Türk Silahlı Kuvvetleri tarih boyunca Türk devletlerine ilham ve vücut vermiş dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna kaynak teşkil etmiş bir kurum.
Bu düşünceyle yıllardır orduyla alakalı her haberi, her yorumu olabildiğince takip etmeye çalışıyorum.
Türk ordusunun savaş kabiliyetini tartışmak anlamsız.. Zira bunun ne seviyede olduğunun kanıtları apaçık ortada. Askeri bakımdan en zor, dolayısıyla en riskli operasyon kabul edilen amfibik çıkarma harekâtıyla Kıbrıs'ta elde ettiği sonuç; 1999'da teröre karşı gerilla savaşında sağladığı başarı silahlı kuvvetlerin yetenekleri konusunda hükme varmaya kâfi.
Ancak savaş kabiliyeti bu seviyede olan gücün, sosyal politikalar ve uluslararası konjonktür değerlendirmesini de içine alan analizler söz konusu olduğunda dışa yansıyan görüntüsü için aynı rahatlık içinde konuşmak kolay değil..
Radikal sayfalarında değerlendirmelerini okuduğunuz meslek büyüğümüz Mehmet Ali Kışlalı her vesileyle TSK'nın tek noksanının 'halkla ilişkiler' olduğunu söylese de, son bir ayda yayımlanan üç bildiri, bana eksikliğin bundan ibaret olmadığını düşündürüyor.
Silahlı Kuvvetler'in siyasi gelişmeler ve terör olaylarına ilişkin değerlendirmeleri yanında beklentilerinin ifade edildiği açıklamalar, keza son olarak 'açıklamanın açıklaması' mahiyeti taşıyan metin gerek kimi muğlak kimi yama gibi duran cümleler, gerekse genelde benimsenen üslup açısından bu kanaati doğrular mahiyettedir.
Bu durumun Türk ordusunun her emri en net ve anlaşılır biçimde kaleme alma, her eylemi en ince ayrıntısına kadar planlayıp olası bütün seçeneklere göre değerlendirdikten sonra harekete geçme geleneğini bilenler açısından şaşırtan, şaşırttığı ölçüde tereddüt uyandıran bir tablo olduğu tartışılmaz. Nitekim bundan dolayı her açıklama, yayımlandığı saatin özelliği olması gerektiğinden başlayarak her kelimesiyle yoruma tabi tutulmaya, ifade bozukluğuyla malul cümleleri dahi derin anlam yüklemeleriyle izah edilmeye çalışıldı. Örneğin son bildiride yer alan ve milleti 'kitlesel karşı koyma refleksi'ni ortaya koymaya çağıran ifade, üzerine öyle yorumlar yapıldı ki, sonunda Genelkurmay Başkanlığı rahatsızlık duyarak ikinci bir açıklama yayımlamak zorunda kaldı. Ancak bunu yaparken de esas olarak 'bilinç dışı kontrolsüz hareket' manasına gelen 'refleks' kelimesini tavzih etmek yerine, söz konusu açıklamanın İşçi Partisi tarafından Diyarbakır'da düzenlenen mitinge destek amacıyla yapılmadığını ima etmekle yetindi..
Genelkurmay'ca yayımlanan bildirilerin bazı sivil akademisyenlerce kaleme alındığı iddiasının gerçekliğine inanmıyorum. Ama 28 Şubat sürecince çok sayıda örneğini gördüğümüz, oradan buradan devşirilmiş cümleler, paragraflar hatta sayfalarla şekillenen bildirileri/ brifing metinlerini hatırlatır şekilde, son metinlerde de 'şıklık' ve 'ifadeye güç katan sözcük bulma' merakının hazırlayıcılara 'hangi fikrin taşıdığı'nı unutturduğu açık.
Terörün alabildiğine tırmandığı ortamda Org. Büyükanıt başta olmak üzere komutanların zihninde mücadelenin sürdürülmesinden başka bir şey olmadığı, hiçbir şeyin şehit ailelerinin acısını paylaşmaktan daha önemli görülmediği vs. söylenerek bildirilerin tali bir mesele olup abartılmaması gerektiği savunusu herhalde geçerli olamaz. Zira Türkiye'de ordu-siyaset ilişkisinin ve Kuzey Irak'a yönelik bir askeri harekât yapıp yapmayacağının tartışıldığı bugünlerde sadece iç kamuoyunun değil dış kamuoyunun da dikkati Türk Genelkurmayı'nın üzerinde. Dolayısıyla Silahlı Kuvvetler adına yapılan açıklamaların pek çok bakımdan önem taşıdığını askere hatırlatmaya gerek olmamalı.AVNİ ÖZGÜREL/ RADİKAL

BAKMADAN GEÇME