Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Ece ULUSUM / HABERTÜRK CUMARTESİ

Bahçelerin yeşilliğinin içine yarı gizlenmiş ufak bir semt olan Piyalepaşa vadisine indik ve bu semte adını veren caminin önünde durduk. Bu, altı zarif kubbesi, kemerler ve sütunlarla çevrilmiş bir avlusu, ince bir minaresi ve dev gibi selvileri olan beyaz bir camidir. Bu sırada, civardaki evlerin hepsi kapalı, sokaklar boş, caminin avlusu bile tenhaydı. Öğle vaktinin ışığıyla gölgesi her şeyi sarıyor ve böceklerin vızıltısından başka bir şey duyulmuyordu.” Kasımpaşa’nın arkasında, Okmeydanı’nın aşağısındaki Piyalepaşa’yı Edmondo de Amicis 1874’te yayımlanan “İstanbul” kitabında böyle anlatmış. Şimdi kalabalık, günün her saati yaşayan semtin tenhalığı taa 20’nci yüzyılın ilk yarısına kadar devam etmiş. Ama o zamanlar da bölgenin en önemli özelliği çiçek bahçeleri ve bostanlarıymış, özellikle de karanfillerin kokusu diğer semtlerden duyulurmuş.

Semt, Osmanlı döneminde genellikle tersane çalışanlarının oturduğu bir yermiş. Ne zaman Piyale Paşa, cami ve külliye yaptırmış o zaman nüfusu artmış. 1950’li yıllardan itibaren başlayan gecekondulaşmayla hem çevrenin tarihi özellikleri yok olmuş hem de kent kendi tarihine yabancılaşmış. Zamanla şimdiki haline dönüşmüş. Piyale Paşa Camii’nin bostanı dışında yeşilliği de çiçek kokusu da kalmadı. Ancak tenhalığı gitti... Bu bilgileri araştırmacı Gökhan Akçura’nın hazırladığı “Geçmişten Günümüze Piyalepaşa” kitabından öğrendim.

“Geçmişten Günümüze Piyalepaşa” sergisi 19 Şubat-30 Mart 2016 tarihleri arasında Rahmi M. Koç Müzesi’nde. Kitapsa önümüzdeki hafta raflarda.

‘BİLGİLERİN AZLIĞI, BİZİ PİYALE PAŞA’YA YÖNELTTİ’

Kente adını veren 16. yüzyılda yaşamış Piyale Paşa, Kanuni Sultan Süleyman ve II. Selim dönemlerinde kaptan paşalık yapmış, ikinci vezirliğe kadar yükselmiş bir devlet adamı. Böyle önemli mevki ve başarıları olan biri olmasına rağmen hakkında çok da veri yok, keza semtin de. Hal böyle olunca Akçura kolları sıvamış ve geniş çaplı bir araştırma yapmış. Böylece Akçura, Kasımpaşa’nın berisinde kalmış Piyalepaşa’nın 500 yıllık geçmişini de aydınlatmış oldu.

-Bir de ulaşmaya çalıştığınız ve bir türlü ulaşamadığınız bir veri var mı?

Piyalepaşa semtiyle ilgili verileri iğneyle kuyu kazarcasına çok değişik kaynaklardan topladık. Bilgilerin azlığı, bizi semti kuran kişiye yöneltti, Piyale Paşa’ya. Enderundan yetişmiş ve köken itibarıyla denizci olmayan paşa biraz ihmal edilmiş. Osmanlı arşivlerini tarayarak onunla ilgili bilgi eksikliğini giderdik.

-Araştırmaya başladığınızda sizi öğrendiğiniz hangi veri şaşırttı?

Piyale Paşa Camii’nin yanında, paşanın türbesi yer alıyor. İçinde 13 mezar var, biri Piyale Paşa’nın ama ya diğerleri? Birinin paşanın eşine ait olduğunu düşünülüyor. Ama eşi Gevherhan Sultan babası II. Selim’in türbesinde. Bu durumda, sanduka ilk eşine ait olabilir. Karışık bir durum... Daha da ilginci, Piyale Paşa’nın hemen yanında kimin yattığıydı. 1937’deki bir gazete haberine göre mezar Yusuf Reis’e ait.

-Paşaların adı verilmiş sokaklarda yaşıyoruz fakat çoğu kişi farkında bile değil.

Yalnız 16. yüzyıla ait olanlar bile çok geniş bir liste oluşturuyor. Hangisi hakkında yeterli bilgimiz var ki? Bu çalışma semtin adının nereden geldiğine bir nebze de olsa yardımcı olacak.

-Bu projeyi tamamlamanız ne kadar sürdü?

1 yıl. Projede dikkat ettiğim temel özellik, efsanevi hiçbir bilgiye yer vermemek. Arşiv belgeleri ve o dönemde İstanbul’da görev yapmış yabancıların anıları temel kaynaklarım oldu. Ama Piyale Paşa’nın hiçbir resmi yoktu...

-Araştırmak istediğiniz bir başka kent var mı?

İstanbul’un plajları, gündelik yaşamı, eğlence mekânları sık sık ele aldığım konular arasında. “Beyoğlu Semtleri” açısından soruyorsanız, bu konu daha gündeme gelmedi. İstanbul yazmakla bitmez zaten...