Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması

ARZU ÇEVİKALP/ acevikalp@haberturk.com

Hepimizin kendine göre bir sanal dünyası var ve o sanal dünyada bazılarımız gerçek yaşantısında işleyemediği suçları işliyor. Sözün özü; gerçekte işleyemedikleri suçları bilinçaltı dünyalarında işlemeleri tatmin olmalarına ve rahatlamalarına vesile oluyor. Çünkü sanal dünyada kurallar yok, kurallar olmadığı için de, özgürlüklerinin tadını çıkarıyorlar. Cinayeti konu alan filmler de bu sebeple ilgi görüyor. Öldürme içgüdüsü ile yanıp tutuşan insanlar, gerçek yaşamdaki acılardan ve kötü insanlardan arınarak, kendilerini filmlerdeki katillerin yerine koyuyorlar. Katiller onların bir yansıması haline dönüşerek onların yapamadıklarını gerçekleştiriyorlar. Kendinize göre bir katil belirlediniz mi sorusunu sorduğumuzda, eminiz ki cevabınız hazırdır. Nasılsa ceza yok, öldürün öldürebildiğiniz kadar, kimse sizi yargılamayacak. Kuralsız yaşam işte karşınızda!

Bazen bir şeylere kızıp, ya da öfkelenip cinayet işlemeyi düşünenler olmuştur elbet… Ama iş uygulamaya geldiğinde çoğu geri adım atar. Her ne kadar eylemi gerçekleştirmeye cesaret etseler de, bu sanıldığı kadar kolay değildir. Eğer kendinize göre, bir ikinci dünya inşa ederseniz, hayali karakterler aracılığıyla onlara istediğinizi yaptırabilirsiniz. Hepimizin içinde bir yerlerde kış uykusunda uyuyan intikam duygusu yer alıyor ve o duygu tetiklendiği zaman cinayete yeltenenlerin sayısı artıyor. Artık kadınlar bile acımasız ve şiddete eğilimli olmaya başladılar, tabi bunların altında yatan tek bir neden var: yaşanan acı olaylar, yenilen kazıklar, art niyet, menfaat ve şeytani düşünceler... İnsanın sistemini çökerten umutsuzluklar, insanı şiddet mekanizmasına dönüştürerek kızgınlıklarını ortaya koymaları adına kötü bir yol çiziyor. ‘Yap hadi, şimdi tam sırası!’ diye şeytana uyan insanlar, hiç düşünmeden kötülüğün sınırlarını oluşturuyorlar.

Şeytana uymak çok kolay, sadece tek bir hamleyle onun isteğini yerine getirmiş oluyorsunuz ve geriye dönüşü mümkün olmayan bir, çemberin içine doğru giriyorsunuz. Lanetli çembere hoş geldiniz! Peki, bu çemberden çıkmanın hiç mi çaresi yok? Yaşanılanı tersine çeviremediğinize göre, yaptığınız hatanın bedelini ödüyorsunuz. Bazen de cinnet geçirdiğiniz için şeytana uyuyorsunuz, çünkü şuurunuz artık şeytanın eline geçiyor. İyi ki filmler var, onlar olmasa biz ne yapardık, nasıl tatmin olurduk bilemiyoruz. Filmler aracılığıyla istediğimiz duyguyu yaşıyoruz, zaten amaç da bu değil mi? Gerçekleşmesini istediğiniz her ne varsa filmlerde mevcut. Mesela: cinayet, pembe dünya, aşk, romantizm, zenginlik vs… Sizin için hazırladığımız listede cinayeti ele aldık.

İlginizi çekeceğinizi düşündüğümüz filmler şu şekilde yer alıyor:

1- Zodiac (2007)

Şifreli oyunları seven David Fincher, “A’dan Z”ye seri katiller romanında yer alan kriminal bir suçlu olan Zodiac’ın maceralarını hikâyelendiriyor.  Aslında Zodiac hayali bir kahraman değil, çünkü tarihsel verilerde Zodiac’ın hiçbir şekilde yakalanamadığından bahsediliyor. Zodiac karakterinin, zekâsını nakış gibi işleyen Fincher, bizi yine düşünmeye itiyor. Ser verip sır vermeden çizgisini koruyan Fincher, ‘bilinmeyen olgusunu’ filmlerinin merkezine yerleştirerek, merak etmemizi sağlıyor ve şunu soruyoruz :“Bu katil neden bir türlü ortaya çıkmıyor”. Ortaya çıkamıyor, çünkü Zodiac, etrafındaki herkesle dalgasını geçmeyi iyi biliyor. Sanırız şu ana kadar yakalanamayan katillerden biri olarak literatüre girdi. Fincher’ın seri-katillere ait tüm bilgileri yiyip yutmasının yanında, gömülü doneleri ortaya çıkarmak için, sürekli kazı yapıyor oluşu, yönetmenin araştırmacı ruhunu yansıtıyor.

