KEREM AKÇA / HABERTURK.COM 

keremakca@haberturk.com

 

5 HAZİRAN 2015 FİLMLERİ

 20. yüzyılın başında 29. yaşındayken geçirdiği kaza sonrası yaşlanmayıp sürekli genç kalan bir kadının inanılmaz öyküsü… “Ölümsüz Aşk”, evrim teorisi, ölümsüzlük ve sonsuz güzelliği sorgulama şansına erişirken Blake Lively’nin yeteneğini sınamasıyla da bir sahicilik sunuyor. Fazla hesaplı senaryosuna karşın incelikli bölümleri ve sinematografik özeniyle her yaşta seyirciyi bir yerinden yakalayabilecek bir fantastik duygusal-drama dönüşüyor.

 Kadınlar, her zaman ‘sonsuz güzellik’ taraftarıdırlar. Bir kadına sorsak, genç, narin ve pürüzsüz kalma arzusunu anında belirtir. Sinemada da bu tez, ütopya ya da görünüme dair filmler üretilmiştir. İlk akla gelenler, yıllara meydan okuyan mucizevi kraliçe tanımına yüklenen “She” (1935),Hollywood’da estetik ameliyatın göründüğü gibi olmayacağını anlatan “Ölüm Kadına Yakışır” (“Death Becomes Her”, 1991),robota dönüşerek eski güzelliğini koruyan “Stepford Kadınları” (“The Stepford Wives”, 1975)…

 ‘DORIAN GRAY’ VE ‘BENJAMIN BUTTON’ ESİNTİSİ

 Lee Toland Krieger’in dördüncü filminde eline geçen senaryo temelde bu meseleyi işliyor. J. Mills Goodloe-Salvado Paskowitz’in kaleme aldığı metinde, ‘sonsuz gençlik’, ‘ölümsüzlük’ izinde 100 seneyi aşkın bir süre yaşayabilen bir kadın var. Blake Lively, tam sahne kimliğine uygun bir rol bulmuş. “Hırsızlar Şehri”nde (“The Town”, 2010) yeteneğiyle Ben Affleck’i tek sahnede ezip geçen oyuncu, sadece bir medya ikonu olmadığını kanıtlamıştı.

Burada ise kalıcı bir performansa imza atıyor. 1987’li oyuncunun bu role cuk oturmasıyla filmin sahiciliği de artıyor. 1908’de doğan ve bir kız çocuk dünyaya getiren bir karaktere can veriyor. Ancak 1930’lara geldiğinde bir kaza onun hayatını değiştiriyor. Elektrik akımlarıyla genç kalan Adaline, bir anlamda yeni bir mitoloji ikonu, bir Dorian Gray ya da bir Benjamin Button oluyor.

 ‘GEÇ GELEN GENÇLİK’İN ‘DOMINIC’İ ‘ADALINE’IN BABASI GİBİ

 Açıkçası sinemada ‘ölümsüzlük’ kavramı fazlaca filmde karşımıza çıktı. “Kaynak”ta (“The Fountain”, 2005) farklı dönemlerde reenkarne olan üç karakter üzerinden, “Daima Genç”te (“Forever Young”, 1992) 50 sene depoda kalan bir asker yoluyla veya “Teneke Trampet”te (“Die Blechtrommel”, 1979) Alman siyasi tarihinin tamamını gören mucizevi bir çocuk eşliğinde… Bilimkurgu ve fantastikteki örnekler çoğaltılabilir.

 Ama sanki Francis Ford Coppola’nın önemsenmeyen “Geç Gelen Gençlik”inde (“Youth Without Youth”, 2007) 1938’de bir kaza sonrası yaşlanmayıp gençleşen 70 yaşındaki doktor Dominic, Adaline’ın ‘baba’sı gibi… Tek fark Tim Roth’un canlandırdığı tiplemenin Naziler’in deneylerine alet olması. Burada ise Adaline kendisinin akıllara durgunluk veren durumunu saklayarak bir savaş malzemesine dönüşmemek için uğraşıyor.

