AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Sen kalkacaksın bu ülkede benim başörtülü bacıma rahibe benzetmesi yapacaksın. İşte onun için buradan çıkınca kapı kapı dolaşacağız. 12 Eylülde sandıklarda bunlara en güzel cevabı vereceğiz'' dedi.

Erdoğan, partisinin Kazlıçeşme Meydanı'nda düzenlediği mitingde konuştu.

Türkiye'nin tek yürek olduğunu, coşkuda, heyecanda kardeşlikle birleştiğini belirten Erdoğan, ''Türkiye bir kez daha demokraside, özgürlükte, hukukta adalette birleşti. Bu bayram demokrasi bayramı olacak. Özgürlükler bayramı, adalet bayramı hukuk bayramı, ramazan bayramı olacak. Türkiye evet diyor, büyük Türkiye isteyenler evet diyor, ileri demokrasi ve özgürlük isteyenlere evet diyor. Üstünlerin hukuku değil, hukukun üstün olmasını isteyenler evet diyor. Türkiye'de çetelere dur demek isteyenler evet diyor. Türkiye yargıdaki siyasallaşmaya, kadrolaşmaya dur demek için evet diyor. Türkiye huzur, kardeşlik için, dayanışma, kardeşlik için evet diyor. Peki ne İstanbul ne diyor? Maşallahınız var. İstanbul evet diyor mu? Türkiye'nin özeti burada İstanbul'' şeklinde konuştu.

-''12 EYLÜLDE ONLAR CEVAPLARINI SANDIKTA ALACAKLAR''-
İnsanların önlerinde 2 seçenek olduğunu, bunlardan birinin darbe anayasası, diğerinin milletin anayasası olduğunu ifade eden Erdoğan, darbe anayasasını sandığa gömeceklerini kaydetti.

Egemenliğin kayıtsız şartsız millette olduğunu ve bunun tartışılamayacağını kaydeden Erdoğan, şunları söyledi:

''Ama bunun tartışılmasını isteyenler var. İşte 12 Eylülde onlar cevaplarını sandıkta alacaklar. Çünkü son gece kaset oyunlarıyla bize fatura kesmek istediler. Aday değilim dediler. Genel Başkanıyla kol kola evinde fotoğraf çektirdiler. Ama aradan 24 saat geçti. Birde baktık ki adayım dediler. Bu nasıl dürüstlük. Söz ağızdan bir kere çıkar. Siyasetçinin ağzından söz çıktıktan sonra onu bağlar. Sayın Kılıçdaroğlu bize dürüstlük dersi verme. Bu ülkede başörtülü bacılarımı tuttun rahibelere benzettin. 24 saat önce farklı, 24 saat sonra farklı biz alıştık. Sizin zaten tavrınız hep bu. Utanmadan sıkılmadan 'hükümet görevini yapsın' dedi. Hükümet onun talimatıyla değil ama eşeği sağlam kazığa bağlamak için, güvenlik güçleri görevini yaptı. Bunun Avcılar Belediyesi tarafından yapıldığı meydana çıktı. Dürüst ol, dürüst ol. Bu sizin ilk yanlışınız, ilk yalanınız değil. Daha çok yaptınız bunu.''

Anayasa Mahkemesini değiştirdiklerini, yeni bir teşkilat yapısı oluşturduklarını anlatan Erdoğan, yüksek mahkemenin üye sayısını 11'den 17'ye çıkardıklarını söyledi.

Mevcut 4 yedek üyenin asil üye olacağını, ayrıca 2 üyenin hukukçulardan seçileceğini belirten Erdoğan, bu süreçte Meclisin doğrudan üye seçmeyeceğini, hukukçularca seçilen üyelerin Meclis tarafından tercih edileceğini anlattı.

Erdoğan, baroların 3 isim göndereceğini, birini Meclisin tercih edeceğini, Sayıştay'ın 2 üye için 6 isim vereceğini, Meclisin de bu isimlerden 2'sini tercih edeceğini kaydetti.

Avrupa ülkelerinde anayasa mahkemesinin üyelerinin neredeyse tamamını Federal Meclis veya Federal Konsey'in seçtiğini, bazılarında ise hükümetin belirlediğini dile getiren Erdoğan, yapılan yeni düzenlemede hükümetin böyle bir seçim yapmadığını söyledi.

