Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

KEREM AKÇA / keremakca@haberturk.com

Festivalin en iyisi “Albüm”ün ödül almasıyla kapattığımız, gurur verici bir Cannes’dı. Bunun yanında kadın hikayelerinin ve korku-gerilim filmlerinin öne çıkması dikkat çekti. Fransız ortak yapımları da her zamanki gibi ödüllere damga vurdu. Cannes Classics’de FIPRESCI Başkanı Alin Taşçıyan’ın sunumuyla derneğin festivaldeki 70. yılı onuruna “Farrebique”in gösterilmesi ise ayrı bir heyecandı.

EN YERİNDE ÖDÜL ‘ALBÜM’ÜNKÜYDÜ

 

  

Cannes Film Festivali bu sene de alışık olduğumuz görüntüye sahipti. Yan bölümlerde Ortadoğulu yönetmenlerin imzasını taşıyan Fransız ortak yapımı filmler, oryantalizm depoladıkları için yere göğe sığdırılamadı. Ana seçkide ise Fransa’dan çıkan işler hak ettiğinden fazla övgü aldı. Bunun sonucunda da “Wolf and Sheep” (“Gorg o Goosfand”) gibi, ‘boyanmış esmer tenli insanlar’ı ‘video-art’ ya da ‘büyülü gerçekçilik’ sanan amatör bir Afgan filmi, Yönetmenlerin 15 Günü’nden ödülle döndü.

Ama bu defodan bağımsız olarak değerlendirirsek birçok açıdan ilgiye değer bir seneydi. İlk olarak Mehmet Can Mertoğlu’nun Eleştirmenlerin Haftası’na giren ikinci yerli filmle France 4 Yenilikçilik Ödülü’ne (France 4 Visionary Award) ulaşmasıyla gururlandık. 4.000 euro para ödülü de kazanan rejisör, günümüz Türk sinemasına ve toplumuna atılmış cesur bir tokat gibi gözüken “Albüm”le bunu hak ediyordu zaten.

KORKU-GERİLİM FİLMLERİ COŞKUYLA İZLENDİ

 

Bunun yanında ‘korku-gerilim’ ağırlığı da dikkat çekiciydi. Ana yarışmada bir hayalet, bir yamyam filmi vardı. Yan bölümlerde de “Train to Busan” (“Bu-San-Haeng”), “The Wailing” (“Goksung”), “The Transfiguration”, “Raw” (“Grave”), “Psycho Raman” (“Raman Raghav 2.0”) gibileri bunlara eklendi. Açıkçası kült olma ihtimali yüksek denemeler açısından heyecan verici bir seneydi.

Julie Ducournau’nun body-horror eğilimli yamyam filmi denemesi “Grave” (“Raw”), yeni Fransız aşırılığına yakışan sinir bozucu bir kadın öyküsüydü. Bunların en iyisiydi. “The Transfiguration”, günümüz Amerika’sında siyahi bir çocuğun gözünden vampir mitlerine bakıştı. Diyaloglarıyla Kevin Smith ve John Hughes’ün izinde sinema göndermeleriyle yoğrulup, köşesine “Martin” (1977), “Gir Kanıma” (“Låt den Rätte Komma in”, 2008) hayranlığıyla çekildi, ama ‘gerçekçilik’ konusunda vampir filmlerindeki akrabalarının üzerine çıkamadı.

“Train to Busan”ın, “Kassandra Geçidi” (“The Cassandra Crossing”, 1976) ile “Zombi”yi (“Dawn of the Dead”, 1978) bir trende buluşturan ‘zombi aksiyonu’ formülü çok coşkuluydu! Alkış tutarak izlendi, kült izlenimi verdi, ama oyuncuları ve senaryosuyla eleştirilmeye açıktı. Bir başka Güney Kore yapımı “The Wailing” da övgüye boğulurken, “Psycho Raman” ‘Bollywood usulü seri katil filmi’ne ‘ciddi’ bakarak meselesini de ihmal etmiyordu.

