Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
AA

Netanyahu, partisi sağcı Likud'un pazartesi günkü grup toplantısında yaptığı konuşmada, Batı Şeria'ya yönelik ilhak planının yeni hükümetin bir numaralı görevi olduğunu ve İsrail'in bu tarihi fırsatı kaçırmayacağını söyledi.

ABD Başkanı Donald Trump'ın açıkladığı "Yüzyılın Planı"nı yeniden gündeme taşıyan Netanyahu, "Yahuda ve Samira'da (Yahudilerin Batı Şeria'ya verdiği isim) egemenliğimizi uygulamak için 1948'den bu yana elimize geçmeyen bir fırsata sahibiz ve bunun kaçmasına izin vermeyeceğiz." ifadesini kullanarak yeni hükümetin de ilk icraatının işaretini verdi.

Netanyahu, Batı Şeria'daki yasa dışı Yahudi yerleşim birimlerinin 1 Temmuz'dan itibaren İsrail'e ilhakına başlayacağını ve bu tarihte değişikliğe gitmeyeceklerini açıklamıştı.

Bu planı sadece sağcı Likud Partisi değil, şu anda iktidarda olan Netanyahu'nun başbakanlığındaki koalisyon hükümetine mensup diğer siyasi kanat olan Mavi-Beyaz İttifakı da destekliyor.

- "Ülkesel egemenlik iddiaları hukuken geçersiz"

Netanyahu'nun Batı Şeria'ya yönelik ilhak planını AA muhabirine değerlendiren Prof. Dr. Berdal Aral, planın uluslararası hukukun vahim bir ihlali olduğu olduğunu söyledi.

Prof. Dr. Aral, hem anlaşmalar hukukuna hem de yapılageliş kurallarına göre, askeri güç kullanımından ya da güç kullanım tehdidinden kaynaklanan ülkesel egemenlik iddialarının hukuken geçersiz olduğunun altını çizdi.

Savaş yoluyla toprak kazanımının Birleşmiş Milletler (BM) döneminde vücut bulan uluslararası hukuka göre yasaklandığını hatırlatan Prof. Dr. Aral, "BM Güvenlik Konseyinin 1967 yılında kabul etmiş olduğu 242 sayılı Güvenlik Konseyi kararı ve birçok başka BM kararı, İsrail'in (işgal edilen diğer Arap topraklarının yanı sıra) Batı Şeria, Doğu Kudüs ve Gazze'den çekilmesini istemiştir. İsrail'in bu hukuksuz ve son derece tehlikeli girişimi karşısında Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Filistin yönetiminin bundan böyle İsrail ve ABD ile yapılmış olan anlaşmalarla kendisini bağlı saymadığını ifade etti." diye konuştu.

Abbas'ın Filistin yönetimi ile İsrail arasında köprülerin atılacağı anlamına gelen bu güçlü ifadelerine karşılık, yine de İsrail ile iki devletli çözüm için müzakere etmeye hazır olduğunu söylemekten geri durmadığını aktaran Prof. Dr. Aral, "Oysa acı gerçek şu ki Mahmud Abbas bugüne dek İsrail ile anlaşmaları askıya alacağını defalarca dile getirdiği halde, hemen her zaman bu sözlerinden geri adım attı. Hem Mahmud Abbas hem de genel olarak Filistin yönetimi uzun bir süredir siyonist devletle birçok alanda iş birliği yapmakta beis görmemiş ve onun iradesinden bağımsız politikalar geliştirmekten hemen her zaman imtina etmiştir. Bu yönetimin çoğu zaman İsrail'e danışmadan adım atmadığı artık herkesin malumu." ifadelerini kullandı

- "Oslo sürecinin hem lafzı hem de ruhu ortadan kalktı"

Prof. Dr. Aral, Arap Birliğinin, dışişleri bakanları düzeyinde yaptığı toplantıda, bu planı şiddetle kınarken, bu adımın "yeni bir savaş suçu" olduğunu ifade ettiğini hatırlatarak, toplantıda Filistin Dışişleri Bakanı Riyad al-Malki'nin bu ilhak planının uygulanmaya konması halinde, İsrail-Filistin çatışmasını sona erdirmek için öngörülen iki devletli çözüm olasılığını bütünüyle ortadan kaldıracağı yönündeki uyarısını da aktardı.