Erdoğan, Hakimler Savcılar Yüksek Kurulunda (HSYK) ise hükümetten sadece Adalet Bakanı ve müsteşarın bulunduğunu, bunu da kendilerinin getirmediğini, yıllar önce var olan bir uygulama olduğunu belirtti.

-''ŞİMDİ MİLLETİN ÖN BAHÇESİ OLACAK''-
Şu anda HSYK'ya kürsü hakimlerinin 15 yıllık hakim ve savcılardan 10 üye seçeceklerini, bunların şimdi bunu bile hazmedemediklerini ifade eden Erdoğan, şunları söyledi:

''Niye? Çünkü daha önce onların arka bahçesiydi. Şimdi milletin ön bahçesi olacak, onun için... Bu hazımsızlık nereye kadar gider bilemem. Ama benim bildiğim bir şey var. Adalet mülkün temelidir. Ve inşallah bu olacak. Artık üstünlerin hukukuna değil, hukukun üstünlüğüne gidiyoruz. Çünkü ileri demokrasi bu, özgürlükler bu. Aksi takdirde işte korsanlar, işte çeteler bunlarla mücadele verdik, bunlarla uğraştık. Ayaklarımızdaki prangaları kırmakla uğraştık. 7.5 yılımız böyle geçti. Artık bu prangaları kırmakla uğraşmak istemiyoruz. Sadece biz milletimize efendi olmaya değil, hizmetkar olmaya geldik deyip hizmet etmek istiyoruz. Söz sende, karar sende, yetki sende, mühür sende. Şimdi soruyorum; çetelerle mücadeleye evet mi? Büyük Türkiye, itibarlı Türkiye'ye evet mi, ileri demokrasiye evet mi, aydınlık bir Türkiye'ye evet mi?''

Kalabalıktan ''Evet'' sesi yükselmesi üzerine Erdoğan, İstanbullulara ''kararımız, oyumuz ve tercihimiz'' diye sordu ve her birine ''evet'' yanıtını aldı.

-''BU BİR KIRILMA NOKTASI''-
Başbakan Erdoğan, İstanbul'un kararını verdiğini, halk oylamasına kalan bir haftalık süre içinde gece gündüz demeden, kapı kapı dolaşacaklarını söyledi.

''Çünkü bu bir kırılma noktasıdır. Bu bir sıçrama noktasıdır. Bunu sizlerle aşacağız'' diyen Erdoğan, çünkü kendilerinin güçlerini halktan ve haktan aldıklarını kaydetti.

Erdoğan, Şeyh Edebali'nin ''İnsanı yaşat ki devlet yaşasın'' dediğini hatırlatarak, ''Bursa'nın temelinde işte bu var. Edirne'nin temelinde işte bu var. İstanbul'un ruhunda işte bu var. Süleymaniye'nin, Fatih'in, Ayasofya'nın, Topkapı'nın, Dolmabahçe'nin harcında, mayasında, ruhunda, özünde işte bu anlayış var. Bizim sevgi medeniyetimizin kültürümüzün, tarihimizin kökeninde bu ilke var. Bu zihniyet var. İnsanı yücelteceksin ki devlet yücelsin, insanı yaşatacaksın ki devlet yaşasın, insanı güçlendireceksin ki devlet güçlensin'' diye konuştu.

