Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

KUTLU ESENDEMİR / GAZETE HABERTÜRK

Siyasette gerilimin tavan yaptığı bir dönemde, geçen haftanın umut ve moral veren gelişmesi, kuşkusuz, Kürt sorununun çözümü konusunda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’yla bir araya gelmesiydi. CHP’nin talebiyle bir araya gelen liderler ve kurmayları yaklaşık bir saat görüştü ve bu toplantı sonrasında geleceğe dair iyimser mesajlar verdi. CHP tarafının 10 maddelik çözüm paketi ve bu buluşmanın mimarıysa anamuhalefet partisinin Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu’ydu.

CHP’li Tanrıkulu’yla işte bu toplantıyı, toplantının perde arkasını ve son gelişmeleri konuştuk. 

- Başbakan Erdoğan’dan randevu isterken herhangi bir kaygınız var mıydı?

Bizim attığımız adımın kendisi, sürekli hissettiğimiz bir kaygının sonucuydu. Bu kaygımız hâlâ devam ediyor. Bu ülkede gençlerin cenazeleri toprağa düştüğü sürece kaygımız bitmeyecek. Sayın Başbakan’dan randevu talep ederken, randevuya veya görüşmenin içeriğine dair herhangi bir kaygı duymadık elbette. Tam tersine, biz mevcut kaygılarımızı gidermek için, “Gelin; birlikte bu işi çözmek için çalışalım” dedik. Eğer bizler, yani Meclis çatısı altında bulunan ama farklı yaklaşımları temsil eden siyasetçiler, ölümlere karşı ortak bir paydada buluşabilirsek, sadece bizim değil, tüm toplumun kaygıları giderilmiş olur. 

- Başbakan ve kurmaylarıyla bir araya geldiğinizde, salonda nasıl bir hava vardı?

Siyasette olması gereken saygı ve ev sahibi olmanın geleneksel özeni ve nezaketi vardı. Ama ikram edilen çaylar soğuktu. Ben sıcak çay severim. Bir de kristal bardak geleneksel çayımıza yakışmıyor. Sade, kahvehanelerde, evlerde rastladığımız, geleneksel cam bardaklar çay içimi için en iyisi... 

- 10 maddelik çözüm paketinizin içeriğinde hangi başlıklar bulunuyor?

Biz çözüm önerilerimiz konusunda katı bir tutum içinde değiliz. Nasıl ki hükümete bazı önerilerde bulunduysak, farklı önerilere de açığız. Ama kamuoyuna yansıdığı gibi, öncelikle Meclis çatısı altında Toplumsal Mutabakat Komisyonu’nun oluşturulmasını önerdik. Bir başka somut önerimiz ise Akil İnsanlar Komisyonu. 

- Ne yapabilir bu komisyon?

Bu grup Kürt sorunu konusunda tüm tarafların görüşlerini içeren bir rapor hazırlayabilir veya süreç içinde, aktif siyaset hayatındakilerin tıkandığı anlarda devreye girebilir. Bunun ayrıntıları tartışılabilir. Toplumsal Mutabakat Komisyonu’ndaysa Meclis’te grubu bulunan dört siyasi partiden eşit sayıda üyeler olur. Aslında Meclis’teki dört parti, toplumda yaşanan ayrışmanın da adeta temsilcisi gibi görünüyor. Kürt sorunuysa tüm Türkiye’nin ortak sorunu olduğuna göre, siyaset kurumunun bu sorunu çözmek için bir araya gelmesi, beraber tartışması lazım. 

- Bu komisyonlara önereceğiniz isimler kimler olabilir mesela?

Öneriyi yapan taraf olarak şu anda herhangi bir isim vermem doğru olmaz. Önemli olan bu komisyondaki kişiler değil, komisyonun kendisi. Biz o aşamaya geldiğimizde, isimler konusunda da tartışabiliriz. 

- Çözüm paketini açıkladığınızda Başbakan ve kurmaylarının tepkisi ne oldu?

Türkiye’de son 30-35 yılık süreçte -ki bu daha da eskiye götürülebilinir- siyaset kurumunun bu sorunu tanımlayamadığı ve çözüm süreçlerini başlatmadığı görüşündeyiz. Ayrıca son 10 yıllık AKP hükümetleri döneminde artan travmayla bu sorun daha da derinleşmiş ve toplumda kutuplaşma da artmıştı. “AKP politikaları iyidir. Size destek olalım” diye gitmedik. AKP tarafı tespitlerimize itiraz etmeden yöntem konusu üzerinde görüş ortaya koydu. 

- Kılıçdaroğlu, Başbakan’a “Birlikte Uludere’ye gidelim” önerisini getirince ne yanıt aldı?

Bu öneri Sayın Başbakan’ın beklediği bir öneri değildi. O nedenle başlangıçta bir sessizlik oldu ama olumlu veya olumsuz bir yanıt verilmedi. Başbakan, daha sonra, “Her yere beraber gideriz” dedi. Uludere’yi anmadan. Ama mesele şu: Her yer Uludere... Uludere bir kırılma noktası. Başbakan ister diğer genel başkanlarla ister kendisi Uludere’ye gitmeli ve açıkça özür dilemeli. Başbakan’ın Uludere için alacağı tutum muhtemelen bu sürecin başlangıcı olur. 

- Sizin açınızdan toplantının en önemli ve sizin dikkatinizi çeken anı neydi?

Genel başkanımızın Uludere’yle ilgili teklifi bence çok önemliydi. Başbakan’ın gitmediği, gidemediği, adını anmak istemediği bir yere beraber gitme teklifi şaşırtıcı ve bir o kadar da bu sürecin güçlü başlamasına dikkat çeken bir öneriydi. Açıkçası AKP tarafı böyle bir öneri beklemiyordu ve hiç yorum yapmadı. 

