Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması

Bilen bilir. İstanbul’un sokak köpekleri karşıdan karşıya geçmek için yayalara yeşil ışık yanmasını bekler. Tabii, yeşili gördüklerinden değil; araçlar durduğu için. Ama ne araçları ne de yayalara kırmızıyı takan daha az gelişmiş, fakat ileri teknoloji akıllı cihaz kullanan mahlûklar olduğu da malûm. Onlar çok aceleleri varmış gibi kırmızıda geçer, fakat nedense kaldırımda ağır aksak, el kol dağınık yürürler... HT Pazar'dan Ayşe Özek Karasu'nun haberi...

Mesele beyindeki nöronlarla ilgiliyse, köpekler yeşili beklerken tek bir insanın bile kırmızı ışığı ihlal etmemesi gerekir. Çünkü köpek beynindeki 530 milyon nörona karşılık, insanda 16 milyar nöron bulunuyor.

Bütün bunları beynime üşüştüren, Amerikan Vanderbilt Üniversitesi’ndeki araştırmanın sonuçları oldu. “Frontiers of Neuroanatomy”de yayınlanan çalışma medyaya “Köpeklerin, kedilerden daha zeki olduğu kanıtlandı” şeklinde yansıdı. Hayatında üç kedi, iki köpek olan biri olarak zaten biliyorduk da, köpek beyninin serebral korteksindeki nöron sayısı, kedilerinkinin iki katıymış. Onu bulmuşlar.

Ancak araştırma kedi-köpek dalaşından, daha doğrusu kedicilerle köpekçilerin atışmasına nazireden ibaret değil. Biyologlar araştırmayı yaparken özellikle etoburların beyinlerini incelemişler. Yırtıcı hayvanların, avladığı hayvandan daha zeki olması gerektiğini düşünerek. Yabani ve evcil her boy etoburu incelemişler. Kedi, köpek, ayı, rakun, gelincik, aslan ve sırtlan...

Ve cüssesi daha iri hayvanların, ille de daha fazla sayıda nörona sahip olmadığını tespit etmişler. Örneğin ayı beyni, kedininkinden 10 kat büyük olmakla birlikte, nöron sayısı hemen hemen eşitmiş. Araştırmada ortaya çıkan bir başka şaşırtıcı sonuç ise etoburların, otoburlardan daha fazla nörona sahip olmadığı. Sonuç şaşırtıcı, çünkü bir aslanın, sinsice takip edip, pusu kurarak avladığı zavallı bir ceylandan daha zeki olduğunu varsaymışlar. Ancak otoburları da inceleyince eşit sayıda nörona rastgelmişler.

Ve burada kedi-köpek rekabeti sahneye çıkıyor. Köpekler 530 milyon nöronla, 250 milyon nöronluk kedileri ekarte etmişler. Aslan artıklarını sıyıran sırtlanların nöron sayısı da kedilere denk çıkmış. Daha da ilginci rakunların, primatlarla eşit oranda nöron sahibi olması.

Kedi-köpek bahsine gelince nöron yoğunluğu ve beyin hacmi zekâ göstergesi olabilir ama mesele çok daha komplike. Köpeklerin, insanlarla birlikte geçirdikleri evrim süreci onları daha zeki - daha işe yarar - kılmış olabilir. İnsanoğlu köpekleri ehlileştireli 32 bin yıl kadar oluyor. Birlikle avlanarak, yaşayarak sıkı bir bağ geliştiriyor. Kedilerin ehlileşme tarihi ise 9 bin yıl öncesine gidiyor.

NEDEN MİLİTAN?

Köpekler evcilleşeli 32 bin yıl oldu da bazılarımız hâlâ alışamadı. İşte Tuvana Türkay’ın minicik chihuahua’sı Mısır’la kafeden kovulması olayı. Fatih Altaylı, “Köpekler her yere alınmalı mı?” diye sordu ve gelen yanıtları aktardı. “Her yere alınmalı, onlar da yaşamın bir parçası” diyenler çok azınlıktaymış. Bir grup “İnancımız yasaklıyor. Köpeklerin özgürlüğü, bizim özgürlüğümüzü kısıtlıyor” demiş. En kalabalık grup, “Herkes, hayvan sevmek zorunda değil” diyenler. Doğru da, her insanı ve çocukları sevmek zorunda da değiliz ama mecburen aynı ortamda bulunuyoruz.

En tuhafı hayvan barınağında çalışan birinden gelen mail: “O kadar militanlaşmış hayvanseverler var ki, işi şiddete dökecek boyutta insanlıktan çıkmışlar. Her gün muhatap oluyoruz. Gönüllü olarak yaptığımız işten bizi soğutacak kadar kafayı yemişler var” diyor.

Birtakım aktivistleri - muhtemelen çoğu kadın - militan diye mi tanımlıyor bilemiyorum ama militanlaşmak için öyle çok neden var ki. Sokak hayvanlarına mezalimden, köpeklerin toplanıp ormana atılmasından tutun da karne hediyesi diye AVM’deki petshop’tan fino alıp, yazlık dönüşü Bodrum’da sokağa bırakanlara öfkelenmeye kadar.

Bir köpek hakları aktivisti olarak kardeşim Zeynep’e de sordum. Bana şöyle demesin mi: “Militanlaşma demekte haklılar. Hatta bazılarının psikolojik rahatsızlıkları var. Kedi/köpek bahane oluyor. Aralarında da birbirlerini yiyorlar. Kısırlaştırma karşıtı olanlar var meselâ. Hayvanın doğum hakkı filan diye diğer hayvanseverlere saldırıyorlar. Bu da bizim gibi rasyonel insanları zora sokuyor. Çünkü hayvanseverlere ve hayvanlara tepki büyüyor...”