Meydanlarda siyasi tansiyon yükselmeye başladı…

Hep bildik karakterler, hep tanıdık üsluplar…

Sataşma, meydan okuma, küçümseme, yok sayma, ötekileştirme ve öfke…
Göz önündeki bu rol modelleri, siyaseti, kavgacı ve çözümsüz bir koridora sokmakla kalmıyor, aynı zamanda, topluma da olumsuz örnek oluyorlar…
O nedenle, sokaktaki vatandaş kaygılı, heyecansız, ilgisiz ve umutsuz…
 
Merak ediyorum, 22 Temmuz’a kadar, küresel ısınmadan, kuraklıktan ve beslenme sorunlarından bahseden olacak mı?
Bunlarla ilgili derli toplu politikalardan, yeni vizyonlardan söz eden olacak mı?
 
***
 
Meteoroloji raporlarına göre, bu yıl, Ege Bölgesi’nde yüzde 45, Marmara Bölgesi'nde yüzde 33, İç Anadolu Bölgesi'nde yüzde 22, Akdeniz Bölgesi'nde ise, yüzde 12, normalden daha az yağış oldu.

Bu durumun, üretim ve tüketimi önemli ölçüde etkileyeceği tahmin ediliyor;
  • Pamuk ve mısırdaki verim düşüklüğü nedeniyle, 2 milyar dolarlık ithalat yapılacak. Pamuk rekoltesinin düşüklüğü tekstilde kaliteyi ve fiyatları etkileyecek. Mısırdaki rekolte düşüklüğü ise, beyaz et ve yumurta fiyatlarını etkileyecek…
  • Buğdaydaki düşüş, ekmeğin fiyatına, arpadaki düşüş te, besicilik maliyetlerine, dolayısı ile ete ve süte etki edecek…
  • Aşırı sıcaklık ve poyraz, domates, meyve, karpuz ve kavun üretim miktarını ve kalitesini etkileyecek…
 
***
 
  • 1950 de dünyada 2.5 milyar insan yaşıyordu. 2000 yılında bu sayı 6 milyarı geçti. Başka bir deyişle, 1950 den bugüne dünya nüfusu, önceki 4 milyon yıldan daha fazla arttı.
  • Dünyada her yıl, azımsanamayacak kadar toprak, erozyonla kaybediliyor.
  • Küresel ısının her 1 derece yüksekliği ise, tahıl üretiminde % 10 luk azalmaya yol açıyor.
Tüm bunlar, dünyanın gerçeği ve tarımsal momentumda giderek azalmaya neden olacak.
Artık kişi başına düşün yıllık tahıl miktarında, belirgin azalmalar ortaya çıkmaya başladı. (Önümüzdeki yıllarda, hububat stokları azalacak ve fiyatlar yükselecek.)
 
Dünya, bir yandan tahıl verimini arttırmaya çalışırken, öte yandan tahılın nasıl daha ekonomik bir şekilde, proteine döneceğinin hesaplarını yapıyor.
Örneğin;
  • Bir sığırın bir kilo alabilmesi için, 7 kilo tahıla ihtiyacı var.
  • Domuz için her ilave kilo, yaklaşık 3.5 kilo tahıl gerektiriyor.
  • Kümes hayvanları içinse, 2 kilo civarında tahıl ihtiyacı var.
  • Sazan balığının her bir kilosu için de, 2 kilodan biraz daha az tahıl gereksinimi var.
Dünya, artık bunların hesaplarını yapıyor. İnsanların daha az masrafla, daha kaliteli beslenebilmesinin, yolları aranıyor.
 
***
 
Geçtiğimiz yıllarda, bir grup bilim adamı ile, İstanbul’da ilk öğretim okullarının kantinlerinde, bir araştırma yapmıştık.
Durum gerçekten içler acısıydı.

Okul kantinlerinin tamamında gazlı içecekler, fast food yiyecekleri var, ama süt, meyve ve salata yok denecek kadar azdı.
(Gazlı içecekler, çocukların kemik yapılarında mineral bozukluklarına ve dolayısı ile kemiklerinin zayıflamasına yol açar. Teneffüste koşan, terleyen ve sıvıya ihtiyacı olan çocuklar, ne yazık ki kantinlerde, su yerine gazlı içecekleri tüketiyor.)
ABD’de bazı eyaletlerde, ilk öğretim okullarının kantinlerinde, fast food yiyeceklerinin satışı yasak.
İngiltere’de çocukların uyanık olduğu saatlerde, televizyonlarda fast food reklamları yasak.

Çünkü, erken yaşlarda fast food kültürü ile beslenmeye başlayanlarda, kalp-damar hastalıkları ve şeker hastalığı riski, çok artıyor.
Okul kantinlerinin standardize edilmesi, denetlenmesi, okul sütü projeleri, müfredata beslenme derslerinin konması, öğle yemekleri için yeterince zaman ayrılması gibi üzerinde çalışılması gereken pek çok proje var…
 
***
 
Türkiye’de nüfus giderek artıyor.
Bölgeler arasındaki dengesizlik te aynı oranda artıyor.

Ve artık Türkiye, tarımsal üretimde kendine yetebilen bir ülke değil.

Bu ülkede, akşam yatağına aç giren 1 milyon insan var, yeterince beslenemeyen ise, 18 milyon insan var.

Uzun vadeli bir beslenme politikasına ihtiyacımız var. (Beslenme ve karın doyurma ayrı şeyler.)

Tarımsal ürünlerimizi nasıl arttırabiliriz, nasıl daha ucuza mal edebiliriz, kişi başına tüketim miktarını nasıl daha fazla ve daha kaliteli hale getirebiliriz?

Bunların hesapları ve projeksiyonları yapılmalı.

Geleceğimizi sağlıklı ve güçlü nesillere emanet etmek istiyorsak, bu şart…
 
***
 
Peki siyasetin gündeminde bunlar var mı?
 
Bugüne kadar seçim meydanlarında, televizyon programlarında, siyasetçilerin bunlardan bahsettiğine, çözüm önerileri getirdiğine tanık oldunuz mu?
 
Ben görmedim…
 

İşimiz gerçekten zor…

turhancomez@haberturk.com