Arif HÜR/ HABERTÜRK MAGAZİN

2003 yılında Kamil Kellecioğlu tarafından Almanya’nın Frankfurt şehrinde Türk-Alman kültürü arasında köprü olmak için kurulan Frankfurt Tiyatrosu’nun çalışmaları tüm hızıyla sürüyor. Türk yazarlarının oyunlarını Türkçe olarak ve Almanca üst yazıyla destekleyerek sunmak suretiyle Türk tiyatrosunun ve ülkemizin Almanya’da tanıtımı’nda yapan Frankfurt Tiyatrosu bugüne kadar “Frankfurter Sparkasse Frankfurt, Direklerarası Seyirci Onur Ödülü ve Uyum Ödülüne layık görüldü. Kellecioğlu ise 2013 yılında Frankfurt’ta yılın vatandaşı seçildi.

2003 yılında kurduğunuz Frankfurt Tiyatrosu’nu bize anlatır mısınız?

Türk Alman Kulübü bünyesinde dernekleştik. Tiyatro Frankfurt, Türk yazarların oyunlarını Almanca’ya çevirip üst yazıyla sergileyerek Almanlar’ın da Türkçe tiyatro izleyip yazarımızı, tiyatrocumuzu tanıması için hem de Almanya’da yaşayan Türklerin bu dilde yazılan eserleri takip etme olanağını bulması için kuruldu. Dilimizin böylece oraya göç eden işçilerimizin, ilk göçten bu yana dilimizin yaşaması için ve güzelliği için... Gelinen noktada Almanlar muazzam zevk alıyor. Son festivalde izleyicilerin % 30’u yabancılardan oluşuyordu.

Hangi oyunları oynuyorsunuz?

Bugüne kadar, aralarında Turgut Özakman’ın, Kandemir Konduk’un, Ferhan Şensoy’un oyunlarını oynadık. Çocuk oyunları da oynuyoruz. Çocuk tiyatrolarıyla da gelecek nesillerimize hem Türkçe tiyatroyu çocuklarımıza sevdiriyoruz hem de kendi kültürleriyle bağlarının kopmaması için çaba sarfediyoruz. n

Frankfurt’ta umduğunuz ilgiyi buldunuz mu?

Umduğumuzu bulduk. Hedefimiz Türk dilini, Türk kültürünü tiyatro aracılığıyla yaşatmak hem yaşamak hem de Türk sanatçısının ve de bu işe yıllarını vermiş emektarlarımızın oradaki gönüllüğüne bir saygı duruşunda bulunmak ve bu sanatçılarımızı orada tanıtmak. Ayla Algan, Haldun Dormen, Tamer Levent bizi destekleyen, yönlendiren, festivalin nasıl olması gerektiğini gösteren hocalarımız.

"5 OYUN GETİRECEĞİZ"

2016 yılında düzenlenecek festivalde hangi oyunlar izleyicilerle buluşacak?

Devlet tiyatrolarından 3, özel tiyatrolardan da 2 olmak üzere toplam 5 oyun getirmeyi planlıyoruz. Bunlar; “Neşe Dert Aş, Çiçeğim Solmasın, İkinci Bölüm, Sersem Kocanın Kurnaz Karısı ve İmparatorluk Kuranlar Yahut Şümürz...” Bunun dışında aralarında Ayla Algan, Haldun Dormen, Zerrin Tekindor, Serpil Tamur, Aliye Uzunatağan’ın da bulunduğu yüzlerce tiyatrocu da gelecek. Gelen tiyatrocularımız halkla sohbet edecek, gençlere atölye çalışmaları vereceğiz.

Bu organizasyonun masraflarını kim karşılıyor?

Frankfurt Başkonsolosluğu himayesinde yapıyoruz. Kâr amacı gütmeyen bir kurumuz. “Harcadıklarımızı, karşılayalım yeter” diyoruz. Fedakâr arkadaşlarımla adeta kampa girip festivale en iyi şekilde hazırlanıyoruz. Engellilere de roller veriyoruz. Tek derdimiz festivalin daha etkin olmasını sağlamak.

"HALİT-BERGÜZAR ÇİFTİ DE GELECEK"

Son olarak benim atladığım sizin söylemek istediğiniz birşeyler var mı?