-''DARBELERLE MİLLİ İRADEYİ BOĞMAK İSTEDİLER''-
Türkiye'de 27 Mayıs 1960'ta bir darbe yapıldığını ve seçimle gelmiş bir başbakan olan Adnan Menderes ile seçimle gelen bakanlar Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan'ın idam edildiğini hatırlatan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Siyasetin üzerine çöktüler. Milli iradeyi boğmak istediler. Demokrasiyi ortadan kaldırmak istediler. Yaptıkları darbe milleti vurdu, Türkiye'nin gelişimine darbe vurdu. Hakka hukuka darbe vurdu. Ama hedeflerine ulaşamadılar. Milletin demokrasi yürüyüşünü engelleyemediler. 12 Mart'ta tekrar demokrasiye müdahale ettiler. Aynı şekilde 12 Eylül'de bir kez daha demokrasiyi kesintiye uğrattılar. Bitmedi, 28 Şubat'ta bir kez daha milli iradeyi küçümsediler. Siyasetin üzerine karabasan gibi çöktüler. Siyasetin üzerine vesayeti yerleştirdiler. İnsanı değil devleti merkeze aldılar. 'İnsan için devlet' değil, 'Devlet için insan' dediler. Vatandaşına hizmetkar olan değil, vatandaşına buyurgan olan anlayışı egemen kıldılar. Halbuki yeri geldiği zaman bunlar 'Atatürkçüyüz' diyorlardı. Ama Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk şu ifadeyi kullanıyordu; 'Millete efendilik yoktur, millete hizmet etmek vardır' diyordu. Bunlar akşam başka, sabah başka. Sanal korkular yaydılar. Sanal tehditlerle milleti sindirdiler. Çetelerle mafyayla sinsi örgütlenmelerle ülkeye millete istikamet çizmek istediler. Şimdi mafya var mı, şimdi çeteler var mı? Bunların karşısında bütün tehditlere karşı dimdik durduk. Yılmadık, usanmadık, böyle devam ettik, böyle devam edeceğiz.''

-''İMRALI'YLA GÖRÜŞENLER BULUNUYOR''-
Başbakan Erdoğan, internette takibe takılanların olduğunu, İmralı'yla görüşenlerin bulunduğunu da belirterek, şöyle devam etti:

''Bütün bunlar niçin yapılıyor? '12 Eylülde 'evet'i engelleyelim. Sakın ha sandığa gidilmesin'. Bunun kampanyasını yapanlar var. Ama Diyarbakır coştu. Diyarbakır güçlüydü. Diyarbakır 'evet' dedi. Ve ben Diyarbakırlı kardeşlerime şunu söyledim; 'AK Parti iktidarı hiçbir etnik unsurun iktidarı değildir. AK Parti iktidarı Türkiye'deki 73 milyonun iktidarıdır. Türk de benim kardeşim Kürt de benim kardeşim. Laz'ı da Çerkez'i de Arnavut'u da, Boşnak'ı da, Roman'ı da, Arap'ı da, Gürcü'sü de hepsi benim kardeşim. Çünkü biz yaratılanı Yaradan'dan ötürü seviyoruz, makam mevkiden dolayı değil, para puldan dolayı değil. Onların hepsi gelip geçici. Cumhurbaşkanı olsan ne yazar, başbakan olsan ne yazar, Genelkurmay başkanı olsan ne yazar, bakan olsan ne yazar. Bir gün gelecek öleceksin 2 metre bir mezara gömecekler ve 'Cumhurbaşkanı niyetine' demeyecekler. 'Er kişi niyetine' diyecekler. 'Başbakan niyetine' demeyecekler. 'Er kişi niyetine' diyecekler. Ben boydan biraz daha farklı mezar istiyorum. Durum bu. Öyleyse kime neyin afrasını tafrasını yapıyoruz. Mütevazı olalım. Gurur kibir... Bunların hiçbirisi bir yere taşımıyor. Önemli olan bu kubbede hoş bir sada bırakmak. Bunu başarmamız lazım.''

Erdoğan, vatandaşın, 3 Kasım 2002'de yanlış gidişe ''dur, yeter, söz de karar da milletindir'' dediğini ifade ederek, 8 yıldır başlarını öne eğmeden demokrasi mücadelesini sürdürdüklerini, 8 yıldır hukukun üstünlüğü, hak ve adalet dediklerini, aldıkları yetki ve güçle yollarına devam ettiklerini söyledi.

''Hayır dualarınızı bizden esirgemediniz. Biz de emanetinize gözümüz gibi baktık, emanetinizi canımız gibi koruduk, çetelere boyun eğmiyoruz, mafyaya eyvallah etmiyoruz'' diyen Erdoğan, 8 yıldır 73 milyon vatandaşın her birinin yaşam tarzının emniyetleri altında olduğunu kaydetti.

''İzmir'in, İzmirlinin hukuku da bizim güvencemiz altındadır, Diyarbakırlı kardeşimin hukuku da bizim teminatımız altında. Oraya farklı oraya faklı bakmadık. Çünkü AK Parti'nin iktidarında bizim ilkelerimizde asla böyle bir anlayış yok'' diye konuşan Erdoğan, etnik, bölgesel, dinsel milliyetçilik yapmadıklarını vurguladı.