- Başbakan görüşmenin ardından Türkiye’de Kürt sorunu olmadığı düşüncesini yineledi ve terörü hedef gösterdi.

Bakın; Sayın Başbakan her seferinde, “Biz inkâr siyasetini sonlandırdık” diyor ama bir yandan da Kürt sorununun varlığını inkâr ediyor. Oysa çok değil, 3-4 yıl önce, hatta geçen yıla kadar Kürt sorununun kendi sorunu olduğunu bizzat Sayın Başbakan söylüyordu. Kürt sorunu tek bir husustan oluşmuyor. Evet; sorunun yakıcı tarafı halen bu sorun çerçevesinde yaşanan ölümlerdir. Ama bu ülkede Kürt kimliğiyle bağlantılı birçok mesele var. 

- Ne gibi?

Milyonlarca Kürt vatandaş yerinden yurdundan oldu. Bu insanların sorunları var. Keza, boşaltılmış binlerce köy var. Faili meçhuller var. Yoksulluk var. Çatışmaların yarattığı sosyal, ekonomik, siyasal tahribatlar var. Karşımızda devasa bir enkaz var. Bir yıkım olduğunda, “Nasıl olsa bina yıkıldı, öylece bırakalım” diyor muyuz? Hayır, enkazı kaldırıyoruz hemen. Dolayısıyla Kürt sorununun da yarattığı devasa bir enkaz var. Bu enkaz kalkmadıkça, yeni nesiller için yeni umutlar vaat edemeyiz. Meselenin özü budur aslında.

 

"TOPLUMSAL BARIŞ İSTEYEN HERKES BU SÜRECE KATILMALIDIR"

- MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi bu çalışmanın içine çekebileceğinizi düşünebiliyor musunuz?

Sayın Bahçeli’nin veya partisinin nasıl bir tutum alacağını yine kendileri belirleyecek. Ama biz şuna içtenlikle inanıyoruz ki, bu ülkenin refahını, toplumsal huzur ve barışı isteyen herkes, bu sürece katkıda bulunmalı. Siyaset kurumunda da ciddi bir ayrışma, hatta uçurum oluşmuş durumda. MHP’nin tutumunu da bu çerçevede düşünmek lazım. Siyaset, sorun çözme sanatıdır. Eğer sorunları çözmezsek, bu girdabın içinde debelenip kalacağız. Bu da en fazla Türkiye’ye kaybettirir. Çatışmadan, ayrışmadan, öfkeden kimse bir kazanım elde edememiş ki biz elde edelim. 

- BDP olmadan bu sorunu çözmek olası mı?

BDP bu konuda önemli bir taraf. Politikasını beğenirsiniz veya beğenmezsiniz, o ayrı konu. Ama BDP bugün Doğu ve Güneydoğu’da belli bir temsiliyet kabiliyetine ulaşmış durumda. Ne dedik? Toplumsal mutabakat. Eğer mutabakata varacaksak, BDP’nin bu süreçten dışlanması yanlış olur.

- MHP ve BDP liderlerinden ne zaman randevu isteyeceksiniz?

Gelişmeleri takip ediyor ve süreci bütün yönleri ile değerlendiriyoruz. Bu süreçte toplumu germeden ve yeni gerginlikler yaratmadan yol almak istiyoruz. Biz bir süreci başlattık ve bu süreç uzun soluklu ve sağduyuyla yürütülecek bir süreç. Bu nedenle en uygun zamanda, herkese derdimizi anlatmak için de görüşmeleri gerçekleştirmek amacıyla elimizden geleni yapacağız.

 

"TÜRKİYE DEĞİŞİYORSA CHP DE DEĞİŞECEKTİR"

- “Yeni CHP”, ulusalcı ve milliyetçilerin de bulunduğu tabanını, Kürt sorununun çözümü konusunda nasıl ikna edecek?

Biz tabanımızla sürekli diyalog halindeyiz. CHP tabanı ve seçmeni, esas itibarıyla özgürlükçü ve demokrat bir yapıda. Genel başkanımız sürekli örgütümüzle birlikte ve halkın içinde. Onların sorunlarını, taleplerini, tepkilerini dikkatle izliyor. Bizim tabanımız aklıselimi her zaman önde tutan bir kesim. Türkiye’nin dört bir yanından seçmenlerimiz bize geliyor ve “Artık bu sorunu çözün” diyor. Bunun dışında diğer siyasal partilere oy vermiş yurttaşlarımız çözüm taleplerini her ortamda, hatta cenaze törenlerinde bile bizlere iletiyor. Tabandan bu kadar talep geliyorsa, toplum çözüme hazır demektir. Şimdi mühim olan siyaset kurumunu da buna hazırlamak. 

- “Yeni CHP”nin muhafazakârlaştığı eleştirileri de mevcut.

CHP muhafazakâr değil, sosyal demokrat bir parti. Elbette Türkiye değişiyorsa CHP de değişecektir. Ama CHP içindeki bu değişim muhafazakârlık yönünde ilerlemiyor. Halkın duyarlılıklarını gözetiyor ve ona uygun politikalar üretiyoruz. Bizler iktidar alternatifi olan bir siyasal parti olarak toplumumuzun değerleri ve duyarlılıklarını gözeten bir siyasal tutum alıyoruz. Ancak, Türkiye’nin bugün model ülke olarak özelliği, iktidardan değil toplumdan gelen farklılıklara saygılı bir arada yaşama kültürüdür. Bu kadar siyasi manipülasyona rağmen hâlâ en zıt kutupları aynı ortam ve düzende bir arada görebiliyoruz. Bu kadar siyasi provokasyon ve kışkırtma dünyanın başka bir yerinde olsa kan gövdeyi götürürdü.