Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

ARZU ÇEVİKALP/ acevikalp@haberturk.com

Müziksiz film bomboş bir bardağa benzer, o bardağı dolduran müziktir. Bardak her daim dolu olsun ki, verim alınabilsin. Mesela bir elbise giydiğinizde aksesuar ile onu zenginleştirirsiniz. Müzik de sinemayı aynı o şekilde zenginleştirir. Filmler için yapılan can alıcı müzikler, filmlerin daha fazla izleniyor oluşunun başlıca sebebidir. Bazen film yapımcıları içeriği vasat olan filmlere yerli yerinde müzikler seçmeye çalışarak filmi kurtarmaya çalışıyorlar. Bu; büyük bir hata, çünkü müzik bir kurtarıcı değil, tamamlayıcı bir öğedir. Filmlere renk katan müzikten başka nedir ki?

Müzik ruhun gıdasıdır derler, ama aslında müzik sinemanın gıdasıdır. Müzik olmadan görüntülerin hiçbir anlamı yoktur, görüntüler öylece akar perdede… Görüntüye can veren müziktir, çünkü müziğin verdiği duygu insanı bambaşka bir ruh haline sokar ve böylece izlemiş olduğunuz film müzikle anlam kazanır. Müzik olmasa belki o görüntüler aklınızda bile kalmaz. Bir elin nesi var iki elin sesi var ne de olsa… Önemli olan da bu değil midir zaten? Film bitince aklınıza sürekli o müzik gelir ve sonrasında sürekli onu dinlemeye başlarsınız. Dilinize pelesenk olur adeta… Hipnotize olmak budur işte! Zaten hareketli görüntüler ve sesle duygu aktarımı milenyumun en önemli tekniklerinden biri olmakla beraber sinemasal yolculuğun olmazsa olmazlarındandır. Dilerseniz müziğin nasıl bu kadar sinemanın içine sokulduğundan bahsedelim.

Sessiz sinema döneminde (1920’lerin sonlarına kadar) yönetmenler fotoğraf karelerini birleştirerek film yapmaya başladılar. Tabi o zaman görüntü ve sesi eşleme konusunda teknik vurgulamalar ne arar? Buradan hareketle; teknik eksikliği göze alan sinema meraklıları özel tekniklerin gelişmesine ve müziğin daha efektif olarak kullanılmasına vesile oldular. İyi hoş da insanlar neden bu kadar müziğe bağlıydılar ya da müzik çok önemliydi? Eskiden insanların tek eğlenceleri vardı, o da (1900’lü yıllardan önce) tiyatro, müzikal, opera gibi performanslarda müziği yoğun bir şekilde kucaklıyor oluşlarıydı. 1920’lerle birlikte sinema salonunda her bir piyanistin görüntüye doğaçlama müzikle eşlik etmesi, müziğin sinemadaki yerini perçinledi. Gelelim sinemada müziğin işlevlerine. İşlevler sırasıyla; müneccimlik, ketumluk, abartma, bütünlük oluşturma ve süreklilik sağlama…

MÜZİĞİN İŞLEVLERİ

Müneccimlik: Müneccimlik genelde korku ve gerilim filmlerinde rastlanan bir durumdur. Söz gelimi; müzik, bir sonraki sahneyle ilgili olayları görüntüden önce verir. Mesela “Jaws” filmi bunun için iyi bir örnektir. Bakın 1930’ların film müziği bestecisi George Antheil, müzik hakkında ne söylemiş: “kişiler ne olup biteceğini bilmez ama müzik hep bilir”. Müzik bu sebeple bir bilgedir.

Ketumluk: Müzik film içerisinde neredeyse hiç kullanılmadığı için özel bir anlam ifade etmez. Sebep budur ki, yönetmenler hikâyelerini salt bir şekilde müziğin abartısından kaçınarak anlatırlar ve müziğin duygusal bir araç olmasına izin vermeden yorumu seyirciye bırakırlar. Bunu bir örnekle pekiştirelim: Nuri Bilge Ceylan, “Kış Uykusu” filminde Schubert’in “Piano Sonata No 20 in A Major” eserini kullanarak müziğin etkisini azalttı.