2- American Psycho (Amerikan Sapığı) (2000)

Bret Easton Ellis'in "Amerikan Sapığı" romanından uyarlanan "American Psycho" Christian Bale’in popülerliğe kavuşmasındaki en etkili filmlerden biridir. Rahatsız edici sahneleriyle “Dexter” dizisini anımsatan film, her yerden kanların fışkırdığı bir fıskiye gibidir. Kanlar fışkırdıkça fışkırır, eğer midemiz kaldırmaz diyorsanız, bu filmi izlerken dikkatli olmanızı öneririz. Ama Christian Bale’in performansını da görmeden geçmek olmaz. Film; Wall Street zengininin işlediği cinayetleri, tüketim kültürünü ve bireyde yarattığı yabancılaşma hissini perdeye aktararak, bazı ciddi mesajlar veriyor. İşlenen cinayetlerin altında yatan çok önemli nedenler var, o nedenleri bulmak size kalmış.

3- Saw (Testere) (2004)

Şu ana kadar gelmiş geçmiş en etkileyici ölüm biçimlerini ortaya koyan “Saw”, zekice yaptığı hamlelerle izleyiciyi adeta kapana kıstırıyor. Cinayetin en kanlı bölümlerini ortaya koyan film, bulmaca çözdürterek cinayetleri kimin işlediğine dair fikir sahibi olmamızı istiyor. Ama bu cinayetleri çözmek için, katilden daha zeki olmanız gerekiyor, aksi takdirde katilin avı haline dönüşebilirsiniz. Sıradan cinayet filmlerine benzemeyen “Saw”, kurduğu tuzaklarla hayatlarına değer vermeyen insanlara, ölümcül bir cinayet oyunu hazırlayarak, onların acı çekmelerine neden oluyor. İşkence mekanizmalı bir hikâyeye sahip olan “Saw”, hayatın her şeye rağmen doğru bir şekilde yaşanması gerektiğini vurgulayıp okkalı bir şamar atıyor suratımızın ortasına doğru…

4- From Hell (Cehennemden Gelen) (2001)

Viktoryen dönemine dönerek, Jack The Ripper isimli yırtıcı katili araştıran, bir detektifin hikâyesini anlatan film, günümüzde bile halen derin araştırmalara konu olan Jack The Ripper’ın belirli bir alanını ele alıyor. Böyle bir katili tamamıyla hikâyeye yansıtmak pek kolay değil, çünkü şüpheli bazı olaylar var ve o olaylar halen askıda… Johnny Depp’in cehennemin derinliklerine girerek zeki bir katili aramasının ardındaki esrar farklı bir şekilde perdeye yansıyor. Fazlasıyla İngiliz kokan film, karanlık ve stilize edilmiş mekânlarıyla seyircinin tüylerini diken diken ediyor. Gerçeklikten biraz uzak olduğunu da belirtelim.

5- Murder on the Orient Express (Şark Ekspresinde Cinayet) (1974)

Agatha Christie’nin romanından uyarlanan film, trende yaşanan gizemli olaylara yer vererek cinayetleri kim işledi sorusunu sormamıza yardımcı oluyor. Sonuna kadar sürprizlerle dolu olan film, katilin kim olduğunu sonuna kadar açık etmiyor. Biraz yavaş ilerleyen film, detaylara yönelmeniz adına zemin hazırlıyor. Agatha Christie okuyanlar zaten bu yazılanlara vakıftırlar. Christie’nin tarzı her olayın kökünü kazarak, sonunda aklınıza gelmeyecek bir sonla kapatmasıdır. Yazdığı romanlar karmaşık değildir, ancak çok fazla olay iç içe geçtiği için, karmaşık gözükür ve bu yüzden okurken zorlanırsınız. Aynısı filmler için de geçerli!

6- Henry: Portrait of a Serial Killer (Henry: Bir Seri Katilin Portresi) (1990)

“Henry: Portrait of a Serial Killer” ın bugüne kadar yapılmış, rahatsız edici ve insanın kalbine bir hançer gibi saplanan, en hunharca filmlerden biridir. “A’dan Z’ye Seri Katiller” kitabından edindiğimiz bir bilgiye göre; çok eski bir seri katil olan Henry Lee Lucas ve onun sapık yardımcısı Otis Toole’nin ürkütücü cinayetlerini konu alan film, Henry’nin kurbanının kafasına televizyon geçirdiği sahne ile bir hayli konuşulmuştur. O sahne gerçekten de insanın aklından kolay kolay çıkmaz.

