Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

KEREM AKÇA / keremakca@haberturk.com

Etiyopya’da bilmediğimiz bir yöresel dilde (Ahmarca) geçen, pop kültür referanslarından ve gerçeküstücülükten destek alan sıra dışı bir kıyamet sonrası vizyonu… “Kırıntılar”, Herzog’un seçimlerini hatırlatan kambur ana karakterinden (belki Kaspar Hauser, belki Hombré) tek başına kalan adam formülüne kadar, her yönüyle kült olma ihtimali yüksek bir eser. Louis Malle’in “Black Moon”una ‘Superman’in ayak basmasına Sion Sono gözlemi katıyor sanki. Öneri listeme de aldığım film, 18-28 Şubat arasında düzenlenen 15. !f İstanbul’un Keş!f yarışmasında İstanbul prömiyerini yapacak.

Dünyadaki tek zerrenin ya da kırıntıların yaşadığı bir Etiyopya zemini… Konuşulan dilin ‘Ahmarca’ olduğu, insanların birbirini barışla yenmeye çalıştığı bir pastoral görüntüler yumağı… Gözümüzün önünden bir noel baba, bir Nazi lideri kılıklı adam, bir sevgili, bir sıradan kişilik geçebiliyor... Tanıyabildiniz mi? Aslında çok kolay değil. Ama bir kıyamet sonrası atmosferini tasvir ediyoruz.

ALIŞIK OLMADIĞIMIZ BİR KIYAMET SONRASI ATMOSFERİ

Sinema dünyasında “Maymunlar Cehennemi”nden (“Planet of the Apes”, 1968) “Yol”a (“The Road”, 2009) uzanan, sayısız bu alt türe mensup eser yapıldı. Bunların bir kısmı çok geleneksel takılıp kalıcı olamadı, bir kısmı formülleri uygulamasıyla anıldı, bir kısmı öncülüğüyle iz bıraktı. Ama misal “Sessiz Dünya”da (“The Quiet Earth”, 1985) dünyada kalan tek insanı tasvir eden Geoff Murphy, “Gerçeğe Çağrı” (“Total Recall”, 1990) ve “The Matrix” (1999) gibi eserlerin fikir babalığını Yeni Zelanda’dan yapmıştı. Ranald MacDougall imzalı Hollywood yapımı “The World, The Flesh and The Devil” (1959) sanki ‘dünyada tek başına kalan adam odaklı kıyamet sonrası bilimkurgu’nun ilk örneğiydi.

Miguel Llansó için bu kadar iddialı konuşamayız. “Kırıntılar” (“Crumbs”, 2015), Grandrieux’nün “Göl”ü (“Un Lac”, 2008) kadar radikal bir sessizlik, kamera kullanımı ve hiççilikle ‘başyapıt’a dönüşmüyor. Ama belki 20 sene sonra filmi keşfeden birileri bu yorumu yapabilir. Notre Dame’ın Kamburu’nu andıran bir anti-süper kahraman imgesiyle, yeri geldiğinde ses ile müziği iyi birleştirip hipnoza alan açan atmosfer duygusuyla, kahverengiden beslenen üçüncü dünya ülkesi düşüncesiyle ve sürreel taraflarıyla öyle bir çalışma bu…

POP KÜLTÜR, İÇSEL YOLCULUK, PARANOYA

Aslında “Kırıntılar”, net bir ‘tek başına kalan adam’ formülüne tutunmuyor. 2.35:1’de bu yürüyüşün etrafını sevgilisinden paranoyasına, pop kültüründen işitsel referanslarına uzanarak sarıyor. Bol bol teleobjektifle bu karakterin içsel yolculuğunu anlatırken, geniş açı objektife fazla kaymıyor. Tuhaf dil sebebiyle yabancılaşma muhtemelken Afrika’nın sosyal mesele inadı burada yok.

