Dünya Şampiyonu Fransa karşında aldığımız galibiyet büyük moraldi şüphesiz. Uzun bir yolculuk ve iki günlük bir aradan sonra oynamamız millileri zorladı. Oyun sistemi bize ters gelen İzlanda’yı ikinci yarı çok zorladık. Savunmalarını aşmak mümkün olmadı. Grupta ilk yenilgimizi aldık. Maçın ikinci yarısı ortaya koyduğumuz oyun gelecek adına umut verdi…

Şurası bir gerçek ki, futbol artık daha hızlı ve fizik gücü yüksek bir oyun haline geldi. Bu tür rakipleri ancak teknik oyuncuların sorumluluk almasıyla alt edebilirsiniz…

Küçük bir ülke İzlanda. Tek eğlenceleri futbol. Dünya futbolunda önemli bir yere sahipler. İlginç tezahüratları ile gündem yarattılar. Hatta birçok futbolsever bu tezahüratı benimsedi…

Aslında gerginlik daha pasaport kuyruğunda başladı. Belli ki, bir plandı bu uygulama.

Çünkü, maç başlar başlamaz aynı gerginlik ortamının sürdüğünü gördük. İzlandalı futbolcular maçın atmosferini sinir ortamına sokmak için ellerinden gelen her şeyi uyguladılar. Hakemi etkilemek için klasik taktiklerini denediler. Sert oynadılar. Pres sahanın her alanında vardı. Savunma arkasına atılan toplarla sonuca gitmek istiyorlardı. Kendi sahalarından çok hızlı çıkarak savunmamızı eksik yakalamayı hedeflemişlerdi…

Karşılaşmanın ilk yarısı ev sahibi takımın istediği gibi gelişti. Milli Takım ilk 30 dakika önemli bir atak geliştiremedi. Pozisyona girmekte zorlandı. Hava toplarında çok üstün olmalarını bildiğimiz halde Burak’a aynı tür toplar attık. Dolayısıyla tümünü kaybettik…

Şenol Güneş, ısrarla topu yere indirin diye uyardı oyuncularını. Fizik gücü yüksek, hızlı oynayan rakibe karşı tek üstün yanımız olan yerden pas oyununu bir türlü yapamadık…

İki duran toptan yediğimiz gol beklenilendi aslında. Bu tür toplarda tehlikeli olduklarını biliyorduk. Buna rağmen önlem alamadık. Aslında yediğimiz goller basitti. İyi yer tutamadık. Biraz da üst üste yediğimiz atakların şaşkınlığı ile topu ağlarımızda gördük…

Kaleci Mert’in 2-3 tane iyi top çıkardığını da belirtelim…

İlk yarının en vasat oyuncuları Ozan ile Hakan’dı. Mahmut ve Cengiz’in sakatlıkları sonucu forma giyen bu ikili uyum sorunu yaşadı. Ozan, hata üstüne hata yaptı. Top kaptırdı. İyi paslar yapamadı.

Hakan ile Kenan top taşıma, atak başlatma görevini yapamayınca oyunu kendi alanımızda kabul etmek zorunda kaldık.

Topu yerden ayağa oynadığımızda rakibin zorlandığını gördük. Bunu daha fazla yapmayı başardığımız da dirençlerinin kırılacağı ve disiplinden kopacakları anlaşıldı…

Korner atışını iyi değerlendiren Dorukhan’ın attığı gol takımın moral kazanması açısından önemliydi.

İkinci yarıya önce Yusuf ardından Abdülkadir değişikliği ile başlamamız kendi oyunumuzu sahaya yansıtmamızda etkili oldu. Daha çok topla oynadık. İyi paslar yaptık. Zaman zaman rakibi kendi alanından çıkarmadık. Son toplardaki hatalarımız atak sonlandırmamızı engelledi.

Savunmada hata yapmayan iyi alan kapatan İzlanda’ya karşı uzaktan şutlarla gol bulmaya çalıştık. Yakaladığımız önemli pozisyonları değerlendiremedik…

Maçın özeti; oyun sistemi bize ters gelen bir rakip İzlanda. Hızlı oynuyorlar. Fizik güçleri bizden çok iyi. Prese dayalı sert bir oyun anlayışları var. Daha çok pas oyunu ile üstünlük kurabileceğimiz bir rakip. Oyunun genelinde bunu fazla yapamadık. En azından bir puan alabilirdik. Şurası bir gerçek ki, Süper Lig’deki mücadele ile yani en ufak darbede yere düşmeye artık faul verilmiyor. Bu alışkanlıktan vazgeçmeliyiz. Bu karşılaşmadan alacağımız önemli dersler vardı.