Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
AA

Alan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, son yıllarda küresel iklim değişikliği etkisiyle ülkede farklı zamanlarda taşkınlar ve çeşitli doğal afetlerin yaşandığını anımsattı.

İmar ve kentleşmenin dere yataklarında yapılması ve buna ilişkin tedbirlerin zamanında alınmamasının en büyük sıkıntılardan olduğunu belirten Alan, Karadeniz Bölgesi'nin, gerek jeolojisi gerek coğrafi yapısı gerek morfolojik özellikleri nedeniyle genellikle dere yatağı veya dere yatağı aksında gelişmiş, kıyı şeridi boyunca devam eden kıyı kentler dizisinden oluştuğunu söyledi.

Doğal afetlere, iklim değişikliğinin de etkisinin bulunduğuna dikkati çeken Alan, "Bizim bu kentleşme, planlama anlayışımızı ve yapı üretim süreçlerine ilişkin düzenlemelerimizi, iklim değişikliği etkilerini de baz alarak yenilememiz gerektiğini düşünüyorum. Buna ilişkin çalışmalar bütüncül yaklaşımla yapılabilir." diye konuştu.

Ocak ayından bu yana yaşanan sel ve depremleri hatırlatan Alan, "Son olarak Giresun'da sel baskınıyla ocak ayından bu yana sadece doğal kaynaklı afetlerden yitirdiğimiz vatandaş sayısı 120'nin üstüne çıkmış durumda." dedi.

Bu konuyla ilgili mevzuatlardaki eksiklikleri eleştiren Alan, Afetler Kanunu'nun 1959'da o günün mantalitesi ve bakış açısıyla hazırlandığını belirterek 3194 sayılı İmar Kanunu'nun da temelde 1956'da çıkan 7875 sayılı yasaya dayandığını vurguladı.

Alan, Yapı Denetim Kanunu'nun ise 70 yıldır devam eden sistematiğin, 2000 yılındaki düzenlemelerini içerdiğini savunarak şöyle devam etti:

"En son 2011'de afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi hakkında kanun çıktı Van depreminden sonra. Bunların her biri farklı farklı zamanlarda ele alınarak çıkarılmış. Bunların temelde aynı nitelikteki olayları düzenlediğini bilerek, bizim artık afetleri önceleyen, doğal kaynaklı afetlere karşı bizim risklerimizi azaltacak mekanizmalar kurarak, bir bütün olarak bunları düzenlememiz lazım. Yani imar kanunumuz da kentsel dönüşüm kanunumuz da yapı denetim kanunumuz da bunu önceleyecek şekilde düzenlenmeli. 7269'da 'dere yataklarına yapı yapmak' yasak ama İmar Kanunu'nda, Yapı Denetim Kanunu'nda tek madde yok veya 6306 sayılı yasada 'öncelikli olarak dere yataklarında yapılan yapıların dönüşümü sağlanır' diye bir maddemiz söz konusu değil. O zaman bizim bu bütüncül yaklaşımı öncelikle yasal mevzuat düzenlemelerinde gerçekleştirmemiz, toplumu da buna hazır hale getirmemiz lazım."

- "Toplumdaki her bir bireye sorumluluk düşüyor"

Alan, vatandaşlara da dere yataklarında ev yapmamaları konusunda uyarıda bulunarak şunları kaydetti:

"Toplumdaki her bir bireye sorumluluk düşüyor. Vatandaş, 'Benim evim dere yatağında bugün bir şey olmadı.' diyebilir. Bir, 2, 10 yıl bir şey olmayabilir ama 11'inci yıl geldiğinde bunu hem canınız hem de malınızla ödeyebilirsiniz, vatandaşın bunu bilmesi lazım. Aynı şey fay hatları için de geçerli. Vatandaş evini fay hattının üzerine yapıyor. Belki hiç deprem olmayacak o fay kırılmayacak, 100 yıl bir şey olmayacak ama 101'inci yıl orada deprem olduğu zaman hem canıyla hem malıyla bunun bedelini ödeyebilir. Sadece o ödemez, toplumun bütün kesimleri öder. Ocak 2020'den günümüze kadar doğal kaynaklı afetlerden 120'yi aşkın vatandaşımız yaşamını yitirmiş, 25 binin üzerinde konut ağır hasar görmüş, 8-9 milyar lira civarında bir maddi kaybımız söz konusu, bu ulusal servet. Serveti bir yana bırakalım tek bir vatandaşımızın dahi bile can kaybının olmasını hangimiz isteriz? Bizim mutlaka bunlara bütünlüklü bir anlayışla tedbir almamız gerektiğini bir kez daha ifade ediyorum."

BAKMADAN GEÇME