7- Psycho (Sapık) (1960)

Gerilim ve korku mitolojisinin öncülerinden biri olan Alfred Hitchcock, görsel efektlere ağırlık vermeden, seyirciler nasıl korkutulmalıdır sorusunun yanıtını arayan önemli yönetmenlerden biridir. Diğer bir deyişle, insanların korku eşiğini yükselterek onu gerilimle harmanlayan bir ustadır. Janrın bilindik kurallarına zehirli okunu fırlatan Hitchcock 1960 yılında çektiği “Psycho” filminde, gerçek dünya ile bilinçaltında yaşananlar arasında meydana gelen karışıklıklara neden olan Norman Bates (Anthony Perkins) adlı seri katilin hikâyesini beyazperdeye mıhlar. Hele ki, birçok filmin ikonografisine uzaktan mesaj yollayan banyo sahnesi; yıllarca konuşulmuş ve birçok yönetmene de ilham kaynağı olmuştur.

8- Silence of the Lambs (Kuzuların Sessizliği) (1991)

Jonathan Demme’in Thomas Harris’in çok satan romanından uyarlanarak Oscar kazanan film, “Yamyam” Hannibal Lector’la film, popüler bir statüye yerleşmiştir. “Sapık” ve “The Texas Chainsaw Massacre” gibi, bu film de iblis Ed Gein’in gerçek hayattaki suçlarına çok şey borçludur. Hannibal Lector’a hayat vererek onu gerçek bir yamyama dönüştüren Anthony Hopkins, ona şiddet kisvesini ustalıkla giydirir ve gizemli tarafını öne çıkararak mistik oyunlara başvurur.

9- Mamá (2013)

Meksika kökenli bir şehir efsanesi olan “Ağlayan Kadın” (La Llorona) hikâyesini anlatan film, Maria adında güzel bir kadının, iki çocuğunu boğarak öldürmesinin ardından kendini nehre atarak intihar etmesi ve bu yüzden arafta kalmasını kadraja alıyor. Maria'nın ruhu sonsuza kadar dünyada dolaşıp çocuklarına ağıt yakmaya mahkûm edildiği için öteki dünyaya geçebilmesinin şartı çocuklarını bulup yanında getirmesi olarak belirlenmiştir. Peki, bu kadının adı neden Ağlayan Kadın? Rivayete göre; geceleri nehrin yakınında ağıt yakıyor oluşundan ötürü ona "Ağlayan Kadın" lakabı takılmış. Her ne kadar efsane de olsa oldukça korkutucudur. Azap çeken ruhun ızdırap çektirmesinin altındaki şiddet duygusuna yer veren ve azılı kötülüğe kapı açan film, ağlayan kadının intikam için, yeniden geri dönüşünü göz önüne seriyor. Gittikçe yükselen Jessica Chastein’in başarılı oyunculuğu ile güçlenen film, korku motiflerini doğru kullanarak, korku temasını güldürme mantığı üzerine kurmuyor. Nadir işlenen bir konuyu farklı yöntemlerle ele alarak, izleyicinin daha önce belki de hiç görmediği tekniklerle haşır neşir olmasına olanak sağlıyor. Sonuna kadar heyecanlanarak seyrediyorsunuz, bir korku filminden beklediğiniz her şey var!

10- Monster (Cani) (2004)

Amerikan’nın ilk kadın seri katili olan Aileen Wuornos’un gerçek hayat hikâyesini anlatan karanlık ve kirli bir filmdir “Monster”… Kötü bir çocukluk geçiren Aileen Wuornos tacize uğrayıp, sonra da uyuşturucu bağımlısı olmuştur. Para kazanabilmek için, kötü yola düşen Wuornos fahişelik yapmaya başlayarak, tam bir bataklığa saplanır ve o bataklıktan çıkamaz, çünkü daha da çok para kazanmak adına müşterilerini öldürmeye başlar. Böylece İçindeki canavar da bu şekilde dışarı çıkmış olur. Tamamıyla soğukkanlı bir katile dönüşen Wuornos, bir kadının ne kadar cani olduğunu akıl almaz bir şekilde gösteriyor. Charlize Theron’ın başarılı oyunculuğuyla ve üstün performansıyla akıllara kazınmakta gecikmiyor. Bir kadın şeytana nasıl dönüşmüş diyorsanız filmin sonunda…