 Yönetmen, bir ezber oluşturmaya çalışıyor, ama arkasında edebi bir metin olmamasının zararını görüyor. 2014’te açılan eserde ‘filmin hem başlangıcı, hem sonu’ denilen bir anlatıcı sesi devreye giriyor. Aslında Adaline’dan bahseden bu Tanrısal ses tonu filmin masalsılığına uygun. Evrim teorisiyle ilişkili sorulara da değinip “Lucy” (2014) kadar didaktik durmuyor. Zira bir anda kendimizi uzayın derinliklerinde bulup esrarengiz cümlelerle donatılabiliyoruz.

 GİRİŞ BÖLÜMÜNDE HİKAYE SENARYOYA DÖNÜŞMÜYOR

 Açıkçası “Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi”nin (“The Curious Case of Benjamin Button”, 2008) evrim teorisine tersine çevirerek yaşlı doğup bebekliğe ilerleme ezberiyle akraba, kuzen bir iş canlanıyor. Ama H. Rider Haggard imzalı “She”nin uyarlamalarıyla daha yakın ilişkide bir karakter, sanki güncel dünyaya adapte oluyor. “Geç Gelen Gençlik”le ise kardeşlik bağı çok belirgin…

 Karakterimizin 40-50 yaşlarında bir polise rastlayıp ‘gençsin sen!’ tepkisini alması çok tanıdık. Film, özündeki fikri ilk yarıda hiç iyi değerlendiremiyor. Kitap arka planından beslenmediği için giriş bölümünü fazlasıyla uzatıyor. “Ölümsüz Aşk”a girmemiz zorlaşırken, tekrar üzerine tekrar geliyor. Ama mesele ‘70’lerdeki aşk ile 2000’lerdeki aşkın aile bağı’ gibi ilgi çekici bir damara kaydığında fikir de anlam kazanmaya, işlenmeye başlıyor.

 

BİR YERİNDEN BAĞLANACAKSINIZ

 Film o yola sapınca ise Hollandalı Michiel Huisman gibi kötü bir oyuncuyla bayat bir Nicholas Sparks romansına yelken açıyor. Açıkçası ‘fantastik aşk filmi’ konusunda ister istemez Powell-Pressburger başyapıtı “Aşk ve Ölüm”den (“A Matter of Life and Death”, 1946) beslenen bir egzersiz ortaya çıkıyor. 2000’lerde bu konudaki uygulamalar genelde fos çıktığından (bkz. “Göl Evi”),güzel ve oyalayıcı fikir son bir saatte bir yere geliyor.

 Harrison Ford elinden geleni yapıyor. Ama yola çıkılan meselenin kolaycı bir furyayı takip etmesi, Ford’un “42”den (2013) sonra yine ‘En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu’ Oscar’ı için kısmen abartılı ve gözyaşı dökme garantili bir rolün peşinde koşması göze batıyor. Açıkçası Amerikan halkının ‘sonsuz gençlik’ arzusunun kıvrımlarında canlanan inanç, duygu, yalnızlık ve ölüm kavramları tesir ediyor. Samimi olabiliyor. Ama ‘fantastik dram’dan ‘fantastik aşk filmi’ne kayıp gişe hedefini belli eden yapı (ki ABD’de 42 milyon dolarlık bir hasılat yaptı) ‘niye?’ dedirtiyor.

 “The Vicious Kind” (2009),“Vazgeçmem Senden” (“Celeste & Jesse Forever”, 2012) gibi ilişkilerle ilgili farklı sorular soran eserlerin bağımsız yaratıcısı Lee Toland Krieger’ın kariyerinde ayrıksı bir yere oturacaktır bu eser. Filmin farklı bir çekiciliği var. “Ölümsüz Aşk”a; içine alma becerisi, mucizeleri gerçekleştiren karizmatik ruhu veya seyirciyi sarsma potansiyeliyle elbet bir şekilde bağlanacaksınız.

