Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması
Mehmet Çalışkan

Romalılar...
Şehirlere kaynaklardan ilk su getirenler...
Miladi takvimin başlangıç yıllarında, Romalılar, su boruları ve kemerlerle şehirlere su getirmeyi başarmanın yanı sıra düzenli bir şekilde akmasını  sağlamak için çeşmeler de yaptılar. Çeşmeler, borunun içine yerleştirilen daire şeklinde bir parçanın hareketiyle denetlenebiliyordu.

Dairesel parça, boruyu diklemesine kesecek şekilde konduğunda borudan su akması engelleniyor, kaldırıldığında ise çeşmeden su alınabiliyordu. Bu sistem, 19'uncu yüzyıla kadar kullanıldı.

Thomas Gryll'in ilk musluklarından biri.

Bu yüzyılda evlere su tesisatı döşenmeye başladı. Bu nedenle suyun akışını kontrollü bir şekilde sağlamak için daha kullanışlı bir sisteme gereksinim duyuldu.
1800'de İngiliz Thomas Gryll, vidalı musluk sistemini icat etti. Bu sistemde, suyun akışı azaltılabiliyor / artırılabiliyor veya tamamen kesilebiliyordu.

İstanbul, tarihi boyunca birçok kez su sorunuyla karşılaştı. Yine su sorunu yaşanacağı yönünde hafta içinde yayımlanan ve yayınlanan haberlerle İstanbullular epeyce panik oldu. Neyse ki DSİ, İstanbul'da yakın gelecekte su sorunu yaşanmayacağını açıklayarak yüreklere su serpti. İstanbul'a baraj, göl, dere, kuyu ve regülatörden oluşan 15 farklı unsur su sağlıyor. An itibariyle barajların doluluk oranı % 40 seviyesinde bulunuyor.

1900'lerin başında çeşme başındaki İstanbullular. 

En son büyük su sorunu 1990'ların başında yaşandı. O günlerde artezyen çeşmesinin çevresindeki kuyruklar, ara sıra sokak sokak gezen belediyelerin su tankerleri, İstanbul panoramasında geniş bir yer kaplardı.
Bir de yağmur bombası...
Bir türlü yağış bırakmak bilmeyen bulutlara püskürtme araçlarıyla  yerden veya uçakla havadan amonyum nitrat, kadmiyum iyodür, bakır sülfür, kurşun iyodür, CO2 buzu ve gümüş iyodürden biri püskürtülüyordu. Böylelikle yağışa uygun sıcaklıkta olan bulutlara yoğunlaşma çekirdekleri dışarıdan suni olarak verilerek yağmur yağdırılmaya çalışılıyordu.
Hatırladığım kadarıyla pek başarılı bir sonuç elde edilemedi. Ayrıca birçok bilim insanı, hava olaylarının doğallığına zarar verip yağmurun yağacağı varsa bile yağmamasına neden olacağı için yağmur bombasına karşı çıktı.

27 Mart 1994'te yapılan yerel seçimlerde günümüzün cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin başkanı olmasının ardından İSKİ'nin yaptığı barajlarla şehrin su sorunu çözüldü.

Bir kaynağın yanına kurulmamasından dolayı ilk günlerinden itibaren İstanbul'un su sorunu yaşaması, anıtsal nitelikte yapıların inşa edilmesine yol açtı. Megaralılar, Romalılar, Bizanslılar ve Türkler 2678 yıldır su sorununu artezyen kuyularıyla, sarnıçlarla, kemerlerin yer aldığı Roma sistemiyle ve barajlarla bertaraf etmeye çalıştı / çalışıyor.

Küçükçekmece Gölü kenarında bulunan Yarımburgaz Mağarası'nda yapılan kazılarda elde edilen bulgulara göre Neolitik ve Kalkolitik insanların İstanbul çevresinde ilk olarak M.Ö 300 bin yıl önce yaşam sürdüğü ortaya çıktı.

