Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

 Bülent İPEK/HT Magazin

 ‘Musa Eroğlu ile Bir Asır’ adlı albümünde efsaneleşmiş türkülerini Kenan Doğulu’dan Yıldız Tilbe ve Candan Erçetin’e ünlü popçuların söylediği Musa Eroğlu, “Âşıklardan başkasından türkü dinlemem. Aslında ben türkücü değil cazcıyım” diyor ‘Mihriban’, ‘Halil İbrahim’ ve daha yüzlerce orijinal ve derleme türkü, onlarca albüm... Musa Eroğlu aslında bir halk araştırmacısı. Bugüne kadar gezdiği beş bin köyden biriktirdiklerinin bir kısmı şarkılarında, bir kısmı kafasında duruyor. Sahici bulmadığı için şehirde değil hâlâ Mersin’in Mut İlçesi’nin Kumaçukuru Köyün’de yaşıyor. Yılda iki kez ağaç diktiği bir ormanı var. Bin yıllık halk deyişleriyle konuşuyor. Bir çeşit modern zaman dervişi. Şimdi türkülerini ünlü pop şarkıcılarının okuduğu ‘Musa Eroğlu ile Bir Asır’ albümüyle gündemde. Pop müzik sanatçılarını cesur bulurken ‘mıymıy’ dediği sanat müziğineyse eleştirisi var. n Halk müziği üstatları pop müziğe mesafeli durur. Sizin türkülerinizi pop müzik sanatçılarına okutma projesi nasıl oluştu? Bu projeyi Ahmet Özgül’le beraber düşündük. Albümde yer alacak sanatçılarımızın hepsinin hatrı sayılır bir hayran kitlesi var. Sağolsunlar onlar da çok müspet ve sıcak yaklaştılar. İletişime geçtikten sonra parçaları merak etmeye başladılar. Biz de onlara seçenekleri sunduk. Sanatçı dostlarıma, limitsiz çalışma imkânı veren Özdemir Plak’a ve çalışma arkadaşlarıma özverilerinden ötürü çok teşekkür ediyorum.

‘POPÇULAR DAHA CESUR’

Bu albümde pop ve türkü buluştu. Köyle kent kültürü birleşti diyebilir miyiz?

Köylü ile kentli insan arasındaki gitgelleri, müzik ayrımlarını bu albümde kapatacağız. Bugüne kadar gezdiğim köylerde Türk sanat müziğine karşı olan ilgi yüzde 15’lerde seyrediyor. Türk sanat müziği çok sofistik. Ben monolog bir yaklaşım hayal ediyorum. Ancak popu herkes öyle veya böyle dinliyor. Popçuların birçoğu başarılı ve daha cesur müzik yapıyor. Kendilerini daha iyi ifade ediyorlar. Ben ‘mi’ notasına çok takılıyorum. Mi notasıyla bir topluma kesinlikle dinamizm kazandıramazsınız. Mıymıntı bir müzik ortaya çıkar. Silmedin gözyaşını aşkın ile ağlayanın, vay ahvaline zalim sana bel bağlayanın. Yedi dakika süren bu parçayı albümde dinlediğinizde ne demek istediğimizi anlayacaksınız.

Albümde ‘Halil İbrahim’i yorumlayan Kenan Doğulu, en başta “Musa Abi, ben pop söylüyorum bu türkünün altından kalkabilir miyim?” diye sormadı mı?

Kenan babadan gelenekçidir. Kendisi ezbere iş yapmaz. Ne seçersek seçelim Kenan her çeşit türkümü okurdu. Zaten biraz benim söylemimde de caz havası var. Daha da ileri gideyim, aslında ben türkücü değil cazcıyım. Onun için benim şarkılarım sanatçılara yabancı gelmedi.

‘SOKAKTAKİ İNSANDAN FARKSIZIM’

Cazcıyım diyorsunuz peki klasik türkücüden farkınız ne?

Anadolu’da üç kişi şarkı söyler, renkleri farklıdır. Ama cazda dört uyumsuz insan bir araya gelse ortaya özgün çalışmadan ötürü uyumlu müzik çıkarır. Ben iyi bir caz ve rock dinleyicisiyim. Sokaktaki insandan farksızım. Bir de âşıkların dışında kimseden türkü dinlemiyorum. Tedavi için Gorali Mccanne’i ve Jimi Hendrix’i dinlerim. Bu arada ülkemizde de okkalı şarkıcılar var. Bir dönem Tanju Okan’ı çok dinlerdim.

