Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

KEREM AKÇA / keremakca@haberturk.com

Ülke sinemasında ‘nekrofil erkek karakter’ ile ‘şiddet uygulayabilen kadın katil’ prototiplerinin, ‘korku-gerilim’ örneklerinde merkeze yerleştirildiğini görmek kolay değil. Özellikle ilkini yapan “Ceset”, bu konuda cesaretlendirici olabilir. “Naciye” ise Derya Alabora’nın performansıyla ‘slasher ötekisi’ yaratıp, ‘korku hayranı’ yönetmeninin çabasıyla yükseliyor yer yer... 18-28 Şubat arasında düzenlenen 15. !f İstanbul’da Türkiye prömiyeri yapılan iki yerli film, sıkıntılı ilk filmlere karşın umut veren rejisörleri duyuruyorlar.

Sinemamızda sınırları zorladığını görmek kolay olmuyor. Genelde belirgin formülleri uygulayan işlerle, ya festival ya da seyirci tatmin edilebiliyor. İkisinin arasında durarak ‘özgün’ olmak ise günümüzde başka bir ezbere dönüştü. Bu da Türk sinemasını dimdik ayakta tutuyor. Açıkçası “Ceset” ve “Naciye”, hatalarından ders alırlarsa yolları açık iki yönetmenin ‘aşırılık’ı denediği ilk eserleri…

BİR EMEK VAR

Pınar Sinan ve Lütfü Emre Çiçek, yaptıkları işe tutkuyla bağlılar orası kesin. Bir tanesinde nekrofili gibi tabuya dönüşen bir konuyla ilgili belki de bu topraklardaki yegane örnek, romans da, gerilim de, kara komedi de içeren bir iskelete sokuluyor. İkincisinde ise Yeni Fransız Aşırılığı geleneğini akla getiren kadın katilli bir slasher filmi, ‘perili ev motifi’ni kullanarak ‘Büyük Ada’yı bir kültürel fona çeviriyor.

Açıkçası “Ceset”e kurgu, açı/mercek kullanımı ve başrol oyuncusu bir profesyonellik katıyor. Ama bunları bir harman yapmak isterken Sinan kararsız kalmış. Filmi izlerken ‘ağır tempolu minimalist film’, ‘nekrofiliyle ilgili psikolojik-gerilim’, ‘ölü bedeni sevmek üzerine bir aşk filmi’ ile ‘kara komedi’ tonları arasında gidip geliyoruz. Bu durum görsel yapının dağınık durmasına sebebiyet verirken, sinematografinin de tutarsızlıkla nokta atışı tercihlerinden yavaş yavaş kopmasını sağlıyor.

MÜZİK VE YAN KARAKTER SIKINTILARI

“Naciye”de ise Zafer Aslan’dan istenen Türk çalgılarıyla Argento-Carpenter filmlerinin beste tercihlerini iç içe geçiren baskın müzik filmi yaralıyor. Görüntülerin altını çizmek yerine onların üzerine geçmek, gerilim potansiyelini kaybetmek anlamına geliyor. Buna senaryonun boşlukları, sekansların başlangıçlarındaki acemilikler ve sinematografinin boyutsuzluğu eklenince kendimizi birtakım ‘sinemasal duygu’ ile heyecanlanırken buluyoruz.

Derya Alabora’nın başrol performansı çok iyi. Belki “İçerde”deki (“A L’Interieur”, 2007) Béatrice Dalle, belki “Baby Jane’e Ne Oldu?”daki (“Whatever Happened to Baby Jane”, 1962) Bette Davis, ama bir şekilde filmi sırtlayıp götürüyor. “Ceset”teki ‘klişe komşu karakter’ gibi, “Naciye”de de ona eşlik eden yan hikayenin yeterince sahici hale getirildiğini göremiyoruz.

SENARYO KAFANIN ESTİĞİ YERE GİDERSE…

Lütfü Emre Çiçek, seks sahneleri çekmekte çok başarılı. Böyle kritik anlarda kamerayı nereye koyacağını, kurguda zamanlamayı nasıl ayarlayacağını biliyor. Cinnet anını yansıtmakta, şiddeti kullanmakta başarılı. Ama mesele onların destek vereceği esas hikayeyi karakter motivasyonlarıyla doldurmak, diyalogları kulanmak olunca koca bir boşluk var. Girizgahta mizahi giriş yapan tipleme bir yana, korkutucu evin içini korku alanına çeviren tiplemeler (biri hamile) inandırıcı olamıyor.