-''BUNLAR DEVLET CİDDİYETİ NEDİR BİLMEZLER''-
Başbakan Erdoğan, devlet karşısında hiç kimsenin kendisini ötelenmiş, itilmiş, örselenmiş hissetmemesini istediklerini ifade ederek, ''Biz istiyoruz ki, hiç kimse, dilinden, inancından, etnik kökeninden, aidiyetlerinden dolayı horlanmasın, hor görülmesin. Zengine ayrı, fakire ayrı hukuk olmaz, güçlü için farklı, zayıf için farklı muamele olmaz. Sesi çok çıkanın haklı, sesi çıkmayanın haksız olduğu bir düzen insani, vicdani, ahlaki bir düzen olamaz'' diye konuştu.

Muhalefet partilerinin kendilerini ''AK Parti kendi anayasasını yapıyor'' diye eleştirdiğini ifade eden Erdoğan, anayasa hazırlarken CHP'ye de MHP'ye de gittiklerini, CHP'nin daha kapağını açmadan ''hayır'' derken, MHP'nin ''kahve, çay içmeye gelirsiniz'' dediğini anlattı. Erdoğan, ''Bunlar devlet ciddiyeti nedir bilenlerden değil. Bunlar, sulu şaka yapmayı çok severler. Bunlara devlet filan asla teslim edilemez'' dedi.

TBMM Başkanı'nın uzlaşma komisyonu kurulması ve beraber çalışılması için yazı yazdığını anımsatan Erdoğan, muhalefet partilerinin sıcak yaklaşmadığını ve komisyona üye vermediğini anlattı.

Erdoğan, ''Bunlar samimi yaklaşmadı. Bunlar her zaman böyle. Bunların uzlaşma dilinde... Uygulamada bunlarda uzlaşma yok, bunların derdi üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek. Ama kusura bakmayın, bu bağcı sizin dayağınızı yiyecek bir bağcı değil. Bu bağcıya dayak atacak olan birisi varsa, o millettir. Milletim dışında hiç kimse bu bağcıya dayak atamaz'' diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, her gün gazetelerin arka sayfasında yayımlanan ilanlarda Anayasa değişikliğine neden ''evet'' denilmesi gerektiğini anlattıklarını anımsatarak, şöyle devam etti:

''Şimdi duydum, muhalefet diyor ki 'Bu kadar parayı nereden buluyorlar?' Ben CHP'ye, MHP'ye, BDP'ye şunu söylüyorum. 'Ey CHP, ey MHP sen hazineden para alıyor musun?' Alıyorsun. Ben de hazineden para alıyorum. Hazineden aldığımız parayla bunları yapıyoruz. Sen hazineden aldığın paraları nerede harcıyorsun bilemem, ama biz burada harcıyoruz ve ona göre bu işi götürüyoruz. Şimdi diyor ki 'Devletin arabasıyla geziyor'. Evet, bugüne kadar devletin arabasıyla gezdim. Bu bana yasanın verdiği bir hak. Yasa diyor ki, 'Başbakan, bakanlar seçimlerin yasaklarının başlayacağı ana kadar gider açılış yapar, illeri ziyaret eder, dolaşır, çünkü o araç-gereçler makama tahsislidir.' Makama tahsisli olduğu için bunlar bu şekilde yapılır fakat bunu bile saptırıyorlar, 'Devletin imkanların kullanıyor' diyorlar. Siz devletin 3,5 yıl başında oldunuz sayın Bahçeli, sen o zaman kullanmadın mı bu araçları?''

-''BUNLAR KAFATASI MİLLİYETÇİSİ''-
Başbakan Erdoğan, geçmiş hükümetlerin IMF'den aldıkları paraları ödediklerini, 23,5 milyar dolar borçtan 6,6 milyar dolar kaldığını ifade ederek, ''Bunlar milliyetçi değil mi? Söylüyorum rahatsız oluyorlar. Senden olsa olsa kafatası milliyetçisi olur. Milliyetçilik, bu milleti ve vatanı sevmektir, vatana hizmettir. Ne yaptın hizmet olarak çık onu söyle?'' diye konuştu.