M.Ö 658...
O dönemde Antik Yunan yarımadasındaki şehir devletleri arasında Megara adında bir şehir devleti vardı. Şehir devletlerinin ekonomik ve kültürel olarak o dönemin en ileri devletleri olmasının ana nedenlerinden biri de kolonileşmeleriydi.
Efsaneye göre, Megara'nın kralı Byzas, yeni bir koloni bulmak için Delphi'de bulunan Apollon tapınağına gidip oradaki kahine, kolonileşmek için en uygun yerin neresi olduğunu danıştı. Kahin, kendisine körler ülkesi olarak da anılan Chalcedon'un (Günümüzdeki Kadıköy) karşısında yer alan topraklara gitmesi gerektiğini söyledi. Byzas, kahinin söylediğini yaparak günümüzdeki Sultanahmet'e geldi. Bu kadar güzel bir bölge varken insanların karşı kıyıda yerleşim yeri kurmalarından şaşkınlık duyan Byzas, karşıda yaşayan insanların gerçekten kör olduğunu düşündü. Byzas'ın o bölgede kurduğu koloninin adı Byzantion oldu.

Byzas, efsanedeki gibi mi yoksa başka bir şekilde mi geldi bilemiyoruz ama "Suyu nasıl olsa çevredeki kaynaklardan getiririz ama kolonileşmenin en önemli unsuru olan deniz ulaşımını getiremeyiz" diye düşünmüş olmalı ki Byzantion'ı su kaynaklarından uzak bir bölgeye kurdu. Byzantion, jeopolitik konumu nedeniyle kısa sürede önemli bir liman şehri haline gelince nüfus her geçen gün arttı. Byzantion, M.Ö 196'da Pers İmparatoru Pescennius ile anlaştığı gerekçesiyle Roma İmparatoru Septimius Severus tarafından yıkıma uğratıldı. Şehir, Roma İmparatorluğu'nun yönetimine geçti. Bu tarihten sonra baştan başa tekrar inşa edilmesiyle sadece bölgenin değil, tüm dünyada bilinen topraklar arasında en önemli şehirlerden birine dönüştü. Adı da Latinleştirilerek Byzantium yapıldı. 330'da Hristiyanlığı kabul eden ilk Roma İmparatoru  I. Konstantin tarafından Roma İmparatorluğu'nun başkenti ilan edilmesiyle de adı Konstantinopolis'e dönüştürüldü.

Başlarda su ihtiyacı, yer altı kaynaklarından sağlanırken, nüfusun artması ve buna bağlı olarak şehrin yayılmasıyla sorunlar yaşanmaya başladı. Yer altı kaynakları yetersiz kalmaya başlayınca çevredeki göllerden Roma sistemiyle su getirmenin ve sarnıçlarda depolamanın çabasına girildi. O tarihten itibaren yapılan kemerler ve sarnıçlar günümüze kadar uzandı. 

KURŞUNLUGERME KEMERİ
Yapım Tarihi: 4'üncü Yüzyıl
Konumu: Çatalca
Uzunluğu: 123 metre
Yüksekliği: 34 metre

Antik dönem Roma - Bizans mühendisliğinin en görkemli eserlerinden Kurşunlugerme Kemeri ile Istranca Ormanları'nın akarsularından ve kaynaklardan su taşınıyordu. Günümüzde de İstanbul'un su gereksiniminin bir bölümü Istranca Ormanları'ndaki akarsulardan ve kaynaklardan modern sistemler aracılığıyla karşılanıyor. 

Çatalca'ya bağlı olan Gümüşpınar Köyü yakınlarında bulunan Kurşunlugerme Kemeri, son yıllarda hazine avcılarının tehdidi altında olsa da ayakta kalmayı başardı.
Gümüşpınar Kemeri olarak da bilinen Kurşunlugerme Kemeri, üç katlı bir yapıya sahip.

BOZDOĞAN KEMERİ
Yapım Yılı: 306 - 378
Konumu: Fatih
Uzunluğu: 971 metre
Yüksekliği: 29 metre

Tamamı 250 km olan su taşıma sisteminin bir parçası olarak Roma İmparatoru Valens tarafından yaptırıldığı için Valens Kemeri olarak da bilinen kemer, İstanbul'un fethinden sonra padişahlar tarafından çeşitli dönemlerde restore ettirildi.

İstanbul'un önemli tarihi eserlerinden birisi olan Bozdoğan Kemeri aracılığıyla Halkalı'dan Beyazıt'a su getiriliyordu. Yine Valens zamanında Belgrad Ormanları'nda bir bent yaptırılmış, ızgara ve havuzlarda toplanan Kağıthane Deresi'nin suları şehre getirilmişti.

