Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
AA

AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, KEİ’nin kuruluşu, 1980’li yılların ikinci yarısının sonuna doğru Karadeniz bölge ülkelerinde oluşan siyasi ve ekonomik gelişmelerin yarattığı ihtiyaçlara dayanıyor.

Türkiye bir taraftan 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın liderlik ettiği liberal ekonomiye geçerek 1970’li yılların siyasi karışıklık ve üretim kaybı dönemini geride bırakarak, altyapısını modernize edip, Avrupa’nın önemli bir üretim üssü haline geldi. Ama Avrupa Birliği (AB) üyeliği otuz yıllık müzakerelere rağmen gerçekleşmedi.

Türkiye’nin ise artan sanayi ve tarım üretimi için yeni pazarlara ihtiyacı vardı. Daha da önemlisi Türkiye’nin enerjiye ihtiyacı vardı ve en yakın enerji kaynağı Rusya olarak ön plana çıktı.

Komünizmin 1990'daki çöküşüyle birlikte bölge ülkelerinin tamamı hızla serbest pazar ekonomilerine geçmeye başladı. Doğu Avrupa ülke vatandaşları daha önce paraları olsa da kolayca alamadıkları malları artık alabiliyorlardı ve Türkiye ise söz konusu malların üretildiği en yakın ülkeydi.

Türkiye’nin bu ülkelerle karşılıklı ticareti hep vardı ancak bu ticaret gerek ekonomik sıkıntılar gerekse pazar ekonomisinin yaygın olmayışı ve bunun doğurduğu gümrük mevzuatı, kotalar, tüketici alışkanlıkları gibi nedenlerden dolayı sınırlı kaldı.

Söz konusu karşılıklı ihtiyaçlar bölgesel bir ekonomik iş birliği kurulması için gereken ortamı sağladı. Bu şartların oluştuğunu gören ilk kişi, özellikle ekonomide kritik adımlar atan dönemin Başbakanı Turgut Özal oldu. Onun yönlendirmesiyle “Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü” süreci dört ülkenin katılımıyla 1990 Ankara Toplantısı ile başladı. Bu toplantıdan bir yıl önce Berlin Duvarı yıkılmış,Başbakan Özal ülkenin 8. Cumhurbaşkanı seçilmişti.

Özal, Cumhurbaşkanlığına seçilse de fikir babası olduğu Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü çalışmaları aynı hızla devam etti ve 1992 yılındaki İstanbul Zirvesi’nde bu çalışmaların semeresi alındı. Bu zirvede imzacı ülke sayısı 11’e çıkarken, 2004’te Sırbistan’ın da örgüte katılmasıyla üye sayısı 12’ye çıktı.

- Örgütün yapısı ve işleyişi

KEİ'nin tek karar organı yılda iki defa toplanan ve oy birliği ile karar alan "Dışişleri Bakanları Konseyi”. Her ülke 6 aylık sürelerle dönüşümlü olarak dönem başkanlığı görevini üstlenir.

Devlet veya hükümet başkanlarının katılımıyla düzenlenen zirve toplantıları ise ihtiyaç olduğu her an yapılabiliyor ancak genel olarak her 5 yılda bir yapılıyor.

Örgütün merkezi Mart 1994’te İstanbul’da faaliyete geçerken, bir genel sekreter yönetiminde çalışıyor. Mevcut genel sekreter Yunanlı diplomat Michael B. Christides 2015 yılında seçildiği bu göreve 2018 yılında yeniden seçildi.

Üye ülkelerin dışişleri bakanlarını temsil eden ve onlar adına hareket eden "Yüksek Düzeyli Memurlar Komitesi" ise konseyin aldığı karar ve tavsiyelerin uygulanmasını sağlıyor ve konseye tavsiyelerde bulunuyor.

Örgüte bağlı Karadeniz Ekonomik İş Birliği Parlamenter Asamblesi (KEİPA),İş Konseyi, Ticaret ve Kalkınma Bankası ve Karadeniz Etütleri Uluslararası Merkezi adı altında dört kuruluş bulunuyor.

