IŞIL CİNMEN
icinmen@haberturk.com
HABERTURK.COM

Serenay Sarıkaya ve Kerem Bürsin'li reklamı biliyorsunuz.
Ya reklamda metroda gitar çalıp şarkı söyleyen o cool ötesi adamı biliyor musunuz?
Serenay ve Kerem'in arasında duran, süper Türkçe konuşan Amerikalı'yı?

Cevap: Allen Hulsey.
Yani şimdilik çoğunuz için, "Aaa Serenay ve Kerem'in yanındaki yakışıklı çocuk değil mi o?" sorusundaki kişi.
Ama inanın çok kısa bir süre sonra, "Aa o Allen Hulsey değil mi! Soyadı nasıl okunuyordu?" diyeceksiniz.
Can Bonomo da böyleydi.
Siz onu tanımadan önce yıllarca çalıştı, çabaladı.
Can'ı tanıyan herkes, "Bir gün tüm Türkiye onun ismini bilecek" derdi.
Sonunda beklenen oldu.

Allen da onun gibi... Yetenekli ve sabırlı bir çalışkan.
Ve hayat bu konularda fazla yanıltmaz, bu tip insanların yollarını açık tutar.
O yüzden öğrenelim: "Elın Halsiy" diye okunuyor ismi.

Allen özel bir adam.
3 yıl önce New York'tan tatil için İstanbul'a geldi ve bir daha da dönmedi.
Bir New Yorker için İstanbul'da ayakta kalmanın kolay olduğunu sakın düşünmeyin.
Hiç de kolay olmadı!
Metroda da çaldı, vapurda da söyledi.
Hala her gün yeni, orijinal bir şey yapmaya devam ediyor.
Dillere destan Gurme Gitar geceleri düzenliyor...
Hastanelerde hasta çocuklara gitar çalıyor...
Cihangir'de herkesin istediği kadar hesap ödeyeceği, fal bakılan bir cafe açıyor!
Kısacası buraları çok güzelleştiriyor.
"Dönecek misin Amerika'ya?" diye sordum.
"Ömürlük misafirim ben burada" dedi.
Başımızın üzerinde yeri olsun, iyice tanıyalım o zaman...
O yüzden aşk, seks, iş, hayat, aile... Ne var ne yok döktük ortalığa.
Size ilham, yakın zamanda ona aşık olacak kızlara hazırlık olsun!

NOT: Kıskanç kadınlar! İkinci bölüme dikkat!

New York'tan İstanbul'a tatile geldin ve 3 yıldır geri dönemedin. Dönemediğin şehir New York! Ne buldun İstanbul'da?

3 yıl önce iki haftalığına gelmiştim... Hayat işte, hep şaşırtmaz mı insanı? İstanbul'dan dönecekken New York'taki dairemin sahibinden telefon geldi, "kontrat bitti, evi satıyorum" diye!

İnsan kira kontratı bitti diye ülkesini bırakır mı!

Dönüş biletini erteleyip durdum ve erteleye erteleye yandı en sonunda. "Kalmam gerekiyor belki" diye düşünmeye başladım. Zaten Türkiye benim hayatımda hep oldu, geldi, buldu beni. Konya'da bile yaşadım.

Ailende Türkiye'den insanlar mı var?

Hayır. Ben New York'ta doğdum, annem ve babam Amerikalı... Ama Ben 7 yaşındayken babam bir şirketin temsilcisi olarak Ankara'ya çağrıldı ve Türkiye maceram böyle başladı. Sonra tam dönecekken Selçuk Üniversitesi'nden teklif aldı ve çalışması için Konya'ya yerleştik. 9 yaşına kadar Konya'daydım.

İlkokula Konya'da mı gittin yani?

Hayır. Konya'da hiç Türk okuluna gitmedim. Eve özel öğretmen geliyordu. Bir kız, bir de erkek kardeşim var ve ikisi de Türk okuluna gidiyordu, onları çok kıskanmıştım. Türkçe biliyordum ama okuma yazmam yoktu. Zaten sonra da Amerika'ya döndük.

Ama şu an Türkçen fevkaladenin fevkinde!

Çok teşekkür ederim.

"90 GÜN BOYUNCA HER GÜN 30 DAKİKA ÇALARSAN..."

Müzisyen olmaya karar verdiğin anı hatırlıyor musun?

Kuzenimle beraber akşamları radyo dinlerdik. O gün yerde yatıyordum ve uyuyamıyordum. Alanis Morissette'in 'Head Over Feet'i çalmaya başladı. Şarkının bir kısmında mızıka solo vardır; onu duyduğumda müzisyen olmaya karar verdim.

