Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

KEREM AKÇA / keremakca@haberturk.com

Son dönemde en saygı değer yükselişi yapan oyunculardan… Kimileri onu ‘Donnie Darko’ olarak bilse de zamanla Hollywood’da aranan bir isme dönüştü. 35 yaşındaki Jake Gyllenhaal ile Venedik’te yükselen performansının sırlarını konuştuk. Bu seneye sığdırdığı beş filmden biri olan “Everest”, dünya ile aynı anda Cuma vizyona girdi.

Onu ilk olarak 2001’de “Donnie Darko” ile tanıdık. Kısa sürede aranan kaliteli ve yetenekli oyuncu boşluğunu doldurdu. 80’li oyuncu David Fincher’dan Sam Mendes’e birçok yönetmenin filminde rol aldı. 2006’da “Brokeback Dağı” (“Brokeback Mountain”) ile Oscar adaylığı ve BAFTA ödülü gelmesi onun önünü daha da açtı.

Gyllenhaal, karizmatik sahne kimliğiyle sürekli önemsendi, projelerdeki kalıcılığını arttırdı. Zamanla dönüşüm geçirdiği daha zor rollere kaydı. Filmografisinde kendini yenilemek için sürekli uğraş verdi. Klişe filmlerin A sınıf başrol oyuncusuna dönüşmemek için çabaladı. Vaftiz babasının Paul Newman, vaftiz annesinin Jamie Lee Curtis olma prestijini reddetmedi. Bu yaşta Berlin ve Cannes ana jürilerine girmesi tesadüf değil. Bu sene “Son Şans” (“Southpaw”), “Demolition”, “Kazara Aşk” (“Accidental Love”) ve “Everest”te hiç de birbirinden aşağı kalmayan performansları bir gösterge…

Jake Gyllenhaal ile iki hafta önce 72. Venedik Film Festivali’nin açılışı sonrası bir araya geldik. “Everest”in dünya prömiyerini takiben bir söyleşi gerçekleştirdik. Yıldız egosunu asla hissettirmeden, özenli giyim tarzı ve saygılı yaklaşımıyla dikkat çekti. 1996’da en yüksek dağda yaşanan gerçek ve hüzünlü bir olaya ayna tutan, Baltasar Kormakur imzalı filmde Jason Clarke, Emily Watson, Josh Brolin, Sam Worthington, Keira Knightley, Robin Wright gibi isimler de rol alıyor.

‘OYUNCULUĞA ANALİTİK AÇIDAN HAZIRLANIYORUM’

“Gece Vurgunu” (“Nightcrawler”), “Son Şans” (“Southpaw”) derken kariyerinizde fiziksel açıdan zorlayıcı rollere kaydınız. Bu da sizi Oscar yarışının doğrudan içine sokuyor. Bu dönüşüm için ne dersiniz?

Birkaç yıl önce boş rollerden uzaklaşıp başka bir seviyeye atlamak istiyordum. Önemli olan canlandırdığınız karakterin kaç parçasını kendinize kattığınızdır. Bu süslü ve güzel bir şeydir. Ama bu konuda sonuçta ne yapıyorum diye sordum kendi kendime. Son yıllarda cazibeli rollerden uzaklaştım. “Everest”te de fiziksel açıdan harap olmuş bir tiplemeyi canlandırıyorum. Aşk hikayesi de var, dönüşüm de var. Keira güzel bir iş çıkardı. İletişim çok iyiydi. Çevreye bağlılıktan ötesini ortaya koyduk. Sakin olmak oyuncu kimliğine fazlaca şey katıyor. Karakterleri seviyorum, bu konudaki ilgim beni söylediğiniz arayışlara itiyor.



Rolünüzün fiziksel tarafı diyalogdan daha önemli hale geliyor mu?

Formdasın dendiğinde, ‘boks yaparsak ne olacak?’ cevabını vermek, yetenekli olmak önemli. Bana yönetmen bütün filmleri dövüş öncesi ve dövüş sonrası sahnelerden oluşturacağım dese tamam derim. Karaktere hazırlanma aşaması önemli ve zor.

Sanki hem entelektüel, hem ruhsal açıdan yoğun oluyor hazırlık süreçleri...

Analitik ve entelektüel hususlar benim için önde. Karakteri gittiğim yerlere taşımak önemli. Budizmde de analitik öğeler birinci sırada gelir. Sizin beyniniz bir yere gitmeden önce durmalı. İlk arayış dövüş, mücadele olmalı…

Harvey Weinstein, Cannes Film Festivali’ndeki tanıtım toplantısında “Son Şans”taki rolünüzde “Gece Vurgunu”nun öcünü alacağınızı söylemişti. Sizin Oscar zaferi konusunda bu gibi hırslarınız var mı?

Harvey kadar hırslı değilim. O daha iyi bilir.

‘BROKEBACK DAĞI BANA ÇOK ŞEY KATTI’

Filmi çekerken dağ koşulları zorlamış olmalı. Gerçek olay başlı başına yıpratıcı. Bu konuda çekim süreciyle ilgili bilgi verebilir misiniz?

Dağda çalışmalar ve cümleler galip geliyor. Rob Hall (Scott Clarke’ın canlandırdığı gerçek karakter) ve Scott Fischer (Gyllenhaal’ın oynadığı gerçek karakter) olarak gitmek başlı başına uzlaştırıcıydı. İnsan olunca birbirinizi koruyabilirsiniz… Rob beni her şeyden haberdar ediyordu. Scott’la ise çok fazla yürümedi. Herkesin radyosu vardı. Sürekli yukarıya çıkmak hem tedirgin ediyor, hem de yoruyordu. Rob’un bakışları, seyirciye yansıyandan daha karanlıktı.

Sanki belli bir hedef koyunca film de o doğrultuda macerayı anlamlandıran bir gerçeklik kazanmış gibiydi. Bunun arkasında ne var?

Bu, insanların çok uzağa gitmesi meselesiydi. İddia çok doğru... Herkesi oraya götürüp güvenli bir şekilde geri döndürmekti hedef. Bana kalırsa Everest’in hayat metaforu olması, bir şeye doğru olan yolculuk anlamına gelmesi değer kazandı. Ne olacağımızı, neye yaradığımızı bilmemiz her şeye ayrı bir güzellik kattı. Hikayenin bir parçası buydu. Yolculuk ise her zaman üst seviyede değildi.

Venedik’e 2006’da Ang Lee’nin Altın Aslan kazanan “Brokeback Dağı” ile gelmiştiniz. O zamandan bu yana ne değişti?

10 sene önce farklı bir insandım. İki yıl sonra da değişik olabilirdim. Bu benim kariyerimi değiştirdi. Sonraki sene, sonrası farklı ve inanılmaz bir yolculuktu. 10 yılda çok şey oldu. Bu film fark ettirmeden bir şeylere yol açtı. Evlilik hakları yakın zamanda devreye girdi. Film bunun parçasıydı. Güzel hatıralar, fazlaca melankoli, mükemmel zamanlar, hayat ve daha fazlası… Geride kalanları yeniden anımsamak çok hoş. O dönem her şey büyüleyici gelmişti bana…