Bir siyasi partinin olumlu çalışmalarını analiz ettiğimiz zaman, adımız ‘destekçi’ye çıkıyor.
 
Umurumda mı? Hayır!
 
Böyle bir ‘entelektüel’ teröre maruz kalıp, tırsıp, MHP’nin başarısını görmezden geleceğimi, bu yazın sıcağında Paris Hilton yazacağımı mı zannettiler?
 
Çok beklerler.
 
Bu sütunlarda, uzun zaman, Türkiye’de yükselen eğilimin ‘milliyetçilik’ olmadığını, ancak bir ‘devlet aklı’ arayışı olduğunu yazıp durdum.
 
MHP’nin bu dönem, milliyetçilik unsuru yanında ‘devlet aklı’nı görünür kılarsa başarılı olacağının da altını çizdim.
 
Şimdi ekranlarda takip ettiğimiz MHP yüzlerinin, kamplaşma yaratabilecek ‘etnik’ vurguları tamamen törpüleyerek, ‘devlet aklı’nı ön plana çıkartışını ilgiyle izliyorum.
 
Diplomat Deniz Bölükbaşı ve Gündüz Aktan’ın parti içinde fonksiyon kazanmaları, Mithat Melen gibi rafine figürlerin ‘töre’ye hakim oluşları MHP’yi rakipleri arasından hızla ayırıyor ve toplumun beklediği ‘otorite’, ‘devlet aklı’, ‘yönetim iradesi’ gibi olgularla özdeşleştiriyor.
 
Aynı zamanda seçim stratejisini ‘Yüksek Siyaset’ üzerine kuran MHP’nin yüzlerinin bazı siyasi parti ‘artistleri’ gibi, şarkıcı türkücü programlarında, televole kulvarında oy aradığını da pek görmüyoruz.
 
Sorulan her sorunun karşılığı, (doğru veya yanlış) uzun çalışmalar sonrası yazılmış stratejilere göre veriliyor. Herhangi bir soruya, ‘gak guk’ efektli, sözü dolandırırım da kafanızı karıştırırım, hiçbirşey söylemeden 15 dakika konuşurum üslubuna rastlamıyoruz.
 
Aynı zamanda Devlet Bahçeli yönetiminin, Oktay Vural gibi ferasetli kadrolar aracılığıyla heyecanlı tabanına bir ‘devlet terbiyesi’ aşıladığı, aşırılıkların törpülendiği de gözlerden kaçmıyor.
 
Ancak, bütün bu süreç içinde, en can alıcı nokta, MHP’nin, hayal kırıklığına uğramış AKP seçmeninin sorunlarına çözüm üretmesi gibi görünüyor.
 
Türban sorunu konusunda en net yanıt MHP’den geliyor. ‘Hizmet alan-Hizmet veren’ ayrımını kristalleştiren MHP zihniyeti milli hassasiyetler kadar, dini hassasiyetleri de yüksek olan seçmene bir nefes alanı açmaya çalışıyor.
 
Bu noktada, MHP stratejisi, ulus devlet ilkesinin yanında yerel dini hasiyetleri de kapsayıp barıştırabiliyor.
 
Ancak… Bence henüz MHP mesajlarında berraklaşmayan, fakat bu konuyu uzun zamandır hassasiyetle takip eden bir gazeteci olarak da, bir hissiyatımı paylaşmak istiyorum.
 
Kürt sorununa ulusal mutabakat çerçevesinde en sağlıklı çözümün de MHP kadroları tarafından üretilebileceğine inanıyorum.
 
Milli kimliği konusunda kimsenin şüpheye düşemeyeceği MHP, vatandaşlık temelinde tanımladığı Türk kimliği içinde Kürt kökenli figürleri öteden beri içermiştir. Çok fazla görünürlük kazanmasa da MHP içindeki Kürt siyasetçilerin sayısı neredeyse diğer partilerden fazladır.
 
Dolayısıyla MHP yerel Kürt siyasetçiler ile ‘ulus-devlet’ kavrayışı çerçevesinde, bu siyasetçiler vatandaşlık temelindeki Türk üst kimliği ve ‘bölünmez bütünlük’ ilkesinde Cumhuriyetçileştikçe hem işbirliği hem de siyaset yapabilecek donanıma sahiptir.
 
AKP bunu yapamaz. Sınırötesi Kürt kimlikleriyle ‘sempati’ ilişkisi güveni sarsmıştır.
 
CHP bunu tek başına yapamaz. Sol ideolojinin ‘etnik milliyetçilik’e açık oluşu geniş bir toplumsal mutabakat ihtiyacı hasıl olduğunda MHP teminatına ihtiyaç duyar.
 
Bunu bir tek MHP yapabilir.
 
Türkiye Cumhuriyeti Kürtleri’nin, Türkiye Cumhuriyeti’nin asli unsuru olduğunu düşünen ve sınır ötesindeki Kürtlerin Türkiye Kürtlerinin (Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşları Türklerin) akrabalık uzantısı olduğu kavrayışına sahip bir MHP; Türkiye Kürtleri’nin Kuzey Irak Kürtlerinin uzantısı olduğu optik yanılgısına düşmeden Türkiye Cumhuriyeti’nde sarsılmaz bir barışı tesis edebilir.
 
Milliyetçi Hareket Partisi’nin barındırdığı en önemli potansiyel güç budur ve bu ‘saklı güç’ açısından da Türkiye Cumhuriyeti’nin sigortası kimliğini taşımaktadır.
 
Paris Hilton’a gelince…
 
Türkiye seyahati sırasında, Türk kökenli mi, Kürt kökenli mi bakmadan kendisini sahneden Türk vatandaşlarının elleri üzerine atmıştır.
 
Bugünlerde, benim için ehemmiyeti bununla sınırlıdır.

atilganbayar@haberturk.com