İlk gitarını bunun üzerine mi aldın?

Hayır. 12-13 yaşlarındaydım, BBC'de Jools Holland'ın programında Jeff Beck diye bir gitarist Ray Charles'ın bestesini çalıyordu. Gitarist olmaya onu dinlediğimde karar verdim. Babama elektro gitar çalmak istediğimi söyledim. İlk başta itiraz etti ama sonra şöyle dedi: "Sana bir klasik gitar alacağım. Gitarı ben seçeceğim ve sen ödeyeceksin. 90 gün boyunca her gün 30 dakika çalışırsan elektro gitar alabilirsin!"

Disiplinli ebeveyn dediğin böyle olur!

80 günün sonunda babam bir sabah gitarı aldı ve eve getirdi. Çalmaya o gitarla başladım ve bu ödüllendirme yöntemini kendi öğrencilerim üzerinde de uyguladım. İşe yarıyor!

Ya sesini ne zaman keşfettin?

21 yaşında! Çünkü daha önce birisi, "sesin güzel değil" demişti ve ben de söylemeyi bırakmıştım. Alıngan ve utangaç bir çocuktum. Hala da şarkı söylerken utanırım. Sonra büyükannem rahatsızlandı ve Dallas'a ona bakmaya gittim. Oraya gitmişken üniversite sınavlarına da hazırlanıyordum. Berklee College of Music'i burslu kazandım.

Vay vay! Dünyanın en iyi müzik okullarından!

Okulu biraz hızlı bitirdim çünkü yazları da okudum. Caz besteleri ve müzik ticareti okuyordum. Her gün ara vermeden 7-8 saat enstrüman çalışıyordum ve bileğimi sakatladım. Bu olaydan sonra tarzımı değiştirdim ve sıfırdan başladım. "Neden pop müziğe yönelmiyorum" dedim kendi kendime.

Pop derken?

Pop derken Nirvana ve Beatles müziklerine "pop" diyorlardı, onu kastediyorum. Okulu bitirince Boston'dan New York'a taşındım.




GECEDE 700 DOLAR KAZANDIĞI İŞİ BIRAKIP...

Müzik yaparak mı para kazanıyordun?

İlk başlarda restoranlarda çalıştım. Gecede bahşişlerle 700 dolar kazandığım oluyordu.

Bir gecede 700 dolar mı!

Bazen ama her gece değil! Sonra sadece müzik yapmak ve paramı müzik yoluyla kazanmak istediğime karar verdim. İşi bıraktım ve 2 ay boyunca metroda müzik yaptım.

Berklee mezunu olarak metroda müzik yapmak nasıl bir deneyimdi? Mutsuzluğa kapıldığın oluyor muydu?

Olmazdı çünkü aç bir insan bahsettiğin mutsuzluğu yaşamaz! Simit param bile olmazdı bazen. Her zaman önümdeki yola bakmayı o zaman öğrendim. Restoranda gecede 700 dolar kazanmaktansa metroda çalmak daha iyi geliyordu bana. Benim için nerede olduğumdan çok insanlarla kurduğum iletişim ve elimdeki işi yaparken aldığım zevk önemli! İstanbul'da da vapurda çaldım. Yasak deyip engellemeye çalışanlar da oldu; başörtülü ya da dövmeli insanların şarkılarıma eşlik ettiği de oldu. Bunu seviyorum, ben böyleyim.

"BU BEYAZ SAÇLARIM O GÜNLERDEN KALMA"

Güzel ancak sadece metroda çalarak New York'ta yaşayamazsın!

Evet, bunu fark ettim ve müzikten sonra sevdiğim ikinci şeyin ne olduğunu düşündüm. Çocuklar! Onlarla ilgili 3 iş ilanına cevap verdim. Birine "Bu işi yapabilirim", diğerine "Adamınız benim" ve sonuncusuna da "Bu görevi bana vermelisiniz" yazdım. Hayatlarında ilk kez böyle cevaplar aldılar sanırım çünkü 3 işi de aldım!

İş neydi?

3 ay ve 3 yaş arasındaki çocuklara gitar ve müziği sevdirmeye çalışmak! Çocuklarla 2 yıl çalıştım. Gece 4'e kadar barda grupla çalıyordum, sabah 8'de de çocukların yanına gidiyordum. Çocukların karşısında yorgun görünme lüksüne sahip olamazsın! Bu beyaz saçlarım hep o günlerden kalma.