Merkez Bankası'ndaki parayı 26,5 milyar dolardan 75 milyara çıkardıklarını, işçi ve memura toplam 13,5 milyon lira nema ödediklerini, konut edindirme yardımlarını ödediklerini anlatan Erdoğan, artık dünyada itibarı olan bir Türkiye olduğunu, ülkenin 2010 yılı ilk çeyreğinde büyüme hızının yüzde 11,7 olarak gerçekleştiğini, Türkiye'nin dünyada 4., Avrupa'da birinci sırada yer aldığını bildirdi.

Devletin borcunu indirdiklerini, borçlanma faizini düşürdüklerini belirten Erdoğan, aradaki farkın artık vatandaşın cebinde olduğunu söyledi.

Erdoğan, ''Buralara kolay gelmedik, yere sağlam bastık. Çetelerin önünde durduk. Organizatörlerin önünde durduk. Onlara yol vermedik. Onlar yol istediler, biz durdurduk. Faili meçhullar açığa çıksın istiyoruz. Demokrasiyi ortadan kaldırmaya hiç kimse cüret edemesin, cüret edenler hesabını yargının önünde versin istiyoruz. Hiç kimse, hiçbir zümre, kirli senaryolarla, kirli tahriklerle, milleti sokağa da dökmesin, bu ülkede kan dökerek huzura da kastetmesin diyoruz. Biz artık, hukuku farklı şekilde değerlendirenlere bir dama düşen olarak sesleniyorum: Kimseyi uyutamazsınız. Biz bazı gerçekleri yaşadık'' diye konuştu.

-''BEN BİZZAT BEDELİNİ ÖDEDİM''-
Danıştay'ın 90'lı yıllarda Türkiye'nin 22 milyar dolar borcu olduğu dönemde Telekom özelleştirmesini engellediğini anlatan Erdoğan, şöyle devam etti:

''O zaman Telekom'u satmış olsak, borçlar sıfırlanacak ve 3 milyar dolar da hazinede kalacak. Danıştay ve Anayasa Mahkemesi bunu durdurdu. Şimdi o paraya satamazsın, geçti. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Levent'te İETT garajını 1 milyar dolara sattı. Bir uydurma oyala, oyala, oyala en sonunda alacak firma çekti, gitti. Şimdi İETT garajını 500'e de 400'e de satamazsınız. Şimdi bu zararı kim ödeyecek? Danıştay mı ödeyecek? Kim ödüyor bunu şimdi? İBB ödüyor. Çünkü ona göre yatırım planları yapmıştı. Şimdi o büyük fatura İBB'nin başına kabus gibi çöktü. İnsaf edin... Yani, yasama, yürütme, yargı, biz, her şey Türkiye için el ele veremezsek, bu ülkenin menfaatlerinde birleşemezsek, nerede birleşeceğiz, soruyorum? Biz kendimiz için adalet değil, herkes için adalet istiyoruz. Ülkemiz için adalet istiyoruz, bağımsız yargı diyoruz, ama yetmez, tarafsız yargı diyoruz, güvenilir yargı diyoruz. Yargı ideolojik davranmayacak. 'Efendim davranmıyoruz.' Davrandın, davrandın, davrandın. Bana da davrandın, bana...

Çünkü ben bizzat bunun bedelini ödedim. Geçenlerde de açıklamasını da yaptım. Yargıtay'da maalesef belli bir mezhebi grup bu noktada öyle yaklaştı. Yaptığım neydi benim? Sadece okuduğum bir şiirdi. Bir şiirin bedeliydi. Az önce U2, Bono ziyaretime geldi. 'Yahu sen neden dolayı girmiştin içeri?' Dedim 'Böyle böyle bir konudan dolayı.' Kahkahayı bastı. Çünkü alışılmış bir şey değil, bu ülke bunlardan çok çekti. Diyarbakır, Mamak, Sincan cezaevlerinde bunlar yaşandı. Ama o tezgahlardan biz de geçtik. Bizi de Metris'e uğrattılar, Alemdağ'ına, Selimiye'ye uğrattılar. Buraları biz de ziyaret ettik. Ama güzel oldu, orada özgürlüğün tadını aldık, demokrasi öğrendik, özgürlüğün ne kadar önemli olduğunu öğrendik. Bunlar 'Muhtar bile olamaz' diyorlardı, ama millete rağmen diyorlardı. Millet onları affetmedi, onların 'muhtar bile olamaz' dediğini Türkiye Cumhuriyeti'ne başbakan yaptı. Olay bu.''