 

FİLMİN NOTU: 5.5

 

Künye:

 Ölümsüz Aşk (The Age of Adaline)

Yönetmen: Lee Toland Krieger

Oyuncular: Blake Lively, Michiel Huisman, Harrison Ford, Ellen Burstyn, Kathy Baker

Süre: 112 dk.

Yapım yılı: 2015

 

KORKU BAŞYAPITININ ‘RUH’UNU BOZAN ÖN BÖLÜM

 An itibarıyla James Wan külliyatının ‘Testere’ (‘Saw’) ile birlikte en verimli serisi, “Ruhlar Bölgesi: Bölüm 3” adlı bir ön bölüme kavuşuyor. Esas filmde gördüğümüz kadın medyumun geçmişine yolculuk, bizi bir apartman dairesinde canlanan ürkütücü olaylarla yüzleştiriyor. Ama önümüzde duran yapıt, 2000’lerde gördüğümüz ‘Halloween’ ve ‘Teksas Katliamı’nın başarılı ön bölümlerinin seviyesini yakalayamıyor.

 Kısa sürede fenomene dönüşen korku başyapıtı “Ruhlar Bölgesi” (“Insidious”, 2010),James Wan-Leigh Whannell ikilisinin sinsi zihninden çıkan bir işti… Formül olarak ‘perili ev filmi’nden beslenen eser, o temelin gördüğümüz hiçbir kuralına bağlı kalmıyordu. ‘Poltergeist’ ile “Karabasan”ın (“The Entity”, 1982) doğaüstü korku geleneklerini ‘Elm Sokağı Kabusu’nun (‘Nightmare on Elm Street’) metafiziksel dünyasıyla ayağa kaldırırken, mat renklerden beslenen gerçekçi bir atmosfer kullanıyordu. Bu yenilikçi eylem zamanla furyaya dönüştü. Artık perili ev filmlerinde de, doğaüstü korku filmlerinde de ‘ruh’ moda oldu.

 KAÇINILMAZ ÖN BÖLÜM, KADIN MEDYUMA ODAKLANIYOR

 İşin maddi boyutuna bakınca kendi ülkesinde 1.5 milyona 54 milyon, 5 milyona 83 milyon dolar hasılat getiren bir serinin elbette üçüncü halkası da gelecekti. Açıkçası ABD’de Focus’un eline geçen “Ruhlar Bölgesi: Bölüm 3” (“Insidious: Chapter 3”, 2015),bir ön bölüm projesi… Wan’ın yapımcı koltuğuna çekildiği, Whannell’ın karakterleri ve hikayesinden beslenen bir yapıt. Temelde serinin Lin Shaye’in canlandırdığı kült tiplemesi Elise Rainier ile şehirde dairesinde yaşayan Quinn Brenner’ın üzerine yoğunlaşıyor. Kadın ruh uzmanı/medyum aslında ürkütücülüğü ‘dengeli’ hale getirmesiyle akılda kalmıştır.

 Elise ile Quinn arasındaki ilişki ilk iki filmdeki Lambert ailesi ve müstakil ev eylemini bir kenara itiyor. Banliyöden uzaklaşılıyor. Bir apartmanın karanlık dünyasında sosyolojik açıdan Polanski’yi sevindirecek bir korku-gerilim canlanıyor. Açıkçası medyum tiplemesinin de ruhlardan korkabildiği dünya ilginç anlar barındırıyor. Bacakları sakat kalan kız ana karakter ise ‘ne yapabilir ki?’ dedirtip sahici durmayan numaralara malzeme olmuyor.

 YÖNETMEN DEĞİŞİKLİĞİ SIFIRDAN BAŞLANMASINA YOL AÇIYOR

 Ama Leighn Whannell’ın görüntü yönetmenini değiştirmesi ilk iki filmin mat renklerden ve incelikli kaydırmalardan beslenen güçlü atmosferini kestirip atıyor. Aksine ce yapmak, seyirciyi koltuğunda sıçratmak isteyen bir anlayış beliriyor. Doğaüstü efektlerin öne çıktığı, 2.35:1’e bel bağlanan korku anlayışı bir ‘sıfırdan başlama’ getiriyor.

