Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

Liverpool’a hiç gitmedim ama o haberi okuduğumda Liverpool’lu olmak istemiştim. Yolda hızlı yürüme dürtümü anlayan birileri var en azından diye. Hani takımın şarkısındaki gibi; You’ll never walk alone. Şehrin en işlek caddesinde hızlı yürüyenler için ayrı kaldırım şeridiydi plan. Yapılmış, sonra vazgeçilmiş. Ayşe Özek Karasu'nun HT Pazar'da yer alan yazısı....

Yavaş yürüyenlere, grup halinde kaldırımı enlemesine işgal edenlere öfke besliyorsanız, yalnız değilsiniz. Tamamen global bir problemle karşı karşıyayız. New York’tan Sydney’e, Londra’dan İstanbul’a bütün metropollerin canıtez insanlarının ortak derdi bu: Kaldırım öfkesi. Amerikan “Journal of Psychology and Clinical Psychiatry” dergisinde yayınlanan araştırmaya göre “kaldırım ya da yaya öfkesi” iki yönlü işleyen bir olgu. Bir yanda yolunu tıkayan miskinlere hiddetli bireyler, diğer yanda yola barikat gibi çöktüğünü anlamayan ya da hiç umursamayan “pasif agresifler”. Bilim insanları diyor ki, “iki taraf arasındaki çarpışmanın adı toplumsal krizdir”.

Bilim tabii ki iki kesime de eşit yaklaşıyor ama ben pasif agresiflere karşı tarafım. Kaldırımda kimse hızlı yürümek zorunda değil ama hızlı yürüyenlere saygı göstermek zorunda. Günde 10 bin adım yürüyen insanım, fit tempo hakkım olduğu gibi, hımbıllar yüzünden yürüyüşü uzatacak vaktim de yok. Kaldırım öfkesiyle ilgili fazla istatistiki veri yok ama veriye ihtiyaç da yok. Sosyal medyaya, internet forumlarına göz gezdirince nasıl global bir sorun olduğu ortaya çıkıyor. “Yolumdan defolun, yoksa sizi öldürürüm” ruh hali yeryüzüne yayılıyor. Facebook’ta “Önümde yavaş yürüyenlerin kafasını yumruklamak istiyorum” diye sayfa var, İngilizce.

İSTANBUL HALLERİ
Daracık kaldırımlarıyla İstanbul’dan kalabalık kaldırımlı New York, Londra’ya ortaklaşan irite ruh hallerini şöyle sıralamak mümkün: Tatlı bir insanken bir anda canavara dönüşüyorsan, sebebi önünde yavaş gidendir, aniden durandır, kaldırım ortasında durup sohbet edenlerdir, yürürken bir yandan telefonda mesaj yazandır, metro, tramvay, vapur her neyse turnikeyi tıkayıp kartı sonra çıkarandır, kapladığı uzayda genleşerek sollamayı imkânsız kılandır, makas atınca sana kaçık gözüyle bakandır, “pardon” diyerek yol istediğinde, 9.15 barajını yarmaya çalıştığında asabı bozuk bakış atan ve atanlardır, daracık kaldırımda aşılmaz duvar oluşturduğu için seni araç yoluna tazyikleyip hayatını tehlikeye atandır, karşıdan iki kişi gelirken ısrarla üstünüze yürüyenlerdir, sembiyoz timsali yapışık çiftlerdir, kalabalık gruplar halinde geyik çevirerek seni çileden çıkaranlardır. Mesela Beşiktaş bu sürü türünün Bermuda Şeytan Üçgeni’dir. Onlar artık “Voltrondur”, kopuşup yol vermelerine imkân yoktur. Beşiktaş’ın yaya geçitlerinde bile muhabbet boldur.

Bizim yerli Twitter’da ya da sözlüklerde yazanlar genelde insafsız arzular besliyorlar yavaş ve toplu yürüyenlere karşı. İmha, idam, sınırdışı, başka evrene ışınlama, İstanbul’dan memleketine yollama, istiklal mahkemelerinde yargılama, KHK ile sokağa çıkma yasağı vs... “Ek şerit açılsın, sağdan yürüme şartı getirilsin” diyerek daha insaflı davrananlar da var kuşkusuz. Şikâ- yetçilerin çoğu sinir krizinin eşiğindeki kadınlar. Cinnete bir adım mesafede erkekler var ki, ağır aksak kadınlardan, yaşlılardan şikayetçi olmaları nahoş bir ayrımcılık barındırıyor. Dağınık nizam takılan turistlere yönelik sert bir öfke de hâkim ama o konuda daha toleranslı olmak lazım. Şehre aşina insanlar da avare gezerken onlar niye kabahatli olsun.

PEKİ NE YAPMALI?
Pasif agresiflerle mücadele yolları da çok evrensel. Genelde bezginlik sonucu şu hava hâkim: “Yapacak bir şey yok, hızınızı koruyun, çarpın ve geçin. Karşıdan gelenlere toslayın gitsin. Arkanıza bile bakmayın.” “Topukları ses çıkaran ayakkabı giyin ve yere sert basın ki, ürküp kenara çekilsinler” gibi önerilerin yanı sıra daha uyumlu yaşamak isteyene uzman tavsiyeleri de var: Kulağınıza tempolu müziği takın, uluorta dinlemekten utandığınız parçalar da olsun. Bu artık sizin yürüyüş soundtrack’inizdir. Oyunbaz olun. Bir film sahnesinde olduğunuzu düşleyin. Farklı kimlik, saç rengi, boy pos ve hedef biçin kendinize. Özgüven toleransı da getirir. Mesela BM’deki Fransız elçisi kisvesine bürünüp yürüyün. Kim bilecek öyle olmadığınızı.