BİR KAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ!
haber,kaynak, etkinlik, konu, yazı vb.
LİSTELE
PAYLAŞ
Haber/makale'yi paylaşmak için aşağıdaki sosyal hesaplardan birini kullabilirsiniz!

Henüz çocuk yaşlardayken yolu İstanbul’un en kıymetli mekanlarından Kapalıçarşı ile kesişen Fuat Sevimay, bu kitabıyla bir yerde ona karşı olan gönül borcunu ödüyor.

Kitapta Kapalıçarşı sadece bir mekan olarak değil, aynı zamanda bir anlatıcı olarak karşımıza çıkıyor ki bu yüzden de türünün tek örneği...

Roman henüz ortada olmayan Kapalıçarşı’nın kuruluş hikayesinde yolları kesişen farklı kültürlerden 13-14 insanın yollarının kesişmesini konu alıyor. Araya serpiştirilen mistik tatlar da romanı tarih içinde geçen ama tarihi olmayan bir kitap haline getiriyor.

“1450’lerin ikinci yarısı, aylardan ağustostu. Marmara Adası’ndan yola çıkan mavnanın, Fatih Sultan Mehmed’in şehrine, İstanbul’a taşıdığı yük, mermer levhalardı. Nice badireden sonra tek bir mermer levha karaya ulaşabildi. Ama Kapalıçarşı’yı bezemek için daha çok mermere ihtiyaç vardı. Taşların sırrına eren Nazar Usta’nın iksirle çoğalttığı mermerler Trakya’dan gelen arkadaşlarıyla birleşince Kapalıçarşı’yı donatmanın önünde bir engel kalmadı” diye hikayeye başlayan Fuat Sevimay, kitapta adı geçen yerlerin gerçek ama kahramanların ve hikayelerin hayali olduğunu söylüyor.

Kitaptaki bazı yerler okuyucuya bırakılıyor
"Tavandaki üç Arnavut bacasından süzülen ışığın altındaki Latife ise, meydan okurcasına iki kolunu göğsüne kavuşturmuş, sabırla, söz sırasının kendisine gelmesini bekliyordu. İlyas'la göz göze geldiklerinde, havada bakışları çarpıştı ve suyun ateşle karşılaştığındakine benzer bir ses duyuldu kahvede. Latife ellerini çözüp, önce masada duran cevizden ağzına bir tane attı. Tadını çıkara çıkara, usulca yedi. Sonra, kızıl saçını sağ eliyle geriye aldı ve hoş yüzünü bir karış öne çıkarıp İlyas'a "Ama İlyas Beyciğim" dedi, "sen bu kitaptan bir şey anlamamışsın ki!" anlatımında olduğu gibi kitapta bazı yerler okuyucuya bırakılıyor. Konuyla ilgili olarak Fuat Sevimay ise “Ben bir hayal dünyası kurdum. Bazı yerleri de okuyucuya bıraktım. Bence edebiyat bu şekilde çok daha güçlü…” diyor. Yani Kapalıçarşı’nın sayfaları arasında gezinirken bu hayal dünyasına ortak oluyorsunuz.

Ne fantastik ne de tarihi
"Fatih Sultan Han bir an düşünüp, ""Bu sokağın adı 'Kahraman Kavaf Kavalı Arif Efenedi' olacaktır. Tiz kayda alınsın" buyurdu. Huzurda devleti temsilen bulunan sokağın peykine, şubara neferinden kalpaklısına ve ayrıca Kapalıçarşı'da iş görecekmuhtelif meslekten esnaf da dahil şaşkın yüzlerce kişi, "Kahraman Kavaf Arif de kim ola ki" diye düşündü taşındı, hafızasını zorladı, fısıltıyla birbirine sordu ama cevap bulunamadı.Kimse bu ismi hatırlamıyor, kim olduğunu bilmiyor, Fatif Sultan Mehmed Han'ın, çarşısının çapraz sokağı için neye istinaden bu adı andığına anlam veremiyor, asker ocağında böyle bir kayda rastlanmıyordu. Onca kalabalığın arasında bu adı bir tek , destarlı takkesine siyah ibrişim tutuşturmuş, sakallı, yaşlı bir kavaf bildi ve hatırladı. Ve hatırladığı gibi soluğu, tahmininin doğru olup olmadığını teyit için yeniçeri ağasının yanında aldı. Sordu soruşturdu, tahmini doğru çıktı ve o an, aşk ile, "Padişahım çok yaşa" diye bağırdı." bölümünde olduğu gibi hayali kahramanlar tarihle bütünleşiyor. 12 Mayıs’ta raflardaki yerini alan Kapalıçarşı’nın kategorisini belirlemek biraz güç. İçinde kıvamında bir fantezi ve yine aynı kıvamda yer alan tarihle okuyucu çok farklı bir hayal alemine sürükleniyor.


YORUM YAP 0
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ
300