Geniş bir hayran yelpazeniz var neden halk müziğiyle ilerlemeyi tercih ettiniz?


Kendimi edebi yönden böyle daha iyi ifade edebiliyorum. Anadolu insanının büyük bir bölümü şiirsel yaşar. Nasıl yaşar? Diyelim Musa Eroğlu köye geldi. “Kara kaşını kara gözünü sevdiğim hoşgeldin sefa geldin” diye başlar hemen bir şiir yazar. Böyle bir atmosferin içerisinde beslenip büyüdüğüm için bu türde kendimi anlatmaktan keyif alıyorum. Ebelerimiz ve analarımız bizi besliyor. Türkiye’deki beş bin köyü gezdiğim için o kültürün içindeyim. Benim mesleğim halk kültürleri araştırması. Araştırma yaparken türkücü oldum. Gezdiğim yörelerde gördüklerimi kâğıda döktüm. Ruhsal bir zenginlik arayan Anadolu’yu gezmeli. Gezmezseniz çok kuru kalırsınız. Bir yazar düşünün İstanbul’da ne yazacak çok merak ediyorum. 30 obje var, 32’ncisi yok.

‘KÖYÜ YAŞAR KEMAL BİLİR’

Şehir çok büyük, farklı farklı renkler var ama...

Ama doğal değiller. Burada şehir kuralları var. Bunu içinde yaşayan biri olarak söylüyorum. Köylerdeyse özgürlük söz konusu. Apartmanda kapıyı kapattığım zaman aklıma Yunus’un şu sözü geliyor. “Bir garip ölmüş diyeler, üç günden sonra duyalar...” Hepimiz bu durumdayız. Ben şu anda Mersin’in Mut İlçesi’nin Kumaçukuru Köyü’nde yaşıyorum. Köyün adına bakıp yanlış izlenime kapılmayın biz de hiç kuma yoktur. Tek eşli bir toplumuz. Köy yaşantısını ve kokusunu halka en iyi şekilde sunan isim Yaşar Kemal’dir.

Köy yaşantısının cazibesi kaldı mı? Gençler şehirde yaşamak uğruna asgari ücrete razı oluyor.

Bir insan annesini, babasını, amcasını geride bırakıp iki kuruş fazla para almak için Almanya’ya neden gidiyor? Bu bir zulüm değil mi? Kişinin köyde son çırpınışlarında şehre gelmesi suç mudur? Ama gelince karşısına kurallar çıkıyor. Ben geleneklerimize duyarlı olduğum için Musa Eroğlu oldum. Bizim köyün nüfusu 40-50 hane civarında. Bu hanelerde gençler de var. Bu evlerdeki insanlar da şehre özeniyor ama köydeki samimiyeti, geleneği bırakmak istemiyorlar.

‘ROLEX SAATLE SOĞANA YUMRUK VURAMAZSIN’ ‘

Yaşadığınız köyün gençleri “Ünlü bir sanatçısın. Burada ne işin var, git Boğaz’da otur” demiyor mu?

Tam tersine sanatçı dediğin halkla iç içe olmalı, geleneğini unutmamalı. Onlar da biliyorlar bunu. Zaten insanlar size hürmette kusur etmiyor, bir de onlara tepeden mi bakalım? Köydeki insanlar beni besliyor. Öyle elit marka gömlekmiş, ayakkabıymış, saatmiş bana ters. Zaten elinde rolex saatle o soğana yumruk vuramazsın. Ben hiç bir dönem ne oldum delisi olmadım. Normal kıyafetlerimi üstüme geçirir, işime bakarım.

Bizim köylümüzün en çok eleştirilecek yanı nedir?

Köylümüzün önüne ne koyarsan onu yiyor. Çoğu hane ikinci yemeği görmüyor. Şehre giden insanlar nedeniyle eğitim kurumları da taşınıyor. Köyü üç ayaklı bir kuş olarak tanımlarsam, köyün öldüğünü söyleyebilirim.