Festival için Türkiye’den üç tır dolusu dekor ve kostüm getirmeyi hedefliyoruz. Bunun dışında, tiyatro her kesimden insanı bir araya getiren yegane kurumlardan biri, bizi bir arada tutan elimizde bir tek tiyatro kaldı. Her kesimden insanların bir araya geldiği bu salonlara sahip çıkmalıyız. Almanya’da yaşayan vatandaşlarımız neden bundan mahrum kalsın ki? Türk tiyatrocuların desteği de sonsuz. Önümüzdeki yıl Alper Kul-Aylin Kontente çiftinin yanı sıra Halit Ergenç ve Bergüzar Korel çifti de festivale geleceklerini söyledi. Bizim daha fazla Ayla Algan’lara ihtiyacımız var.

"DİL YOZLAŞMADI, GENÇLER DİLİ MAKİNE GİBİ KONUŞUYOR"

Kamere önü, diksiyon, beden dili dersi ve dublaj diksiyonu dersleri veren Ayla Algan , oyunculukta 50 yılı geride bıraktı. Öğrendiklerini başkalarına aktarmak için var gücüyle çabalayan Algan, Kurtlar Vadisi’nde oynamakla kalmayıp Frankfurt Tiyatrosu’na da danışmanlık yapıyor. Usta oyuncu, “Dil yozlaşmadı ama bütün dünyada gençler dili makine gibi konuşuyorlar” diyor. 

Yaşıtlarınız evde örgü örerken siz halen gençlere dersler veriyorsunuz, danışmanlık yapıyorsunuz, dizide, tiyatrolarda ve sinemada oynuyorsunuz. Enerjiyi nereden buluyorsunuz?

Beni gençler yaşatıyor, onlar beni ölümsüz kılıyor. Eskiler der ya “Boş kubbede hoş bir sada kalır...” Öğrendiklerimi şimdi çocuklara anlatıyorum. Şarkıcılığı da severek yaptım, oyunculuğu da, eğitmenliği de severek yapıyorum. Oyuncu dediğin çok yönlü olmalı. Sadece dizi oyuncusu olma, bildiklerini başkalarına aktar. Git tez ver. Tek para kaynağı olarak diziler görülmemeli. Bakın ben son nefesime kadar çalışacağım. 

Toplumda Türk dilinin yozlaştığı eleştirisini getirenlerin sayısı bir hayli fazla. Sizce bir yozlaşma söz konusu mu?

Dil yozlaşmadı ama bütün dünyada gençler dili makine gibi konuşuyorlar. Neden? Çünkü bebek annesinden ninni veya masal artık dinlemiyor. Çocuğu ya televizyonun önüne koyuyorlar ya da şarkı söyleyen oyuncak getiriyorlar. Çocuklara da bir şey diyemiyorsun ama vurgu, iletişim haliyle yok oluyor. 

Bergüzar Korel, Hazar Ergüçlü, Tolgahan Sayışman elinizden geçen öğrencilerinizden ilk aklıma gelenler. Bunlar ve diğerlerinin performansı, dil kullanımları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Öğrencilerim öğretilen Türkçe ile konuşabiliyorlar. Ama umumi olarak baktığımızda makine gibi konuştuklarını söyleyebilirim. Son dönemde adını duyuran Berk Atan da benden ders alıyor. Genel olarak genç oyuncularda şu dönem bir eksik görmüyorum.

Şehir Tiyatroları 100 yılı geride bıraktı. Tiyatromuzun geldiği noktayı nasıl değerlendirirsiniz?

Çok iyi. Şimdi Şehir Tiyatrosu’nda Muhsin Ertuğrul’u seven, onun geleneğinden gelen içerisinde 35 yıldır Şehir Tiyatroları’nda yer alıp halihazırda İBBŞT’nin Basın Danışmanı Muhsin Kayar’ın yer aldığı ihanet nedir bilmeyen bir grup var. Burada ihanetten kasıt zamanın getirdiği sorunlar, arkadaşlık probleminden kaynaklı ihanet ve tiyatrolara kadro vermemekle başlayan bir durum olabilir.

Muhsin Ertuğrul için neler söylersiniz?

Rahmetli Muhsin Ertuğral’un, “ABD’nin, Fransa’nın, Yunan’ın tiyatrosu var bizim neden yok?” demesi aklımdan çıkmıyor. Bizim çocukluğumuzda Atatürk’e kadar tiyatro yoktu.

Bu sektör size ne öğretti?

Atalarımı unutmamam gerektiğini, onların yaptığı işlere ömrü vefa etmediyse onları tamamlama yolunda çalışmam gerektiğini öğretti. Tıpkı Muhsin Ertuğrul’un yaptığı gibi.