Ayrıca Dışişleri Bakanları Konseyi'nin kararıyla kurulan ticaret ve ekonomi, ulaştırma, enerji, haberleşme, bilim ve teknoloji başta olmak üzere çeşitli konulardaki çalışma grupları da KEİ bünyesinde yardımcı organlar olarak faaliyet gösteriyor.

Bir proje, anlaşma veya herhangi bir iş birliği girişimi ilk olarak bu çalışma gruplarında tartışılıyor. Çalışma grubu, faaliyetleri hakkında konseye raporlar sunar ve tavsiyede bulunuyor. Çalışma grubu faaliyetlerine etkinlik ve ivme kazandırmak amacıyla belirli alanlarda her üye ülke iki yıllık dönemler halinde "koordinatör ülke" görevini üstleniyor. Koordinatör ülke, bir eylem planı hazırlayarak söz konusu alandaki iş birliğinin önceliklerini belirler ve koordinatörlüğü boyunca en az iki toplantı düzenliyor.

Çalışma grupları ise 18 alanda faaliyet gösteriyor.

Tarım, bankacılık ve finans, organize suçlarla mücadele, kültür, gümrük işleri, eğitim, acil yardım, enerji, çevre koruma, istatistiki veriler ve ekonomik bilgilerin değişimi, sağlık ve ilaç, bilgi teknolojileri, kurumsal yenilenme ve iyi yönetim, bilim ve teknoloji, KOBİ’ler, turizm, ticaret ve ekonomik gelişme, ulaşım.

- Gözlemciler ve Diyalog Ortakları

Örgütün daimi üyelerine ilave olarak Avusturya, Hırvatistan, Çekya, Mısır, Fransa, Almanya, Belarus, İsrail, İtalya, Polonya, Slovakya, Tunus, ABD, AB Komisyonu, Karadeniz Komisyonu, Uluslararası Karadeniz Kulübü ve Enerji Şartı Sekretaryası “gözlemci” statüsünde örgütün çalışmalarına katılıyor. Ayrıca Macaristan, İngiltere, İran, Karadağ, Ürdün, Japonya, Kore ve Slovenya ise "Sektörel Diyalog Ortağı" statüsünde toplantılarda yer alıyor.

- Stratejik havza; Karadeniz

Avrupa, Asya ve Afrika'dan oluşan eski dünyaya göz atıldığında Türkiye ile birlikte Karadeniz'in merkezde olduğunu fark etmemek imkansız. Coğrafi açıdan olduğu gibi, jeopolitik, enerji ve diğer doğal kaynaklar bakımından da Karadeniz stratejik bir konuma sahip.

Ancak bölge halklarının dünya gelir dağılımından aldıkları paya bakıldığında orantısız ve olumsuz bir durum söz konusu. Tarihi, politik ve sosyokültürel açıdan bakıldığında jeo-stratejik rekabet, savaşlar, bölgesel çatışmalar, dini ve kültürel çatışmalar bunun nedeni olarak gösterilebilir.

Bu sorunların görmezden gelinmesi mümkün değil. Fakat Karadeniz havzası ülkelerinin refah yolunda ilerlemeleri için bu sorunlara takılıp beklemek yerine sorunların etrafından dolanarak yol almak da mümkün. KEİ bu anlamda önemli bir rol oynamaktadır.

Çünkü örgüt halen Karadeniz havzasında ekonomik iş birliği ve anlayışı destekleyen en eski, en katılımcı ve kurumsal olarak en olgun bölgesel hükumetler arası varlık konumunda.

Çeyrek asrı aşan deneyimiyle, kurumsal yapısını olgunlaştıran KEİ, gerek Rusya’nın eski ortakları Ukrayna, Gürcistan, Moldova gibi ülkelerle ilişkilerindeki sorunların, gerekse Ermenistan’ın Azerbaycan’la yaşadığı meselelerin masaya yatırılabilmesi için eşsiz bir platform olabilme özelliği taşıyor.

Batı Avrupa, geçen yüzyılda yaşadığı iki kanlı savaştan sonra anlaşmazlıklara tutsak kalarak refah yolunda ilerlemenin mümkün olmadığını görürken, Karadeniz ülkeleri de bunu görebilme potansiyeline sahip.