 Wan’ın oyunbaz anlayışı, korku objesi yaratma arzusu da yok. Sanki Castle, Craven’la yer değiştiriyor. Astral dünyada siyah gelinlikli bir ruh yaptıklarıyla korkutuyor. Ama filmin ortalarında temponun düşmesi, Whannell’ın canlandırdığı Specs’in girdiği anlarda sahici durmaması ve muziplik yapamaması filme zarar veriyor.

 Joseph Bishara’nın yaylı çalgılar ve piyanolardan beslenen tekinsiz ezgilerinden vazgeçilmemesi, hatta bunlara adeta yeni bir ürkütücü nota eklenmesi ise bir avantaj. “Ruhlar Bölgesi: Bölüm 3”, birçok korku filminin üzerinde olsa da seride iç açıcı bir yere oturmuyor. Wan’ın geçen yılki “Ruh Seansı” (“The Conjuring”, 2013) yan bölümü “Annabelle”de (2014) olduğu gibi yapımcı koltuğunda kalması elbette bazı şeyleri alıp götürüyor.

 

FİLMİN NOTU: 5.3

 

Künye:

 Ruhlar Bölgesi 3 (Insidious: Part III)

Yönetmen: Leigh Whannell

Oyuncular: Stefanie Scott, Dermot Mulroney, Lin Shaye, Angus Sampson, Leigh Whannell

Süre: 114 Dk.

Yapım Yılı: 2015

 

EMSAL TEŞKİL EDECEK BİYOGRAFİK FİLM

 Bertrand Bonello imalı moda tasarımcısı biyografisi “Saint Laurent”, aynı yıl çekildiği Jalil Lespert imzalı Saint Laurent filmine fark atıyor. Alanında emsal teşkil edecek bir işe dönüşüyor. “Saint Laurent”, 2014 Cannes ana yarışmasının en iyi iki-üç filmi arasındaydı.

 Deneyimli yönetmen Bertrand Bonello, ikonik modacı Yves Saint Laurent’ın yaşamına bakıyor. Gaspard Ulliel’in performansı, akıcı kurgu ve camp (bilinçli bayağılık estetiği) doku ile hareketlenen bir biyografik film karşımızdaki… “Saint Laurent” (2014),sanki Ozon’un perdeye taşıdığı bir eşcinsel/biseksüel modacı öyküsü. Zaman zaman eşcinsel ilişkilerden, zaman zaman tasarımlardan destek alan bir dönem değil, ruh hali temsili gibi…

 KURGU MUCİZEVİ, ZAMAN KULLANIMI ZEKİCE

 Özellikle arşiv görüntüleri ile o yıl tasarlanan kıyafetlerin defilelerinin yan yana koyduğu ekran bölme metodu mucizevi… Bunun gibi öğeler filmi akıcı ve kıvrak hale getiriyor. Saint Laurent’ın eşcinsel ve uçarı ruhunun, nasıl özgürlük yanlısı bir noktaya uzanabileceğine dikkat çekiyor. Film, aynı yıl çekilip aceleci yollara saparken renk işlemesinden geçmemiş duran, TV dizisi kıvamındaki Jalil Lespert imzalı “Yves Saint Laurent”ın yanında başyapıt gibi… Elbette 150 dakikada kimi sarkmalar yaşanıyor. Ama 1967-1976 arasına bakmak, kısıtlı zaman dilimine sıkışmak fayda ediyor.

 Öte yandan genel anlamda her şeyin yerli yerine oturduğunu söylemeliyiz. Yıl isimlerini büyük puntolarla geçip, parlak renklerle yönelim belirleyen capcanlı bir işe dönüşüyor bu versiyon. Sanki ihtişamlı defilelerin ve cüretkar cinsel ilişkilerin bir bütünü olarak ışıl ışıl parlıyor. “Saint Laurent”, moda tasarımcısı biyografisi alanında emsal teşkil edecek gibi gözüküyor. Yönetmeninin 46 yaşının olgunluğu bize de yansıyor.