626'daki Avar Türkleri'nin İstanbul kuşatması esnasında Bozdoğan Kemeri'nin şehrin surlarının dışında kalan bir bölümü yıkıldı. Neden yıkıldığı tam olarak bilinmese de iki olasılık öne çıkıyor;

Birincisi; Şehrin suyuna zehir karıştırılma olasılığına karşın Bizanslıların kendisi yıktı. İkincisi; kemerin o kısmı, şehri susuz bırakmak için Avarlar tarafından yıkıldı.

MÂZUL KEMERİ
Yapım Tarihi: 4'üncü Yüzyıl
Konumu: Mahmutbey - Atışalanı
Uzunluğu: 110 metre
Yüksekliği: 12 metre
Uzuncaova Deresi üzerindeki kalker taşı bloklarından iki sıra kemerli olarak inşa edilen Mâzul Kemeri'nin de Valens zamanında (364-378) inşa edildiği düşünülüyor. V. Konstantinos devrinde (741-775) tamir edilen kemer, Fatih Sultan Mehmed zamanında yapılan tadilatlardan sonra Türk devrinde de kullanıldı.

YEREBATAN SARNICI
Yapım Yılı: 527 - 565
Konumu: Sultanahmet
Uzunluğu: 140 metre
Genişliği: 70 metre
Yüksekliği: 9 metre
Sütun Sayısı: 336
Alanı: 9.800 m2
Kapasite: 100 bin ton 

Bizans İmparatoru I. Justinianus tarafından yaptırılan büyük yer altı sarnıcı, günümüzde Yerebatan Sarayı adıyla müze olarak kullanılıyor.
İnşa edildiği yerde daha önce bir bazilika olmasından dolayı Bazilika Sarnıcı olarak da bilinen Yerebatan Sarayı'ndaki Corint ve Dor üslûbundaki sütunlar, daha eski yapılardan toplandı. Aynı zamanda köşeli ve yivli biçimde olan sütunlar da bulunuyor.

Bizans İmparatoru 1.Jüstinyen, Ayasofya'yı da yaptırdı.

Sarnıcın ortasına doğru kuzeydoğu duvarı önünde yer alan 8 sütun, 1955 - 1960 arasında yapılan bir inşaat sırasında kırılma tehlikesine maruz kalınca her biri, kalın bir beton tabaka içine alınarak donduruldu. Böylelikle eski özelliklerini kaybettiler. Bizans döneminde sarayın ve bölgedeki sakinlerin su ihtiyacını karşılayan Yerebatan Sarnıcı, İstanbul'un fethinden sonra temizlik ve içme suyu olarak değil sulama amaçlı kullanıldı.
Bunun nedeni de İslâmî kaidelerin temizlik esasları gereği durgun su yerine akar vaziyetteki suyun tercih edilmesiydi. Yeni su tesislerinin kurulmasıyla da kullanımdan tamamen çıkarılan Yerebatan Sarnıcı, 1544 - 1550 arasında Bizans kalıntılarını araştırmak üzere İstanbul'a gelen Hollandalı gezgin P. Gyllius tarafından yeniden keşfedilerek Batı'ya tanıtıldı.

Yerebatan Sarnıcı, 4 kez bakımdan geçirildi;
* 1723 (III. Ahmet Dönemi)
* 1876 -1909 (II. Abdülhamid Dönemi)
* 1987 (Bir gezi platformu yapıldıktan sonra müze olarak ziyarete açıldı.
* 1994

Yerebatan Sarnıcı'nda iki sütunun alt kaidesinde Medusa başı heykeli bulunuyor. Roma Dönemi heykel sanatının şaheserlerinden olan iki Medusa başı heykelinin hangi yapılardan alınıp getirildiği bilinmiyor. Bir görüşe göre, o dönemde büyük yapılar ve özel yerleri korumak için Gorgona resim ve heykelleri kullanılırdı ve Sarnıca Medusa başının konulması da bu yüzdendi.