“Ceset”te, cesetle dolaşan Mehmet Yılmaz Ak’ın performansı iyi. Ama mantık boşlukları gürle gidiyor, sahneler arası geçişlere hiç kafa yorulmamış. Örneğin parti sahnesindeki ucuz yavaş çekimin neye katkısı var, hikayeyi ‘melez’ hale getirmeye mi yarıyor? Anlamak güç…

NACİYE’ SİNEMA AŞKIYLA, ‘CESET’ YENİLİKÇİĞİYLE

Konsept olarak bakarsak Sinan, nekrofiliyi ele alırken (elbette “Tanrının Oğlu”, “Yük” gibi ABD ve Güney Kore’den çıkan başarılı güncel örneklerin seviyesinde değil) ülkemizde bir ilke imza atıyor. Ama tipik ‘yola çıkış filmi’ sıkıntıları var. Lütfü Emre Çiçek ise, yeni milenyumda “Gen” (2006) ve “Beyza’nın Kadınları”ndan (2006) sonra bir kez daha katilin ‘kadın’ olduğu bir ‘seri katil’ olgusuna başvuruyor (ikincisi polisiyeydi). Açıkçası ‘daha önce görmüştük’ hissine kapıldığımız bir ‘slasher filmi’ne imza atıyor.

Ama bana kalırsa Pınar Sinan’ın işi duygusallaştırma sevdasıyla aslında filmin büyük bölümünü boşa geçirmesi, üstüne üstlük ‘ceset’ karakterini profesyonel oyuncu oynadı diye kıyafetsiz gösterememesi genel bir zaaf. Onda Lütfü Emre Çiçek’in korku aşkına göre daha az ‘sinema’ var. Çiçek’in Freddy’yi andırabilen metafiziksel bir kadın katilin, “İçerde” ve “Yüksek Tansiyon” (“Haute Tension”, 2002) etkisinin rahatlığını da arkasına aldığı kesin.

Sözgelimi flashback sahnesi müziksiz kurgulanınca bütün karakterleri ve sahneleriyle, detay planları müthiş kullanıyor. Adeta Fransız Yeni Aşırılığı’nın zihnimizden çıkmayan tekinsiz anlarını hatırlatıyor. Yani kumaş, tür bilinci açısından Çiçek daha iyi. İkisinin de kanı kullanırken gocunmaması takdir edilesi. Ama Sinan’ın meseleyi hafifletmek için çabalaması eleştirilesi. İlk bakışta “Ceset”, daha temiz bir film olsa, yönünü bilememesiyle, zaman zaman “Saç”ın (2010) yan bölümüne dönüşüyor.

CESET: 4.5
NACİYE: 4


KEREM AKÇA’NIN 15. !F İSTANBUL FİLMLERİ İÇİN YILDIZ TABLOSU

88:88: 2.9
Akş (Loev): 4.8
Anomalisa: 4.2
Anneanne (Grandma): 3.9
Arkadaşlarını Öldür (Kill Your Friends): 5.5
Aşk 3D (Love 3D): 6.5
Ayrık Otu (El Apostata): 6
Bakıp Gülümserim (I Smile Back): 4.3
Bana Marianna De (Mów mi Marianna): 2.7
Bir Genç Kızın Gizli Defteri (The Diary of a Teenage Girl): 7
Cennet (Ma Dar Behesht): 6.5
Dehşet Odası (Green Room): 3.2
Der Nachtmahr: 7.6
Dinle Beni Marlon (Listen to Me Marlon): 6.3
Hızın Kızları (Speed Sisters): 2.8
James White: 5.4
Kaili Blues (Lu Bian Ye Can): 6.5
Kırıntılar (Crumbs): 6.9
Köpek: 5.4
Krisha: 6.5
Masumiyet Müzesi (Innocence of Memories): 7.3
Nasty Baby: 5.4
Ne Yerde Ne Gökte (Ni Le Ciel Ni La Terre): 3.2
No Home Movie: 5.5
Ormana Doğru (Into the Forest): 3
Prensim (Mon Roi): 4.5
Sadece Jim (Just Jim): 4.5
Sen Benimsin (A Bigger Splash): 3.5
Serçeler: 4.7
Şov Dünyası (Entertainment): 8.3
Suikastçı (Nie Yin Niang): 7.7
Tangerine: 5.5
Tekerleme: 3
Tilki Perisi Liza (Liza, a Rókatündér): 6.5
Turbo Kid: 3.5
Viva: 3
Yakuza Cehennemi (Gokudou Daisensou): 3.4
Yeniden Başla (Demolition): 4
Yolun Sonu (The End of the Tour): 2.7
Yeryüzü Aydınlıkken (When The Earth Seems To Be Light): 3.9
Yeryüzünün Kraliçesi (Queen of Earth): 6.5

Not: Filmler, festival boyunca güncellenecektir.