laciverde boyanmış motorlarının üzerinde Avrupa Birliği bayrağı bulunan küçük bir özel jet fotoğrafı bu.

Fotoğrafın altındaki yazıyı okuyunca, geçen salı akşamına dönüyorum.


O akşam bir yerde misafirim.

Aramızda gazeteciler de var.

Bazılarımıza telefonlar geliyor.

Kalp krizi geçiren eski DEP Milletvekili Orhan Doğan, Van’dan Ankara’ya nakledilmek isteniyormuş.

Orhan Doğan’ın arkadaşları bunun için İstanbul’da birçok özel uçak şirketine başvurmuş ama uçak bulamamışlar.

Ancak olay, benim bulunduğum masaya şöyle yansıyor:

"Hiçbir pilot, Orhan Doğan’ı almak için uçmak istemiyormuş."

Bunu duyunca isyan ediyorum.

"Olmaz böyle şey"
diyorum.

Ne Türkiye’ye, ne Türklere ne de herhangi bir insana yakışan davranış diye düşünüyorum.

Bu öfkeyle, bu işin peşine düşüyorum.

Hakikaten böyle insanlık dışı bir "gizli direniş" varsa, yüksek sesle karşı çıkacağım.

* * *

Olayı biraz incelediğim zaman, o akşam bizim masaya gelen havanın, "saptırılmış" olduğunu anlıyorum.

Havacılık dünyasını çok yakından izleyen bir insanım.

Şunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Bugünlerde Türkiye’de en zor bulunan şey nedir diye sorarsanız, ilk 5 arasında şunu sayabilirim:

"Kiralık özel jet bulabilmek."

Özel uçak şirketlerinin jetleri hep havada.

Ancak Orhan Doğan’ın durumu ile ilgili bir başka ayrıntı daha var.

Hasta nakil işlerinde dikkate alınan bir ölçü var.

Kullanılan ölçülerden biri "Glasgow Koma Skalası".

Orhan Doğan, bu skalanın altlarında yer alıyor.

Bir doktora bunun ne anlama geldiğini sorarsanız cevabı şu olur:

"Beyin ölümü gerçekleşmiş."

Orhan Doğan’
ın sağlık raporu henüz resmi olarak açıklanmadı, ama durumu böyle.

"Glasgow’a göre", yani çok ağır.

Dolayısıyla herhangi bir uçakla bir yere nakledilmesi mümkün değil.

Onun için tam teşekküllü bir ambulans uçağı gerekiyor.

Hatta bazı doktorlara göre onunla nakledilmesi bile çok riskli.

Türkiye’de bu özelliklere sahip sadece bir uçak var.

"Jetstream 32" modeli bu uçak da, bir süreden beri arızalı ve yedek parça bekliyor.

Ambulans helikopteri var, ama o da bu kadar uzak mesafeye nakil yapamaz.

Konuştuğum uzmanlar, "Kapısından sedye girecek uçaklar var. Ama durumu ağır olan bir hasta bu uçaklarla nakledilemez" dediler.

Bu durumda, dışardan bu özellikle sahip bir uçağın getirilmesi gerekiyor.

Nitekim o yapıldı.

İçinde müdahale imkánları olan bir ambulans uçak Lüksemburg’dan getirildi.

Çok önemli bir ayrıntı. Bu uçağı da bir Türk şirketi buldu ve anlaşmayı yaptı.

* * *

Getirildi ama, dedikodular bitmedi.

Dün Diyarbakır’da bazı kişiler hálá bu pis dedikoduya devam ediyordu.

Bir "doğal sağlık" olayı bile, nasıl sömürülmeye uygun hale getiriliyor.

Orhan Doğan’ı Ankara’ya getirecek uçak bulunamıyor dedikodusu geldiği zaman çok büyük tepki göstermiştim.

Ne var ki olayın aslını araştırınca tepkim bu defa, bu insani olayı bile sömürmeye çalışan kişilere döndü.

Böyle insani olaydan bile siyasi rant çıkarmaya çalışan insanlar için ne demeli?

"Ayıp" diyeceğim, ama bu kelime o kadar hafif kalıyor ki...

Yine de bu olaydan çıkarılacak dersler var.

Türkiye, ne yapıp yapıp, Kürt meselesinin psikolojik malzeme olarak kullanılacak yanlarını düzeltmeli.

Böylesine pespaye, pis dedikoduları bile siyasi hırsına alet eden insanları deşifre etmeli.

Bunu yapmanın en etkili yolu da, böyle insani dramlarda her şeyi unutup, kolektif duyarlılığı hareket geçirmektir.

Emin olunuz, PKK denilen bebek katillerine karşı mücadelenin en etkili yolu budur.

ERTUĞRUL ÖZKÖK

HÜRRİYET