"BU HASTANEDEN ÇIKINCA GİTAR ÇALACAĞIM"

Peki ya şimdi? İstanbul'da çocuklarla ilgili bir şeyler yapıyor musun?

Haftada bir hastanelere gidip lösemili çocuklara müzik yapıyorum.



Bunu hangi motivasyonla yapıyorsun?

Bu bir alışkanlık... Ben bunu senelerdir yapıyorum. O çocukların gülmesi, gitar öğrenmek istemeleri, iyileştikten sonra ziyaretime gelmeleri beni mutlu ediyor. Geçen gün biri yanıma geldi, "İyi ki hasta oldum" dedi gülerek. Şaşkınlıkla "Neden?" diye sordum. "Çünkü buradan çıkınca gitar çalacağım, sen olmasaydın çalmazdım" dedi. Çocuklara çok önem veriyorum ve saygı duyuyorum.

Senin çocuğun var mı?

Bildiğim kadarıyla yok! Kız çocuğum olsun isterim.

"TÜRK KADINLARINA ALIŞTIĞIMI SÖYLEYEMEM ÇÜNKÜ..."

Gelelim kadınlara!

Yandık!

Türk kadınlarına alıştın mı?

Alıştığımı söyleyemem ama idare etmeyi öğrendim. Türk kadınlarını saldırgan buluyorum. Erkekleri av gibi görüyorlar. Kafalarında yarattıkları şeyin peşinde oldukları için hayal ettiklerini bulamadıklarında mutsuz oluyorlar. Ve biraz kıskançlar.

Kıskançlığı en basit haliyle tanımla. Ne yapıyorlar?

Facebook'umu ve telefonumu karıştırıyorlar mesela!



"KISKANÇLIK İŞİN İÇİNE GİRİNCE ÇEKİCİLİK YERLE BİR OLUYOR"

Hahaha! Genele vurursak doğruluk payın yüksek. Sen kıskanç değil misin?

Değilim, kıskançlık özgüven eksikliğinden doğar ve kıskançlığın aşırı itici olduğunu düşünüyorum. Ama kadınlar, kendi kıskançlıkları yetmezmiş gibi erkeklerden de kıskançlık bekliyorlar. Oysa kıskançlık işin içine girince benim için bütün çekicilik gidiyor, yerle bir oluyor.

Haklısın, ama maalesef bu kültür çocuklarını "seven insan kıskanır" diyerek büyütüyor.

Oysa evrensel yasalar şöyle işler: Kafanda kötü senaryolar yaratır, durmadan onları düşünür, yasaklar koyarsan, kafandaki kötü senaryo kendini gerçekleştiren bir kehanete dönüşür! Bu basit bir psikolojik durum! Çocuklarla çalışırken şunu öğrendim; eğer bir şeyi yapmamasını istiyorsan "yapma" deme, bunun yerine dikkatini yönlendirmek istediğin noktaya çekmesini sağla. İlişkilerde de aynısını öneririm.

Türkiye'de aşık oldun mu?

Olmaz mıyım? Türk kızları çok güzel!

Sevgilin var mı?

Yok. Şu an işlerime odaklanıyorum. İlişkiler bağlar ve beni yavaşlatabilir. Aramıyorum, ihtiyacım yok. Biri gelir ve hayatım tepe taklak olabilir elbette ama şu an kadınlara ayıracak vaktim yok, uzak duruyorum.

"ARAYA SEKS GİRİNCE...

Sevişmiyor musun?

Sevişmiyorum hahaha! Çünkü sevişince problemler çıkıyor.

Nasıl yani?

Araya seks girince beklentiler değişiyor. Bunu anlıyorum çünkü buna alışmışlar, böyle dikte edilmiş. Ama ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol! Türkiye'nin genelinden bahsetmiyorum, oranın kültürü farklı. Bizim yaşadığımız İstanbul'dan, Cihangir'den bahsediyorum...

Yani Cihangirli kızların bunu yapması sana saçma geliyor, öyle mi?

Çok rahat ve özgür görünüp, seviştikten sonra değişmek bana ters geliyor. Yapmayacakmış gibi davranıp sonra yapmaları saçma geliyor. Ben herkese net oluyorum.



"ERTESİ GÜN EVLİLİK HAYALLERİ KURMAK DOĞRU DEĞİL"

Çok katı gördüm seni. Senin de duyguların değişebilir, mümkün değil mi bu?