Aksine Michael Jackson, Michael Jordan, Süperman göndermeleri bir çırpıda geliyor. Bu evrenin tepesinde flu bir uzay gemisi imgesi kült ansiklopedilere ekleniyor. Bu dumanlı hal, nükleer savaş mı, küresel ısınma mı, kirlilik mi, kapitalizm mi, otoriter rejim mi, ne anlatıyor bilemeyiz. Ama kambur kalmanın da deformasyona yol açtığını ele almak için yerleştirildiği kesin. Kadın karakter dışındaki tipler de tuhaf hareketler yapabiliyor.

‘BLACK MOON’UN ARDILI MI?

Aslında arada devreye giren uzayın derinliklerinde, dünyanın hemen ötesindeki ‘He-Man/Excalibur kılıcı arası kılıç’, ‘Michael Jackson albümü’ gibi yapıştırma öğeler filmin camp (bilinçli bayağılık estetiği) damarını sağlamlaştırıyor. Ciddiyetini azaltıyor. Büyük oranda Louis Malle’in “Black Moon”unun (1975) Afrika’da geçen versiyonu, Amenabar eline geçmişken biraz fazla kült bir ismin kontrolüne geçiyor. Belki Miike, belki Sono, belki Ferreri (The Seed of Man) aklı, ama bu durum filmi itici yapabiliyor. Bilimkurguya fantastiği sokmak Terry Gilliam’la bir akrabalık da getiriyor.

Final çizgisinde her türlü açık kapının bırakılması da anti-süper kahraman meselesinin inandırıcılığını bırakın, ‘kendini niye ciddiye alıyorsun?’ sorusunu da sordurtuyor. “Kırıntılar”, sinematografik ve işitsel olarak fazla sorunu olmayan bir film. Ama senaryo aşamasında ‘eklektik’ durmanın kurbanı olmuş. “Superman” (1978) ile “Black Moon”un evrenleri arasında sıkışmak yaramıyor yer yer.

Ama yeni doğan bir yönetmenin sesini duyurması adına değerli bir işe dönüşüyor. Afrika kıtasının da en ayrıksı rejisörlerinden birini selamlamamızı sağlıyor şüphesiz! “Kırıntılar”, belki de Etiyopya’dan çıkan ilk bilimkurgu filmi.

FİLMİN NOTU: 6.9

Künye:

Kırıntılar (Crumbs)
Yönetmen: Miguel Llansó
Oyuncular: Daniel Tadesse, Selam Tesfaye
Süre: 68 dk.
Yapım Yılı: 2015

KEREM AKÇA’NIN 15. !F İSTANBUL FİLMLERİ İÇİN YILDIZ TABLOSU

Akş (Loev): 4.8
Anomalisa: 4.2
Anneanne (Grandma): 3.9
Aşk 3D (Love 3D): 6.5
Ayrık Otu (El Apostata): 6
Bakıp Gülümserim (I Smile Back): 4.3
Bana Marianna De (Mów mi Marianna): 2.7
Bir Genç Kızın Gizli Defteri (The Diary of a Teenage Girl): 7
Cennet (Ma Dar Behesht): 6.5
Ceset: 4.3
Dehşet Odası (Green Room): 3.2
Der Nachtmahr: 7.6
Dinle Beni Marlon (Listen to Me Marlon): 6.3
James White: 5.4
Kaili Blues (Lu Bian Ye Can): 6.5
Kırıntılar (Crumbs): 6.9
Köpek: 5.4
Krisha: 6.5
Masumiyet Müzesi (Innocence of Memories): 7.3
Nasty Baby: 5.4
Ne Yerde Ne Gökte (Ni Le Ciel Ni La Terre): 3.2
No Home Movie: 5.5
Ormana Doğru (Into the Forest): 3
Prensim (Mon Roi): 4.5
Sadece Jim (Just Jim): 4.5
Sen Benimsin (A Bigger Splash): 3.5
Şov Dünyası (Entertainment): 8.3
Tangerine: 5.5
Viva: 3
Yakuza Cehennemi (Gokudou Daisensou): 3.4
Yeniden Başla (Demolition): 4
Yolun Sonu (The End of the Tour): 2.9
Yeryüzünün Kraliçesi (Queen of Earth): 6.5

Not: Filmler, festival boyunca güncellenecektir.