• Canlı Yayın
  • 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlık ve Spor Bayramı kutlu olsun
Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

KEREM AKÇA / keremakca@haberturk.com

İki müzikalin Cuma ve Pazartesi, Zorlu PSM ve TIM Show Center’da yapılan galalarındaydım… ‘Shrek’, Broadway prodüksiyonunu sahneye taşırken arka planındaki ‘postmodern klasik’e yaratıcılık da katan başarılı bir çalışma… ‘İstanbulname’ ise onun yanında sönük kalırken Nükhet Duru başta olmak üzere capcanlı oyuncularının enerjisine bel bağlıyor.

2008-2010 arasında Broadway’de, 2011-2013 arasında West End’de sahnelenen ‘Shrek’ müzikali, aslında 2001’de çekilen animasyonun ne kadar önemli hale geldiğini kanıtlamak için yeterli. Zira Disney haricinde bu alandan tiyatroya ‘müzikal büyük prodüksiyonu’ çıkaran şirket yok. Açıkçası bu oyunun bize gelişi, Panama, Filipinler, Estonya gibi ülkelerden sonraya sarkmış. Turne oyuncularının varlığına karşın görkeminden bir şey eksilmemiş bir çalışma izliyoruz.

ARDILLARINI YARATAN POSTMODERN ANİMASYON KLASİĞİ

Eddie Murphy’nin sesinin yerine siyahi bir oyuncunun ve bolca hip-hop referansının gelmesi bir tarafa, Lord Farquaad’ın ergonomik ayakları üzerinde durma metodu iyi çözülmüş. Ama esasen sanki koreografiler ile besteleri esere ihanet etmeden bir araya getiren şaşaalı sahne şovu çok önemli… Şarkıların eskimiş değil modern durması da ‘Shrek’i yukarıya taşıyor, 7’den 70’e herkese hitap eden bir seyirlik yapıyor.

Birinci film kaynak alınarak oluşturulmuş eserde elbet biraz uzunluk derdi var. Ama yapım tasarımından efektlere kadar her şey çok iyi idare ediliyor. DreamWorks’ün Andrew Adamson-Vicky Jenson yönetmenliğindeki “Şrek”in (“Shrek”, 2001) ne kadar değerli ve kalıcı bir postmodern animasyon klasiği olduğu böylece açığa çıkıyor. Üç devam filmi, bir yan bölüm boşuna değil!

‘Shrek’ yıllansa da aslında tiyatroda, operada veya başka platformlarda yer almayı sürdürecek, bunu hak ediyor da. 7 Şubat’a kadar devam edecek İstanbul turnesinde Zorlu PSM’nin sahnesinden aldığımız enerji bunu gösteriyor. Halen eğlenceli, halen incelenesi ve halen zeka kokan bir evren…

PRODÜKSİYON, OYUNCULARIN YETENEĞİNE EŞLİK EDEMİYOR

Öte yandan Pazartesi gecesi TIM Maslak Show Center’da galası yapılan ‘İstanbulname’ ise aslında prodüksiyonunun ucuzluğunu saklayamadı. Eski İstanbul’u, Galata’yı, Beyoğlu’nu yansıtmak hoş fikir bugünlerde. Özellikle de ortaya bir perde gerilerek çekilmiş güncel görüntüler de bu çıkış noktasına güzel şeyler katıyor. Meselenin özü ‘geçmişe ağıt’ olarak bir duygusallık içeriyor.

Ama oyunun 2.5 saate doğru ilerledikçe sarktığı ve hiçbir amacını yerine getiremediği ortaya çıkıyor. Mizah olsun diye ortaya yem olarak atılan abartılı oyunculuklar çok çabuk unutulup gidecek. Kabadayılık, kahve/meyhane kültürü, azınlıklar ve dahası üzerine yapılan ‘yerli yorum’ ise çekici değil. Kahve muhabbeti, evlilik, Savarona derken hep aynı set, ufak değişikliklerle korunuyor, kabak tadı veren formüller gözden kaçmıyor. Fakat arka planda bizim gördüğümüzün büyütülüp bulanıklaşmış, silik ve kopya gözüken bir bina fotoğrafı olması, ona eklemelerin de bu ‘pespayelik’i aratmaması doğal. Eski İstanbul’u korumak isterken yaşanan bu ‘çarpık yapılaşma’ hiç de samimi değil.

‘İstanbulname’ iyi niyetli bir çalışma. Ama 40 dakikada deneme yanılma yöntemiyle ilgi çekici olabilirdi. Bu haliyle yeri geldiğinde oyunu tek başına kontrolü altına alabilen Nükhet Duru’nun enerjisine ve çok uğraşan Caner Cindoruk’a, Pelin Akil’e, Kayhan Yıldızoğlu’na yazık olmuş. Özellikle de ‘Shrek’ ile karşılaştırınca kalite farkı ortaya çıkıyor. Oyuncuların getirdiği ‘profesyonellik’, Türkiye’de ‘müzikal’ üretme konusundaki zafiyetin üzerini örtemiyor.