Elbette olabilir! Her şey olabilir. Birinden hoşlanırsın, güzel vakit geçirirsin ve bunu sürdürmek isteyince de ilişki başlar. Ama başkasının üzerinden hikaye kugulamak, ertesi gün evlilik hayalleri kurmak doğru değil. İnsanlar aşktan kendi içlerindeki eksikliği kapatmasını bekliyorlar. Bu mümkün değil; kimsenin eksikliğini başkası tamamlayamaz. Sen mutlu olursan aşk zaten sana gelir.

Tek eşli ilişkilere nasıl bakıyorsun?

Ömrümüz kısa ve hiçbir şey sonsuza kadar sürmez. Her şey sınırlı! İnsanların birbirine verecek çok şeyi var. Belki bir insan birçok şeyi karşılayabilir ama ondan her şeyimiz olmasını bekleyemeyiz. Beklentiler, ciddi hayal kırıklarına yol açıyor. Hiçbir insan rüyalarındaki kadar mükemmel olamaz. Ama ileride çocuğum olmasını istiyorum. Evlenebilirim de...

GURME GİTAR GECELERİ

Gurme Gitar geceleri düzenliyorsun. Bu nedir tam olarak?

İnsanların sevdiği yemekleri yapıyorum, onlar yerken ya da öncesinde yemeğe uygun müzik yapıyorum. Gündüz çay partisi de olabilir, akşam yemeği de, doğum günü partisi de...

Gurme Gitar fikri nasıl çıktı?

New York'a taşındığımda kız arkadaşımla yaşamaya başlamıştım. Kız arkadaşım vegan oldu ve onun sayesinde vegan yemekleri yapmayı da öğrendim. Bir arkadaşım davet verecekti ve benden brunch hazırlamamı istedi, gitarımı da getirmemi söyledi. Deniz ürünleri, dana etleri, kuzu etleri ve vegan yemekler... Her türden yemek yaptım ve yanında müziklerimi çaldım. Bu ilk denemem oldu ve buradan Gurme Gitar fikri çıktı.

ÖMÜRLÜK MİSAFİR

Cihangir'de bir cafe açıyorsun. Orada da Gurme Gitar olacak mı?

Elbette. Hesaplar da "gönlünden ne koparsa" şeklinde olacak. Yani ilk başta böyle deneyeceğim, millet cimri çıkarsa değiştiririm! Sabahları kendi kuruttuğum organik bitkilerden çaylar yapacağım. Türk kahvesi de olacak, çok iyi bir falcı eşliğinde hem de! Ben de iyi fal bakarım ama herkese yetişemeyebilirim. Ayrıca cafe'de dersler vereceğim. Haftada bir ya da iki gün bebeklere ve çocuklara bedava "mutluluk klinikleri" olacak. Herkes oraya gelecek ve mutlu olacak, birlikte gitar çalacağız...

New York'u özlemiyor musun?

Ben hayata böyle bakmıyorum. Şehirleri ya da insanları çok sevebilirim ama özleyerek acı çekmem. New York'taki gece hayatı ya da yemekler daha güzel olabilir ama hiçbir yer ya da kişi mükemmel değildir. Hayat benim için faklılıktan geçiyor; o yüzden daha iyi ya da kötü diye karşılaştırma yapmam. Burada ne kadar kalacağımı söyleyemem. Bir gün New York'a döneceğim ama şu an İstanbul'da olmaktan çok mutluyum.

Burada kendini misafir olarak mı görüyorsun yoksa artık İstanbullu musun?

Ömürlük misafir olarak görüyorum.



KISA KISA ALLEN HULSEY

Doğum tarihi: 8 Şubat 1985

Burcu: Kova

Sevgilisi: Yok

İnancı: Sevgiye ve iyiliğe inanıyor. "Nerden geldim, nereye gidiyorum" sorularını sormuyor.

Takımı: Cimbom!

En kötü alışkanlığı: Tırnaklarını yiyor

En sevdiği müzisyen: Erkan Oğur, MFÖ ve Rolling Stones
(Bir notu var: "Rolling Stones'un bir parçasını dinlemiş insanlar baskılı t-shirtlerini giyip geziyorlar. Lütfen dinlesinler. Rock'n Roll'un özü onlardır.)

Türkçe okuduğu ilk kitap: Nazım Hikmet/Memleketimden İnsan Manzaraları

En çok izlediği film: Hababam Sınıfı

İstanbul'da en sevdiği yer: Balat

Kime benzetildi:
Lisede Jim Morrison'a,
Üniversitede Jeff Buckley'e,
New York'ta Michael Hutchence'a,
İstanbul'da Heath Ledger'a.