 Bir LGBT bireyi en az 70’ler geçen trans kadın biyografisi filmi “Plüton’da Kahvaltı” (“Breakfast on Pluto”, 2005) kadar iyi konumlandırılıyor. Nasıl 2009’da çekilen iki Coco Chanel filminden Jan Kounen’inki (“Büyük Aşk”) yetkin rejisi ve kısıtlı zamana sıkışma arzusuyla hatırlanacaksa, perdedeki iki ‘Saint Laurent’ temsilinin çekişmesinde de kazanan belli. Bonello Lespert’e, Ulliel Niney’ye fark atıyor.

 

FİLMİN NOTU: 7.1

 

Künye:

 Saint Laurent

Yönetmen: Bertrand Bonello

Oyuncular: Gaspard Ulliel, Jérémie Rennier, Louis Garrel, Léa Seydoux, Amira Casar

Süre: 150 Dk.

Yapım Yılı: 2014

 

ÖLÜ GELİN’, ‘VERA CRUZ’LA BULUŞUYOR

 Parlak renklerden, karmaşık çizimlerden, Latin Amerika kültüründen ve gerçeküstücülükten beslenen bir ölüler dünyası… “Hayat Kitabı”, adının ‘Hıristiyanlık’la ilişkisini umursamayıp Meksika mitolojisinden beslenen rengarenk ve katmanlı bir Hades tanımına imza atıyor. Sanki “Ölü Gelin” ile “Vera Cruz”u birleştiren bir çeşit Meksika kasabası, rüyası ya da masalı yaratıyor.

 

Meksika’nın yeraltı dünyasına uzanan bir çalışmada elbette Guillermo Del Toro’nun payı olacaktı. Jorge R. Gutiérrez, animasyon konusunda nevi şahsına münhasır bir isim. Meksika kıyafetlerini Amerikalılar üzerinde denerken ‘robot’ parçaları da kullanmasıyla biliniyor. Gerçeküstücü ruhunu çerçevelere çaktırmadan yansıtan bir yaklaşımı var. Çizim tekniğiyle Ralph Bakshi ile akrabalık kuruyor. Yaratıcı, ülkesinde TV’ye yaptığı Nickelodeon mamulü animasyon dizisi ‘El Tigre’ ile bilinen bir isim.

 RENGARENK EVREN ÇOK KATMANLI

 “Hayat Kitabı”nda (“The Book of Life”, 2014) da karşımıza capcanlı karakterler çıkarıyor. Bir müzeden ‘peri masalı’ dünyasına giren karakterler, alışık olduğumuz ‘kahramanın yolculuğu’na uygun hareket ediyorlar. Ama ruhların denetimindeki, boğa güreşlerinin aktif hale geldiği ve Meksika kasabalarında oturulan bir evrene açılıyorlar. ‘Hatırlananlar Ülkesi’, ‘Unutulmuşlar Ülkesi’, ‘Ölüler Günü Festivali’ gibi yaratımlar var. Sonuncusu George A. Romero göndermesi gibi…

 Genelde uymayan kıyafetlerle robot ile odunun, sanki ‘Transformers’ ile ‘Pinokyo’nun bir araya gelmesi, zıtlıklardan beslenen bir tasarım geleneği oluşturuyor. Zarafet, rüküşlükle, renk cümbüşüyle tanımlanıyor. Zaman zaman bir western filminin, zaman zaman bir bilimkurgu filminin, zaman zaman bir fantastik filmin görünümünü alan eser, eldeki motifin dini özelliklerini kullanmıyor. Boğa güreşlerinin, düelloların, canlı performansların adresine dönüşüyor.