Vatandaşın 12 Eylülde bir partiye oy vermeyeceğini, ''evet'' veya ''hayır'' diyeceğini belirten Erdoğan, bunun bir AK Parti projesi, Tayyip Erdoğan projesi değil, millet projesi olduğunu yineledi.

Bu süreçte Saadet Partisi, BBP, Hak-iş, çeşitli sivil toplum örgütleri, bağımsız ülkücüler ve bağımsız Kürt aydınlar olduğunu ifade eden Erdoğan, ''Bunlar bizimle birlikte hareket ediyorlar. AK Partili oldukları için değil, demokrasi aşığı, özgürlük mücadelesi, hukukun üstünlüğü için birlikteler'' dedi.

''Tuzu kurular, kaymak tabaka, milletin önünde engel olmasın, Türkiye'nin yolundan artık çekilsin istiyoruz'' diyen Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

''1960 Anayasasına kim çanak tuttu? CHP. 28 Şubat'ta kim dut yemiş bülbüle döndü? CHP. '27 Nisan bildirisinin altına imzamızı atarız' kim dedi? CHP. Yargıyı nasıl siyasallaştırdıklarını biliyorsunuz. Geçmişte sayın Moğultay, Oktay ne dediler? 'Biz kendi örgütümüzden yani CHP'den eleman almayacağız da ülkücülerden, Refahlılar'dan mı alacağız?' 3 bin kişi aldılar ve şimdi o 3 bin kişi yargıda belirleyici noktadalar. Yargıyı siyasallaştıranların kim olduğu ortada'' diye konuştu.

-''SEN SİYASİ PARTİSİN, SİLİVRİ'DE AVUKAT OLAMAZSIN''
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nu da eleştiren Erdoğan, ''Sen siyasi partisin, sen anamuhalefet partisinin, sen Silivri'de avukat, İstanbul'da demokrat olamazsın. Şimdi kendisine diyorum ki; Anayasa Mahkemesi'ni, ana muhalefet mahkemesi haline getirdiniz. Anayasa Mahkemesi'nin önünde tank gibi dururken çıkmış diyor ki 'Ben darbe tanklarının önünde dururum'. Nasıl olacak da sen darbe tanklarının önünde duracaksın? Özgürlüklerin önüne mayın döşerken, özgürlüktün yana olamazsın'' şeklinde konuştu.

AK Parti'nin bu yola çok farklı çıktığını, işleri çok farklı yürüttüğünü ve 8 yılda çok ciddi mesafe alındığını belirten Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

''Ben CHP'li kardeşlerime diyorum ki bu tutarsızlıkları lütfen görün. Tarih boyunca neler yaptıkları ortada. Onların bu aldatmacalarına sakın aldanmayın. Avcılar Belediyesi'nin kızlarımızı ve kadınımızı rahibeye benzetme olayını anlattım. Elimizde artık resmi belge var ve Avcılar Belediye Başkanı'nın talimatıyla hangi ajansa hangi matbaaya bunu yaptırdıkları belli ve 20 bin tane broşürü nereye bastırdıkları belli.

Benim MHP'li kardeşime de söylüyorum, diyorum ki; MHP'li kardeşim tavan başka inanıyorum ki taban başka. İnanıyorum ki gerçek anlamda milletini, vatanını sevenler olarak, bu özgürlük mücadelesinde bedel ödeyen insanları sevenler olarak diyorum ki gelin 12 Eylül'de sizler de 'evet' deyin diyorum. Çünkü hiç bir zaman bir araya gelemeyen, gelebilecekleri düşünülemeyen kim var bu 'hayır' cephesinde CHP, MHP, BDP, Türkiye Komünist Partisi, İşçi Partisi, YARSAV, başörtü konusunda ertesi gün başlığını '411 el kaosa kalktı' diyen medya var. Bunları yutacak mıyız? Onun için daha çok çalışacağız. Diyoruz ki gelin bunu parti hesaplaşmasına dönüştürmeyelim.''

Başbakan Erdoğan, referandumun bir güven oylaması olmadığını belirterek, ''12 Eylül'den sonra hesaplaşırız. O zaman ne dersen de. Ben de diyeceğimi bilirim. İktidarımızla ilgili söyleyeceğin varsa söyle, söyle. Ben de gereğini söylerim. Ama şimdi Anayasa ile ilgili 26 maddelik paketi oyluyoruz'' dedi.

