Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Bülent AYDEMİR / GAZETE HABERTÜRK

Kültür ve Turizm Bakanı Mahir Ünal, İstanbul Taksim’deki tartışmalı Atatürk Kültür Merkezi’nin akıbetinin ne olacağı konusunda, “Bu konuda bir fikri olan var ise dinlemeye her zaman açığım. Kültür ve sanatla ilgili konuların bir gerilim alanı haline getirilmesine karşıyım” dedi. Bakan Ünal, Rusya krizi ve terör saldırılarının ardından turizmde yaşanan gelişmeleri ve projelerini de anlattı. Bir grup gazeteciyle bir araya gelen Bakan Ünal, sorularımıza şu yanıtları verdi:

‘GERİLİM HATTI OLMASIN’

Kültür ve sanat ile ilgili konuların bir gerilim alanı haline getirilmesine karşıyım. Kültürel kalkınma eylem planını açıkladık, bunu tartışalım. ‘Türkiye’nin güçlü bir opera geleneği vardır’ açıklamasını yaptım, küçük çapta bir tartışma başladı. Ne güzel; bu tartışılsın ya da Türkiye’de kültür ve sanat dünyamız ile ilgili başka bir tartışma çıksın ve konuşalım. Bunu bir gerilim hattına, fay hattına dönüştürmeyelim. Ama AKM üzerinden oluşan, TÜSAK üzerinden oluşan belli gerilim hatları var ve ben bu gerilim hatlarına takılıp kalmayı düşünmüyorum. Bu konuda bir fikri olan var ise dinlemeye her zaman açığım.

ANADOLU KÜLTÜR KÜLLİYESİ

Düşündüğümüz sadece bir müze yapmak değil. Başkent’e yakışır kültür ve sanat mekânlarının bulunduğu, geniş bir planlama gerçekleştirmek. Yani içerisinde milli kütüphanenin, müzenin, sanat galerilerinin, sanat atölyelerinin, tiyatro salonlarının ve kongre merkezlerinin olduğu, Ankara’nın kalbinde, bütün Anadolu’nun bugüne kadarki hikâyesinin olduğu büyük bir Anadolu kültür külliyesi düşünüyoruz. Planlamayı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile birlikte yapacağız.

ŞEHRİN HAFIZASI

Edirne, Kars, İznik, Konya, Diyarbakır, İstanbul, Ankara gibi şehirlerimizde, Avrupa’da ‘old city’ denilen şehrin ilk kurulduğu yerin tam anlamıyla ortaya çıkarılması, tarihi dokunun ihya edilmesi... Çünkü şehrin karakterini o şehrin ilk kurulduğu merkez belirler. Dolayısıyla şehrin kimliğini, hafızasını ve kültürünü bizim inşa etmemiz gerekiyor. Çünkü şehrin hafızasını ve kimliğini inşa etmediğiniz zaman şehir kültür üretmiyor. Bundan dolayı, şehirlerimizde, İstanbul Suriçi, Ankara Suriçi, Diyarbakır Suriçi gibi kentsel ve tarihi sit alanlarının yoğun olduğu bölgeleri özel bir düzenlemeyle, yeni bir anlayışla ele almalıyız.

KORUMA KURULLARI

Bu kurulların neyi koruyacaklarını önce net bir şekilde ortaya koymak lazım. Şehrin hafızası, kimliği, tarihi dokusuyla ilgili bir envanter oluşturduğunuz zaman, gerçek anlamda neyin korunacağını da netleştirdiğinizde bu anlamlı oluyor. Bir şehirde önemli olan şudur: Korunması gerekenler neler, yenilenmesi gerekenler neler, yeniden neler yapılacak? Yani şehrin gelişimini sağlayacak alanların nereler olması gerektiğinin belirlenmesi gerekiyor.

DÖRT BÜYÜK OPERA SALONU

Bazı şehirlerimizdeki kültür ve sanat etkinliklerine turistler çok ciddi anlamda ilgi duyuyor. Burada kültür sanat etkinliklerine katılmak istiyorlar ama gelen turisti o etkinliklerle buluşturacak organizasyon az. Hem Ankara’da hem İstanbul’da iki büyük opera salonu düşünüyoruz. Şimdi kültür merkezlerinin de fonksiyonlarını değiştiriyoruz.

KÜLTÜR - TARİH - İNANÇ TURİZMİ

Dünya Turizm Örgütü’nün 2030 öngörülerine göre, önümüzdeki süreçte kültür-tarih-inanç turizmi öne çıkacak. Yani insanlar bir yere gittiğinde oranın kültürel tarihi dokusuyla ve oranın sanat etkinlikleriyle daha çok ilgilenecekler. O yüzden bir kültür ekonomisi oluşturmamız ve onu da turizmle birleştirmemiz gerekiyor. Şimdi diyorlar ki “Kültür ve Turizm Bakanlığı’nı ayırmak lazım.” Hayır, tam tersine Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bir arada olması gerekiyor. Kültürel dokunun, mirasın korunması, yaşatılması, bunun bir ekonomiye dönüştürülmesi ve bunun turizmle buluşturulması için...