 Burton’ın başarılı stop-motion animasyon denemesi “Ölü Gelin”le (“Corpse Bride”, 2005) Robert Aldrich’in belirleyici Meksika westerni “Vera Cruz”u (1954) bir araya geliyor. Viktorya dönemi İngiltere’sinin melankolisinin yerini Meksika kasabalarının yıkık döküklüğü alıyor. Yaratıcı kostümlerden parlak arka plan çizimlerine kadar rengarenk bir evren var. Ölüler dünyasıyla Burton’ın “Noel Gecesi Kabusu” (“The Nightmare Before Christmas”, 1993) ile akrabalık kurulduğunu da unutmamak lazım.

 TÜRKÇE DUBLAJ KEYİF ALMAMIZI ENGELLİYOR

 “Hayat Kitabı”, “Kahraman İkili”nin (“Free Birds”, 2013) arkasındaki Reel FX Stüdyosu’nun Fox’un altında iş yapabileceğini gösteriyor. Meksika şarkıları yaşam tarzına ayna tutuyor burada. Del Toro’nun etkisi de sanki müzikli, mizahlı bir ‘Hellboy’ tanımı sunuyor. Parlak renkler, arkasına oturaklı, olgun bir çizim metodu da alıyor. Çocuk animasyonlarının cafcaflı halini hatırlatmıyor.

 Elbette Türkçe dublajla bunları hissetmemiz çok kolay değil. Özellikle bizde sıfırdan bestelenip Türkçeleştirilen şarkılar animasyona bağlanmamızı engelliyor. ‘İyi film olsa da bu haliyle izlenmez’ dedirtiyor. Ama ses bandını kapatınca bile yaratıcı dünyanın detaycılığını algılayabiliyoruz neyse ki…

 

FİLMİN NOTU: 6.9

 

Künye:

 Hayat Kitabı (The Book of Life)

Yönetmen: Jorge R. Gutiérrez

Süre: 92 dk.

Yapım yılı: 2014

 

BÜYÜSÜNE KAPILACAKSINIZ

 Düşünsel metinleri ve el çizimi animasyon tekniğiyle seyirciyi kavrayan bir Japon animesi… ‘Rapunzel’ esintileri de taşıyan evrensel masal, aslında bir kızın gün ışığındaki varoluş serüvenini sunuyor. Studio Ghibli’nin son işi olduğu söylenen “Marnie Oradayken”, şirketin dünyasını solumak isteyenlere ilaç gibi gelecek.

 

 “Aşırıcılar” (“Kari-gurashi No Arietti”, 2010) ile tanınan Hiromasa Yonebashi, Studio Ghibli’de yıllardır animatör olarak çalışan bir isim. 2014’te ürettiği “Marnie Oradaydı”yla (“Omoide no Mânî”, 2014) çizgilerde sıkıntı yaşamayan ve seyirciyi avucuna içine almayı beceren naif bir animeye imza atıyor.

 FARKLI OKUMALARA AÇIK BİR ANİME ÖRNEĞİ

 Adıyla Hitchcock’un Marnie’sini akla getiren ana karakter öyle renk körü falan değil. Aksine işini hallederken aslında Anna ile de bir dostluk bağı kuruyor. Yönetmen bir kez daha, evrensel değeri olan bir İngiliz romanından faydalanıyor. Joan G. Robinson’ın 1967’de kaleme aldığı eseri herkese hitap edebilme adına kullanıyor.

 Bunun dışına çıkmazken Rapunzel’i de andıran bir ‘şato güzeli’ yaratıyor. Onun “Ruhların Kaçışı”na (“Sen To Chihiro No Kamikakushi”, 2001) uygun versiyonu canlanıyor sanki. Ama Yonebashi, ustası Miyazaki’ye saygıda kusur etmiyor. Anna’nın gizemi araştırma süreci oradaki Sen’in kişisel serüvenine benziyor. Açıkçası anime, bizi içine almayı, Studio Ghibli’nin el çizimi büyüsüne çekmeyi beceriyor. Böylece aslında uzak diyarlardan yeşil çimlerle ferahlatan, yolculuk ezberiyle ümit veren, açıldığı dünyayla tatmin eden bir iş canlanıyor.

