Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Ece ULUSUM / HABERTÜRK CUMARTESİ

Bu kitap, devasa bir aynanın diğer tarafına geçebilmek gibi’ diyor ‘Ayvali-Ayvalık: Dört Yazar Üç Kuşak İki Yaka’nın önsözünde Bruce Clark. Kitabı okudukça, çizimlere daldıkça daha iyi anlıyorum Clark’ın ne demek istediğini. Osmanlı dönemi Ayvalık’ını en iyi tasvir eden yazarlardan Fotis Kondoğlu, Amele Taburları sürgününden kurtulmayı başarmış Ayvalıklı öykücü İlias Venezis, bir Türk subayıyla yaşadığı günleri anlatan Agapi Venezi-Molivyati ve Giritli Türklerin maruz kaldığı şiddeti kaleme alan Ahmet Yorulmaz’ın anlatılarını içeren kitap, Soloúp’un memlekete dönüşü ve Ayvalık’ta kendi gibi mübadil torunu olan Mehmet’le karşılaşmasıyla sonlanıyor.

Kitapta Türkiye ve Yunanistan’ın mübadele yıllarını her yanından takip edebiliyorsunuz, hatta kimi zaman bir martı gözünden görüyorsunuz durumu... Kökleri İzmir’e uzanan, Soloúp, Türkiye ve Yunanistan mübadele yılları hakkında onlarca kitap okumuş, araştırmalar yapmış, arşivlerde saatler geçirmiş hatta ailesinden yadigâr anıları kurcalamış. Defalarca Ayvalık’a gitmiş. Zaten kitabın bitmesi de 3 yıl sürmüş. Sıklıkla “İki memleketin kitabı” diyor çizer Soloúp. Kimisi kitabın taraflı olduğunu söylese de bir hikâye bunun aksini gösteriyor; Vladimiros Bey, Genç Hasan’a dönüp şöyle diyor: “Mütemadiyen baskı gören biri varsa, ister Yunan olsun, ister Türk olsun fark etmez, sadece halktır oğlum...” Hazır Ayvali-Ayvalık Türkçe’ye çevrilmişken Soloúp ile konuştuk.

-Her şey bittiğinde ne hissettiniz?

Üreten her insan için, işin bittiği anı yaşamak büyük bir mutluluk. Şüphesiz Ayvali dedelerimin ve ninelerimin topraklarında bir arayışı temsil ettiğinden dolayı bu sürecin bende yarattığı duygular çok ayrı.

-Bu çizgi roman sizin için neyi ifade ediyor?

Şahsi bir arayışı... Ailem Anadoluluymuş, yani köklerimiz Türkiye’de. Ayvali biraz da köklere dönme ihtiyacını yansıtan bir çalışma.

-Neden bunu yapmak istediniz?

Sizlere ve bizlere başka bir gözle bakmaya, iki halkın nasıl bir araya gelebileceğini anlamaya çalışıyorum. Dostluk ve anlayış savunucusu başka pek çok Yunan ve Türklerle tanışmaya çalışıyorum. Bizleri ayıran çok şey olmasına rağmen bir o kadar da birleştiren şey de var.

-Kitapta bir bakıyoruz martının kanatlarındayız, birden bir mübadelenin içinde... Film gibi.

Savaş ve mübadele dönemiyle doğrudan ilişkili yazarların, İlias Venezis’in, Ahmet Yorulmaz’ın yazdıklarını okudukça Ege’nin iki yakasından insanların acılarına tanık oldum. Ele aldığımız yıllar aynı şeyleri yaşamamak için geçmişin hatalarından ders almamız gerektiğini hatırlatıyor. Kitabın çıkış noktası temelde buydu.

-Günümüzde de dünyanın göçle bir imtihanı var. Türkiye ve Yunanistan’da tam bu göçün ortasında. Suriyeli göçmenlerin yaşadığı trajedi sanat disiplinlerini daha da etkiler mi?

Bu mesele evlerimizin önünde. Tarihin zulmüyle yoğrulan halklarız, bugün aynı zorlukları yaşayan, aynı süreçlerden geçen insanların yanında durmak boynumuzun borcu. Sanat konusundaysa çizgi roman dünyasında yapıldı. Meseleye Midilli’ye gittiğimde yakından tanık oldum ve kayıtsız kalmam mümkün değil. Ben de günümüz göçmenlerine odaklanan başka bir kitap için materyal biriktiriyorum.

-4 yazarın hikâyesi ve sizin çizgileriniz ortak bir acıyı, umudu dile getirdiniz. Kaleme aldığınız dönemle ilgili anılarınız var mı?

Büyükannelerim İzmirli, bir dedem Bayındırlı, diğeri ise Çeşmeliymiş. Büyükannem Maria’dan memleketlerine, İzmir Yangını’na ve Kordon’a dair o kadar çok şey dinledim yıllar geçtikçe yok olan hikâyeler bunlar. Hem büyüklerimden duyduğum hem de bu anlatılarda okuduğum kadarıyla ortak noktanın insani acı olduğunu söyleyebilirim.