‘DEVLET KÜLTÜR DİKTE ETMEZ’

Kültür ve sanat canlı, yaşayan ve gelişen bir alan. Devletin görevi de bu alanın yaşamasını, gelişmesini sağlamak, etkinliğini artırmak, bunun için altyapı oluşturmak, ön açıcı ve kolaylaştırıcı olmak. Devletin burada bir kültür dikte etmesi ya da bir sanat biçimi dikte etmesi diye bir şey söz konusu olamaz. Devlet içerik dikte etmez, devlet toplumun kendi kültürünü ve sanatını üretebilmesi için altyapı oluşturur. Kültür ve sanatı toplum kendisi üretir. Devlet “Şunu şöyle üret, şu sanat alanı kötü, bu sanat alanı iyi” diyemez ki. Bu, ideolojik angajmanlarımızdan uzak tutmamız gereken bir alan. Maalesef kültür ve sanatı kendi iktidar alanı olarak gören ve üstten bakan, otoriter bir dil üzerinden, her yeni şeye karşı çıkan bazı yapılar var ve gerilim üretiyor. Sanat ideoloji içindir diyen bir küçük kesim var. Sanat devletin ideolojik aygıtı da değildir. Yüksek bir kültür ve sanat, devletin ancak yumuşak gücü olabilir.

‘TURİZMDE TANITIM STRATEJİMİZİ YENİDEN PLANLIYORUZ’

RUSYA GERİLİMİ: Bu sorunu Türkiye ile sınırlamak doğru değil. Çanakkale’de Fransa Büyükelçisi ile bir aradaydım, ona sordum, ‘Paris ne durumda?’ diye. O da ciddi anlamda Paris’in terör saldırılarından turizm açısından etkilendiğini ifade etti. Yani şu anda terör sorunu, önümüzde küresel bir sorun olarak duruyor. Terör sorununu sadece Türkiye’ye has bir sorun olarak görmek Türkiye’ye haksızlık olur. Terör saldırılarının olduğu ülkeler bundan ne kadar etkilendiyse biz de o kadar etkilendik. Ama şu anda bunun şu ya da bu diye net bir tespitini yapmamız mümkün değil. Sezon yeni başladı. Şubat - mart aylarındaki rezervasyonlardaki artışlara ya da azalışlara bakarak bunu söyleyemeyiz.

YENİ ÜRÜN VE PAZARLAR: Antalya’nın sadece bir pazara bağımlı hale gelmesi yanlıştı. O yüzden turizm konusunda yaptığımız iki şey var: Birincisi ürünü, ikincisi pazarı çeşitlendirmek. Buna göre tanıtım stratejimizi yeniden oluşturmak. Şu anda da bu alanda ciddi bir mesafe kat etmiş durumdayız. Biz önleyici, telafi edici ve yapısal tedbirler alarak 2-3 yıl sonrasına dönük çok ciddi hazırlıklar yapıyoruz. Yani bu sıkıntılar geçecek ama bu sıkıntılar geçtiğinde biz pazar, ürün çeşitliğini sağlamış, tanıtım stratejisini çok ciddi anlamda yeni duruma göre planlamış bir ülke olarak, bu bağımlılıktan da kurtulmuş olacağız.

‘HOLLANDE’IN AÇIKLAMASI TURİZME ZARAR VERDİ’: Fransız Büyükelçisi’ne de söyledim. Hiç kimse bunu fark etmedi ama Hollande, ‘Türkiye - Rusya arasında savaş çıkabilir’ diye bir açıklama yaptı. Bu, turizmimize çok fazla zarar verdi. Tam turistler rezervasyon dönemindeyken bir devlet başkanı “Türkiye - Rusya savaşı çıkabilir” diye açıklama yapıyor. Siz böyle bir durumda olsanız, önünüzdeki 6 aya dönük o ülkeye rezervasyon yaptırır mısınız? Yaptırmazsınız. Hollande’ın bu açıklamasıyla birlikte bizim rezervasyonlarımızda keskin bir düşüş yaşandı.

İSRAİL VE İRAN: İsrail ve İran’dan bu sene özellikle turist sayısında ciddi bir artış bekliyorduk. Beyoğlu saldırısından sonra o ülkelerde ciddi bir kaygı oluştu. Zaten Sultanahmet saldırısında bizim en büyük pazarımız Almanya hedef seçilmişti. Biz birinci sırada Almanya’dan 5.5 milyon, ikinci sırada Rusya’dan 4.5 milyon turist alıyoruz. Göbeklitepe’nin, hem tanıtma kampanyası hem de kazılarla ilgili ödeneklerini arttırıyoruz.