Abartma: Genellikle dram filmlerinde görülen bir durumdur ve Hollywood bu tekniği sık sık kullanır. Türkiye’de ise özellikle arabeskin yükseldiği dönemlerde şarkıcı-oyuncu filmlerinde müziğin kışkırtma unsuru olarak kullanımı abartıya örnek teşkil eder. Şayet yönetmen görüntüyle anlattığı filmin bir yerlerinde eksik görüyorsa bu tekniğe başvurur. Mesela diyalog altlarında müzik ve anlam arasında bir ilişki kurulur. “Babam ve Oğlum”un “açaydım kollarımı” sahnesi, “Bourne Ultimatum”un hareketli kovalama sahneleri, “Armageddon”un uzay aracına gidiş sahnesi bu tekniğin en yerinde örnekleri olarak karşımıza çıkar. Alfred Hitchcock’un “Sapık” filminin banyo sahnesinde Janet Leigh’in çığlıkları, kemanların glissandosuyla daha vurgulu hale getirilir.

Bütünlük Oluşturma: Kişi ve durumlara atanan temalarla filmin başında sonuna kadar müzikal bütünlük korunur. Temalar üzerinden çeşitlendirmeler gerçekleştirilerek izleyicinin melodilere alışması sağlanır ve önemli olan o melodiye duyulan aşinalıktır. “Star Wars”tan Çağrı’ya, “Karayip Korsanlarından”, “Hababam Sınıfı’na kadar hafızamıza birçok filmin teması kazınmıştır. Mesela Tim Burton’ın “Alice Harikalar Diyarında” filminde Danny Elfman’ın Alice için üretmiş olduğu tema buna örnek olarak gösterilebilir.

Süreklilik Sağlama: Farklı sahnelerdeki duygu geçişlerini birbirine görünmez bir şekilde bağlar ve süreklilik sağlayarak seyirciyi filme monte eder. Genellikle diyalogsuz, sahneler arasındaki geçişlerde kullanılan müzik süreklilik sağlar. “Görüntünün Müziği Müziğin Görüntüsü” kitabında bu işlevle ilgili “Müzik; ışıklandırma, çekim ölçeği, kurgu gibi anlatı tekniğidir” diye söz eder. Mesela “Biutiful” filminde Gustavo Santaolalla’nın müziği sürekliliği sağlamak içindir.

Özetle; anlatımın sesten bağımsız olarak yalnızca görüntü ve müziğe kanalize olduğu filmlerde yukarıdaki işlevler daha fazla görülür. Müzikten bu kadar detaylı bir şekilde bahsetmişken bugüne kadar gelmiş geçmiş en iyi müzisyenlerin (bazıları yeni) isimlerini yazalım: Hans Zimmer, Ennio Morricone, Angelo Badelementi, Jerry Goldsmith, Charlie Clouser, Alexandre Desplat ve daha adını sayamadığımız saygıdeğer besteciler…

ARKA FON DOLDURMA TEKNİĞİ

Sinemanın başlangıç yıllarında sadece bir “arka fon doldurma tekniği” olan, en az senaryo ve çekim teknikleri kadar önem arz eden unsurlardan biri olan müzik, karakterlerin ruh halini temsil ederek bazen iç ses, bazen de dış ses olarak kendine yer bulabilir. Şu su götürmez bir gerçektir ki; son dönemlerde müzik amaç dışı ve filmi kurtarmak için kullanılıyor maalesef… Bkz: “By The Sea” Filmdeki müzik gereksiz yinelemelerle filmin vasat oluşunu simgeliyor. Peki, müzik beynimize kazınıyor mu? Kesinlikle! Filmin müziğini dinlerken filmin sahneleri eğer gözünüzün önünden bir film şeridi gibi geçiyorsa sorun yok, aksi takdirde film hakkında olumlu hisler beslemeniz zor olabilir.

 

Geldik şu ana kadar yapılmış en iyi filmlerden biri olan “Pulp Fiction”ın müziklerine… İşi çok iyi bilen Quentin Tarantino sahnelerle müzikleri muhteşem bir şekilde bütünleştirdiği için hem film, hem de müzik kült bir statüye yerleşti. Ufak bir ara not; Tarantino’nun müziklere olan tutkusu ve merakı babasının İtalyan asıllı oyuncu ve müzisyen oluşundan kaynaklanır. Bazıları Tarantino’nun sadece müziği kullanarak filmlerinde başarı elde ettiğini öne sürse doğru değildir, zira Tarantino konsepte göre müzik seçer ve çoğu filmindeki müzikler özgündür. Tıpkı hikâyelerinin özgün oluşu gibi…

Sinema ve müzik konusunu nasıl bir sonuca bağladık diye soracak olanlar için bir kaç cümle yazıp yazıya nokta koyalım. Sinemanın en kadim dostlarından biri olan müzik hayatımıza renk katarak bize bazı mesajlar vermeye çalışıyor, o mesajlar hem duygularımızı havaya kaldırmamıza vesile oluyor, hem de bizi hiç olmadığımız bir noktaya sürüklüyor. Bir de müziğin dili olsa neler anlatacak kimbilir…