Partilere ders ve mesaj vermek isteyenlerin 2011 seçimlerini beklemesi gerektiğini ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti:

''2011 seçimlerine 10 ay var ve Türkiye'nin geleceğini, politik hesaplarla karartmayalım, Türk insanının kazanımlarını ucuz polemiklerle heba etmeyelim. 12 Eylül halk oylaması bir güven oylaması değildir. 'AK Parti şu kadar oy aldı', böyle bir şey yok. 'Bu AK Parti'nin oyudur', böyle bir şey yok. Bizden bunu duymayacaksınız. Halk oylaması başka bir şey, partilerin oylanması başka bir şey. Bu kültürü kazanmamız, yaşamamız ve yaşatmamız lazım.

12 Eylül'de bir hesaplaşma olacaksa, darbeci zihniyetle olacak, vesayetçi anlayışlarla olacak. Milletin iradesini küçümseyenlerle olacak. 'Hayır' ittifakı içindeki partilere buradan sesleniyorum. Kimsenin iradesine ipotek koymayın, küçümsemeyin, hor görmeyin, kötülemeyin ve ne 'evet' diyenler ihanet içindedir ne 'hayır' diyenler ihanet içindedir. Halk oylamasında aziz milletimiz iradesini ortaya koyacaktır. Bize göre milletimizin iradesi hangi istikamette olursa olsun saygındır.''

-''BAZI SATILIK GAZETELERİNİZ VAR, BİLİYORUZ''
Ana muhalefet partisi lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun ''Bunlar İmralı ile anlaştı'' dediğini belirten Erdoğan, şunları dile getirdi:

''Hukukta bir kaide var. Müddei iddiasını ispatla mükelleftir, yani iddia sahibi, iddiasını ispatla mükelleftir. Benim veya arkadaşlarımın bir terörist başıyla masaya oturduğunu, anlaştığını ispat edemezseniz şerefsizsiniz. Bu kadar açık konuşuyorum.

Biz şu 8 yılda verdiğimiz mücadele esnasında Yüksekova'da, Şemdinli'de mücadele verirken, bunlar Ankara'dan terör örgütüne destek yağdırıyorlar. Hiç bir zaman biz bunlarla masaya oturamadık. 'Gelin sizlerle terörü konuşalım' dediğimizde masaya oturmadılar. Kara propaganda yapıyorlar, bilgi kirliliği yaratmak istiyorlar. Bu kampanyaları sürekli devam ettiriyorlar ve bizden bazı şeylerin cevabını istiyorlar. Bu iktidar sizin şamar oğlanınız değil.

Biz inandığımız yolda aynı kararlılıkla devam edeceğiz ve bazı satılık gazeteleriniz var, biliyoruz. Yalan, uydurma haberlerle iftira kampanyalarınızı biliyoruz. Bunlara sadece sabrediyoruz çünkü yargıya müracaat ettiğimizde aldığımız cevaplar belli. Yargı ne diyor biliyor musunuz? 'Siyasetçi bu tür hakaretlere alışmalı. Bunlar ağır eleştiri sınıfına girer' diyor. Hakaret demiyor. Peki aynısını ben sana yapsam o zaman sen ne diyeceksin. Ağır eleştiri mi diyeceksin? O zaman ben diyeceğini söyleyeyim,'ben siyasetçi değilim' diyecek. Bu ülkenin başbakanına kalkıp da 'Türküm demekten kaçınan bir başbakan' hakaretini bir yargı mensubu olarak nasıl yakıştırabiliyorsun?''

Bu güne kadar verdiği mücadeleyi, ülkesi için verdiğini ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:

''12 Eylül gecesi, AK Parti'nin zaferini değil, Türkiye'nin zaferini, Türk milletinin, ileri demokrasinin zaferini kutlayacağız. Kazanan AK Parti değil, Türkiye olacak. Kaybeden bir bütün olarak muhalefet partileri değil, değişime direnen anlayış olacak. Şahsi çıkarlarını, ikballerini, makamlarını milletin önünde görenler, millet adına böyle bir değişikliğin önünde durmaktan çekinmiyorlar. AK Parti her fırsatta cesaretle söyledi; millet kazanacaksa AK Parti kaybetmeye razı.''