 Yonebashi, ilk filmi “Aşırıcılar”ın sıradanlığına düşmüyor. Burada bambaşka bir sarışın-esmer kız ilişkisi yaratıyor. “Marnie Oradayken”, lezbiyen sinema açısından okunabilecek alt metinleriyle de ilgi bekliyor.

 

FİLMİN NOTU: 5.7

 

Künye:

 Marnie Oradaydı (Omoide no Mânî)

Yönetmen: Hiromasa Yonebashi

Süre: 103 Dk.

Yapım Yılı: 2014

 

 

KEREM AKÇA’NIN VİZYON FİLMLERİ İÇİN YILDIZ TABLOSU

 44. Çocuk (Child 44): 3.5

Altınlı Kadın (The Woman in Gold): 4.8

Annie: 5.6

Aşk Olsun: 3.2

Aşk Uğruna (Suite Française): 3.8

Azem 2: Cin Garezi: 2.2

Bizim Hikaye: 2

Burgonya Dükü (The Duke Burgundy): 4.7

Cake: 5.3

Cennet (Eden): 6.8

Chappie: 6.5

Citizenfour: 3.2

Çekmeceler: 6

Çekmeköy Underground: 4

Çılgın Kalabalıktan Uzak (Far From the Madding Crowd): 3.2

Danny Collins: 3.2

Dönüm Noktası (The Humbling): 2.7

Eksik: 4.9

Fokus (Focus): 5.6

Gece Takibi (Run All Night): 3.5

Geronimo: 6.7

Gizli Kusur (Inherent Vice): 6.3

Hayalet Dayı: 4.5

Hayvan Düşü: 5.5

Helak: Kayıp Köy: 4.9

Hızlı ve Öfkeli 7 (Furious 7): 3.8

İçimdeki Balık: 5.5

İntikam Kapanı (Everly): 4.7

İyi Bir Yalan (The Good Lie): 5.1

Kanunun Kuvveti (La French): 6

Karadeniz (Black Sea): 6

Kayıp Nehir (Lost River): 7.7

Kendinol: 4.9

Kırmızı: 2.8

Kocan Kadar Konuş: 5.8

Koro (Boychoir): 3

Kuzular Firarda (Shaun the Sheep): 6.5

Limonata: 2.7

Mad Max: Fury Road: 6.5

Marigold Oteli’nde Hayatımın Tatili 2 (The Second Best Exotic Marigold Hotel): 2.8

Mihrez: Cin Padişahı: 5.5

Niyazi Gül Dörtnala: 5.2

Oflu Hoca’yı Aramak: 5.6

Öğrenci İşleri: 2.5

Paramparça (Aloft): 3.3

Peşimdeki Şeytan (It Follows): 8.2

Piramitin Laneti (The Pyramid): 6.5

Polis Akademisi Alaturka: 1.5

Pişt: 1.2

Kötü Ruh (Poltergeist): 4.4

San Andreas Fayı (San Andreas): 2.5

Sebahat ile Melahat: 2.7

Senden Bana Kalan: 5.5

Seninle Bir Ömür (The Longest Ride): 2.2

Sihirbazlık Okulunda Bir Türk: 2.6

Sonsuz Bir Aşk: 2

Şeytanın Kapısında (At The Devil’s Door): 5.6

Şeytani Ruhlar (Demonic): 1.5

Şans Ayağıma Geldi (The Cobbler): 7.7

Tehlikeyle Flört: 5.6

Tek Aşkım (The One I Love): 8.5

Teksas Katliamı (The Texas Chain Saw Massacre): 10

Tepecik Hayal Okulu: 6.6

Terkedilmiş: 2.5

Toprağın Tuzu (The Salt of the Earth): 3

Toz Ruhu: 5.5

Yarının Dünyası (Tomorrowland): 3.5

Yenilmez: Ultron Çağı (The Avengers: Age of Ultron): 5.2

Yolunda A.Ş. ÇinÇin Bağları Hikayesi: 1.8

Zilin Sesi: 1.8

 

Not: Yıldızlar, 10 üzerinden verilmektedir.