* Medusa: Efsaneye göre Medusa, Yunan mitolojisinde yeraltı dünyasının dişi canavarı olan üç Gorgona'dan biri. Bu üç kız kardeşten yılan başlı Medusa, kendisine bakanları taşa çevirme gücüne sahiptir.
Başka bir rivayete göre de Medusa, siyah gözleri, uzun saçları ve güzel vücuduyla övünen bir kızdı. Medusa, Zeus'un oğlu Perseus'u seviyordu. Bu arada Athena da Perseus'u seviyor ve Medusa'yı kıskanıyordu. Bu yüzden Athena, Medusa'nın saçlarını yılana çevirdi. Artık Medusa'nın baktığı herkes, taşa dönüşüyordu. Daha sonra Perseus, Medusa'nın başını kesti ve onun bu gücünden yararlanarak pek çok düşmanını yendi.

İki Medusa başından biri ters, diğeri yan konulmuş.

Yerebatan Sarnıcını Gezen Yabancı Siyasiler;
ABD Başkanı Bill Clinton, Hollanda Başbakanı Wim Kok, İtalyan Dışişleri Bakanı Lamberto Dini, İsveç Başbakanı Göran Persson, Avusturya Başbakanı Thomas Klestil.

GÜZELCE KEMERİ
Yapım Yılı: 1554 - 1564
Konumu: Sultangazi
Uzunluğu: 155 metre
Yüksekliği: 29.5 metre

Bir Mimar Sinan eseri olan Güzelce Kemeri, sahip olduğu 16'ncı yüzyıl mimari özellikleriyle bozulmadan günümüze ulaştı. Bunun nedeni de yakın çevresinde yerleşim olmadığı ve hemen hemen yarısına kadar baraj suları içinde kalması.

EĞRİ KEMER
Yapım Yılı: 1554 - 1564
Konumu: Kemerburgaz
Uzunluğu: 408 metre
Yüksekliği: 35 metre

Mimar Sinan tarafından Bizans dönemi kemerin üzerine inşa edildi. Eğri Kemer adının nedeni, 90 derecelik açıyla köprünün iki yana açılmasıdır. Yapı mülkiyesi İSKİ'ye ait olan kemer, günümüzde yıpranmış durumda olsa da özgünlüğünü tam anlamıyla yitirmemiştir.

UZUN KEMER
Yapım Yılı: 1554 - 1564
Konumu: Göktürk
Uzunluğu: 710 metre
Yüksekliği: 26 metre

Mimar Sinan, Uzun Kemer'i Roma devrinden kalan temelleri üzerine inşa etti. Kemer, Türkiye'nin günümüzde ayakta kalmış en uzun kemeri olma özelliğine sahip.
İki katlı olarak inşa edilen kemerin ayaklarından birinin üzerinde 'Allah' yazısı bulunuyor. Bir diğer ayağında ise defineciler tarafından tahrip edilmiş olan bir madalyon yer alıyor. 

MAĞLOVA KEMERİ
Yapım Yılı: 1554 - 1562
Konumu: Sultangazi
Uzunluğu: 257 metre
Yüksekliği: 6 metre

Mimar Sinan tarafından Alibey Deresi Vadisi üzerinde yapılan Mağlova Kemeri, dünya su mimarisinin baş yapıtlarından biri olarak kabul ediliyor. 1563'teki selden zarar görmüşse de aynı yıl onarılarak eski haline getirildi. 2005'te 20 TL değerinde 5.000 adet Mağlova Kemeri Hatıra Parası basıldı.

EVVELBENT KEMERİ
Yapım Tarihi: 1554 - 1564
Konumu: Bahçeköy
Uzunluğu: 102 metre
Yüksekliği: 34.5 metre
Paşadere Kemeri olarak da bilinen kemer, Mimar Sinan'ın anıtsal yapılarından biri olarak varlığını günümüze kadar taşıdı.

I. MAHMUD KEMERİ
Yapım Tarihi: 1731
Konumu: Bahçeköy
Uzunluğu: 400 metre
Yüksekliği: 27 metre
Sarıyer ilçesi Bahçeköy'de bulunan I. Mahmud Su Kemeri, yapıldığında 400 metre olsa da günümüze kadar az bir bölümü gelebildi.

TAKSİM MAKSEMİ
Beyoğlu - Galata çevresine su dağıtmak içi I. Mahmud tarafından 1732'de yaptırıldı.
Abidevi bir yapı olan su deposuna bentlerden gelen sular toplanarak buradan taksim edilirdi. Bu nedenle bulunduğu yere Taksim denildi.

Maksem, restore edildikten sonra 2008'den bu yana sanat galerisi olarak kullanılıyor. Açılan sergiler, ücretsiz olarak gezilebiliyor.


.