İki devletli çözüm olasılığının 2000'li yılların başlarında, Oslo sürecinde imzalanan anlaşmaların hem lafzını hem de ruhunu ortadan kaldıran siyonist devlet tarafından zaten bertaraf edildiğini vurgulayan Prof. Dr. Aral, şöyle devam etti:

"Ne yazık ki Filistin yönetimi, Arap dünyası, İslam dünyası ve genel olarak uluslararası toplum, işlerine öyle geldiğinden, yani ellerini taşın altına sokmak istemediklerinden, bu acı hakikati görmemekte direndiler. Arap Birliği toplantısında aynı zamanda ABD'ye çağrı yapılarak, İsrail'i bu adımdan vazgeçirmesi için gerekli girişimlerde bulunması istendi. Arap Birliğinin bu çağrısının, aslında tilkiden tavuğa göz kulak olmasını istemek gibi bir tuhaflığa işaret ettiği açıktı.

Bu yılın ocak ayında dünyaya alay-ı vala ile duyurulan İsrail-ABD ortak yapımı Yüzyılın Planı (Refah için barış), bir başka deyişle Filistin'i ortadan kaldırma planı, zaten Trump ile Netanyahu'nun birlikte kaleme aldıkları bir metindi. 'Yeni Balfour Bildirisi' olarak tanımlanabilecek bu metinde, Batı Şeria'da inşa edilmiş Yahudi yerleşimlerinin büyük çoğunluğunun ve Ürdün Vadisi'nin İsrail tarafından ilhak edileceği hususu açıkça belirtilmekteydi. Tahmin edileceği gibi Yüzyılın Planı, uluslararası toplumun büyük çoğunluğunca kınanmış ve reddedilmişti. Trump'ın şahsında ABD, bu son süreçte de İsrail'in yanında duracağını şeksiz ve şüphesiz olarak ifade etmiş bulunuyor."

- "İİT'in acziyeti gerçekten çok düşündürücü"

Prof. Dr. Aral, sadece Arap Birliği ya da Filistinliler değil, başta BM olmak üzere birçok uluslararası aktörün de bu plana karşı çıktığını, bu yeni girişimin uluslararası düzeyde desteklenen iki devletli çözüm arayışlarına ölümcül bir darbe indireceğini vurguladı.

AB'nin ise bu plandan İsrail'in yeni koalisyon hükümetini vazgeçirmek için elinden gelen çabayı göstereceğine ilişkin açıklamalarda bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Aral, "İslam İşbirliği Teşkilatı da bu planı reddederek, başta BM Güvenlik Konseyi ve Genel Kurul olmak üzere, uluslararası topluma bu durumu engellemesi yönünde çağrı yaptı. Yaklaşık 2 milyarlık nüfusu ile dünyada yaşayan insanların dörtte birini teşkil eden İslam dünyasını temsil eden bu örgüt, büyük bir acziyet içinde siyonist devlete karşı etkili kararlar ve tedbirler almak yerine, topu BM'ye atarak aklınca sorumluluktan kurtulmaya çalışıyor." değerlendirmesinde bulundu.

Prof Dr. Aral, İsrail'de siyasi muhalefet unsurları arasında bu plana karşı çıkanlar olmakla birlikte, bunlar içinde Batı Şeria ve Doğu Kudüs'ün bütünüyle Filistinlilere bırakılması gerektiğini düşünenlerin azınlıkta kaldığına dikkati çekerek, şunları kaydetti:

"O nedenle İsrail siyasetinin kendi içsel dinamikleri sonucunda bu meşum planın rafa kaldırılmasını beklemek, ziyadesiyle iyimserlik olacaktır. Öte yandan İsrail'de hakkındaki yolsuzluk ve rüşvet dosyaları nedeniyle uzun süre zor günler geçirmiş olan Netanyahu'nun, başbakanlık koltuğuna değil, hapishaneye gitmesi gerektiğini düşünen çok sayıda insan var. Lakin Siyonizm'in yayılmacı reflekslerine çok uygun olan bu toprak gaspı planı, Netanyahu'nun popülaritesini herhalde artıracaktır.

Peki ya Abbas yönetimi? Filistin halkı nezdindeki bütün saygınlığını kaybetmiş olan Filistin yönetiminin bugün blöf yapmadığına inanan kimse kaldı mı? İsrail ile ilişkilerini her daim sıcak tutmuş Ürdün, bu planın rafa kaldırılmaması halinde, bölgenin savaşa ve çatışmalara gebe olacağını belirtti. Bu noktada sorulması gereken soru şu: Filistinliler direneceği için mi çatışmalar olacaktır yoksa Ürdün ve diğer komşu Arap ülkeleri bu hukuk gaspına karşı harekete geçeceği için mi savaş ve çatışma olacaktır? Cevabı herkes bildiği için burada İsrail'in ve Netanyahu'nun ilhak politikası konusunda blöf yapmadığı açıktır. Malumu ilan etmeyelim."