SİNGAPUR, FRANSA VE DİĞERLERİ

 

Açıkçası bunların yanında iki Singapur filminin seçkiye alınması ilginçti. Hapishane filmi “Apprentice”, “A Yellow Bird”ün bir adım önündeydi. Uzakdoğu’dan çıkan diğer işler daha çekiciydi, ilk film “Diamond Island” gibi… Bir Studio Ghibli harikası olarak da nitelenirken, diyalogsuz ve büyüleyici bir 80 dakika sunan, Fransız ortak yapımı “The Red Turtle” (“La Tortue Rouge”), mitik bir ‘kaplumbağa adam’ öyküsü gibiydi. Doğayla cebelleşme açısından perdede gördüğümüz ‘ada maceraları’na yeni bir soluk getirdi. Seçkideki diğer iki Fransız animasyonu onun yanında sönük kaldı.

Kadın hikayelerinin yarışmadaki ağırlığı bütün seçkiye sıçramış gibiydi. Bu açıdan iki Fransız filmi “The Stopover” (“Voir du Pays”) ve “Divines” de dikkat çekti. Albert Serra, David Mackenzie ve Koji Fukada yeni filmlerini yerlerinde saymak için yapmış gibiydi. Larrain, “Neruda” ile klasik Hollywood’a kaydı. İtalyan sinemasının yan bölümlere iteklenen fazlaca filmi arasında sadece Bellochio birazcık ümit verdi. Amerikan bağımsız sinemasında ise Jarmusch’un yarışmadaki duruşu derslikti.

ALİN TAŞÇIYAN’DAN ÖZEL SUNUM

Cannes Classics bölümünde FIPRESCI’nin festivalde ödül vermesinin 70. yılı onuruna, Bunuel salonunda yapılan özel “Farrebique” (“Farrebique Ou Les Quatres Saisons”, 1946) gösterimi görülmeye değerdi. Georges Rouquier’nin kendi ailesini içeren natüralist köy şiiri, dijital olarak yenilenmiş 2k versiyonuyla İtalyan Yeni Gerçekçiliği’ne paralel bir docudrama/belgesel kırması yapıt sundu. Amatör oyuncularla doğa görüntülerinin iç içe geçtiği eser, mevsimleri çok iyi kullanan ve keşfedilmeye bekleyen zamanının ötesinde bir çalışma.

 

Derneğin başkanı Alin Taşçıyan, filmin sağ kalan oyuncusu Maurice Rouquier, Cannes Classics’ten Gérald Duchaussoy ve filmin haklarının sahibi Brigitte Berg’in katıldığı bir sunum yaptı. En önemlisi de konuşmanın ‘keşif yapmak için sinema yazarlarını takip edin!’ cümlesiyle bitmesiydi. Ayrıca festivaldeki gururumuz Taşçıyan’ın FIPRESCI ödül töreninde Thierry Frémaux’ya plaket takdim etmesi de ince bir hareketti.

CANNES’IN EN İYİ 10 FİLMİ:

1-Albüm

2-Paterson

3-The Neon Demon

4-Raw (Grave)

5-The Red Turtle

6-American Honey

7-The Unknown Girl (La Fille Inconnue)

8-Psycho Raman (Raman Raghav 2.0)

9-Elle

10-Personal Shopper

CANNES’IN UMUT VAAT EDEN 3 İLK FİLMİ

1-Diamond Island

2-The Dancer (La Danseuse)

3-The Transfiguration

CANNES’IN EN BÜYÜK 3 HAYAL KIRIKLIĞI

1-The Last Face

2-Hell or High Water

3-It’s Only The End of the World (Juste La Fin du Monde)

CANNES’IN EN ÇOK ABARTILAN 3 FİLMİ

1-I, Daniel Blake

2-Toni Erdmann

3-Sieranevada

CANNES’IN EN KÖTÜ 3 FİLMİ

1-Wolf and Sheep

2-Staying Vertical (Rester Vertical)

3-From The Land of the Moon (Mal de Pierres)