Bu üç ayaklı kuş nedir?

Köyü oluşturan temel öğeler olan öğretmen, imam ve muhtar. Birinin ayağını kes, köy kalmaz. Köylerde okul kalmadı, öğretmen de kalmadı. Ayağın biri kesildi yani.

Suçlu kim?

Bu noktada bazı türkücülere eleştiri getirmek istiyorum. Köylü şarkıların mertliğine bakar. Sen mertçe söyle sonra alacağın tepkiyi gör. Ne yazık ki türkü söyleyenlerin birçoğu ağzında sakız geveler gibi türkü söylüyor, ne dediği anlaşılmıyor. Sanatçılar şarkıyı, türküyü üstüne basa basa, korkmadan söylemeli. Bütün eserleri statik bir ölçüde mıy mıy yorumlarsan olmaz. Ben bir yorumcu olarak çatlarım, dinleyemem. Allah’tan popçu arkadaşlarımız türkülerimi üstüne basa basa söyledi. Onlara yüz bin defa teşekkür etsem azdır. Biz bu albümle tarihe bir not düşeceğiz. Son yüzyılın en önemli hadisesinin altına imza atılacak.

‘Kimse beni kendisine göre dizayn edemez’

Müzik piyasasında yaşanan satış sıkıntısıyla ilgili ne diyorsunuz?

Bir ülkenin olmazsa olmazlarından biri kültür politikası olmalıdır. Kültür politikası olursa müzik poltikan da olur. Her şeyden önce üzerinde tepindiğimiz toprak bizlere 2000 yıllık bir kültür sunuyor. Bu politikalar olmazsa her seferinde başa döner, aynı konuları konuşur, ömrümüzü bununla tüketiriz. Kültürümüzü ileriye taşımak için önemli bir adım attık.

Eleştiri yaparken bir yerlerde benim önümü keserler, konsere çıkarmazlar gibi bir çekinceniz yok mu?

Geç kaldılar. Malzemeyi herkesin görmesini istiyorum. Kimse beni kendisine göre dizayn edemez. 1200’lü yıllarda okunmuş bir deyiş söyleyeyim, 800 sene ileri mi yoksa geri miyiz görün. Harputlu şair Rıfat Dede 800 yıl önce “Ben şehid-i badeyem dostlar demim yad eyleyin türbemi meyhane enkazile bünyad eyleyin” demiş. Şu gazele bakar mısınız? Günümüzde Osmanlı’yı bilen de konuşuyor bilmeyen de. Osmanlı bu toplumu 600 sene yan yana tutmuştur. Kimsenin geleneğine ve inancına karışmamıştır. Çürük baklanın ancak kör alıcısı olur. Ben hiç kimseden korkmam, zaten korkunun ecele ne faydası var? İnsan her şeyden önce yürekli olmalı. Ben şehri gördüğümde köyle ilişkimi kesseydim ve o dirençten mahrum kalsaydım hiçbir şey olamazdım. Sessiz gezen ebemin sessizliği bile bana çok anlatır. Ebeler binlerce yıllık kültürün aktarılmasında araçtır. Toplum dizayncılarına karşı bu toplumun dilini ve kültürünü savunalım. Türkiye her anlamda çok zengin bir ülke.

Yeni çıkan albümünüzde Sibel Can da var, Manga da. Neden farklı tarzda sanatçılar tercih ettiniz?

Bir Anadolu sözü vardır: “Kabı ayrı olanın tadı ayrı olur. Tadı aynı olsa tek tabağa konur”. Tadı aynı olmadığı için ayrı tabakta sunmak istedik. Neticede estetik sunuştadır. Bir insanın yemek zevki değişmeden kıyafeti de değişmez. Şimdi Gayrettepe’de güzel yemek yapan bir restoran var ama kravatsız almıyorlar. Kravat takıyorsun. Yemek bahanesiyle üstün başın da değişiyor. Günümüzde görsellik ön plana çıktı. Sokaktan geçen bir kadının kıyafetine bakıp evli mi bekâr mı olduğunu anlayabilen bir toplumun sanatçısıyım. Gerisini boşverin. Beş bin köy gezince ister istemez her konuya vakıf oluyorsun.