Belediyelerin sporun neresinde olması gerektiği tartışma konusudur.

Günümüzde, profesyonel futbol liglerinde 21 belediye takımı bulunmaktadır. Bu sayı basketbolda 26, voleybolda ise 36’dır. Bu takımlar belediye destekli ya da doğrudan belediyeye bağlıdır.

1580 sayılı Belediyeler Kanunu’na göre görev tanımı yapılmıştır. Yasa diyor ki; "Gerektiğinde sporu teşvik etmek amacıyla, amatör spor kulüplerine ayni ve nakdi gerekli desteği sağlar.” Dikkat edilecek olursa, bu destek yasada “amatörle” sınırlandırılmıştır.

Hiçbir belediyenin futbol takımı kurması ya da herhangi bir futbol takımına sponsor olması görevi değildir. İmkan ve bütçeler “sürekli batık” futbol kulüplerine harcanamaz.

Belediyelerin futbol takımı kurması, destek vermesi KANUNSUZLUKTUR!

Ülkemizde uygulaması süren bu anlayışı, dünyanın başka ülkelerinde görmek mümkün değildir. Öteki takımlara göre haksız kazanç, vergi, tesis gibi birçok avantaj söz konusudur. En temel sorun ise profesyonel liglerde yer alan belediye takımlarıdır. Transfer paralarından, tüm genel giderlere kadar yapılan harcamalar belediye bütçelerinden karşılanmaktadır. Hukuksuz bir destek söz konusu. Yasanın da vurguladığı gibi amaç amatör sporu teşvik etmektir.

Yapılan yanlış uygulama tartışmalara karşın sürmektedir.

Oysa belediyelerin amatör branşlara desteği çok daha değerlidir. Bireysel spor ve amatör takım sporuna yapılacak katkının bütçesi daha sınırlı olması yanında toplumsal değeri vardır. Bunun yanı sıra spor okulları çocuk ve gençlerin en çok ihtiyaç duyduğu uğraştır. Belediyeler, Avrupa ülkelerinde olduğu gibi kitlesel sporun yaygınlaşmasına ön ayak olmalıdır. Yetişme çağındaki, çocukların fiziksel ve ruhsal gelişimi sporla çok daha olumlu noktaya taşınabilir. Gençlerin, toplum içerisinde yer edinmesi, bireysel gelişim, disiplin ve güven olarak yaşamlarını pozitif etkiler.

Bu nedenle, amatör sporcu ve amatör takımlara yapılacak önderlik ve ileri yaştaki insanları sporla tanıştırma belediyelerin yapması gereken işlerin başında gelir. Toplumsal katkı ve geri dönüşü yüksek bir çalışmanın, profesyonel bir futbolcuya verilecek ücretten daha değerli ve anlamlı olduğu bir gerçek.

Çok sayıda belediyenin yaptığı tesisler ortada. Bunları daha da çoğaltmak ve geliştirmek mümkün. Çocuk ve gençlerin sporla buluşması, başarılı olanların maddi ve manevi olarak desteklenmesinin kazanımı da büyük olacaktır.

DEVLET KULÜPLERİ KURTARMALI MI?

Bir başka tartışma konusu ise devletin profesyonel futbol kulüplerini kurtarma planı. Endüstriyel futbolla birlikte amatör heyecan ve amatör yönetici devri kapanmış oldu. Büyük paraların devreye girmesiyle, kulüpler inanılmaz harcamalar yaptılar. İş o hale geldi ki, gelirler giderleri karşılayamıyor.

 

Yöneticiler, hiçbir yasal sorumluluğu olmadığından diledikleri gibi davrandılar. Kulüpler içinden çıkılmaz hale geldi. Borçlar arttıkça arttı. Borcu borçla kapatma yöntemi sonunda iflas etti.
Futbol Federasyonu, kulüpleri zor durumdan kurtarmak için Bankalar Birliği ile bir protokol yaparak, borçları yeniden yapılandırma yönüne gitti. Uzun vadeli bir yöntemle kulüplerin borçları yapılandırıldı. Federasyon finans birimi devreye girerek kulüplerin mali bütçelerini denetim altına aldı.

 

Buraya kadar her şey yerli yerinde gözüküyor. Sorun, kulüpleri borç batağına sokan yöneticilerin yasal olarak hiçbir sorumluluk altına girmemesi. Bir türlü çıkmayan Spor Yasası, yöneticileri yine sorumsuzca davranmaya itiyor. 14 yabancı kuralının hesapsızca uygulanması, beraberinde yabancı oyuncu tartışmasını da gündemde sıcak tutuyor…

FEDERASYONDAN ÇİFTE STANDART

Üstelik borcu olmayan, bütçesi denk kulüpler göz ardı edilerek neredeyse cezalandırılıyor.

Futbolcu ve teknik adamların vergi vermemesi ise bir tek bize özgü olarak hala yürürlükte. Tüm bu desteklere karşın takımlarımızın ortaya koyduğu performans ve kalite sorunu bir türlü giderilemiyor. Avrupa kupalarında alınan sonuçlar ülke puanının düşmesine neden oluyor. Böyle giderse önümüzdeki sezonlarda şampiyon takımın bile Şampiyonlar Ligi'nde elemelere katılacak olması düşündürücü.

Devlet desteğine karşın işlerin iyi gitmemesi ayrıca irdelenmeli. Temel sorunun çözümü için yıllardır çaba göstermediğimiz ortada.

Üretmek en birinci iş olmalı. Muazzam tesislerin içini “oyuncu yetiştiren fabrikalara” çevirmek zorundayız.
Günlük başarılar, hakem hatalarının sürekli gündem de olması, yöneticilerin karşılıklı suçlamaları futbolumuza çok şey kaybettiriyor.