Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Donna DeCesare, Orta Amerika ve ABD’deki gangster çetelerinin fotoğraflarını çekmesiyle tanınan bir belgesel fotoğrafçısı, yazar ve eğitimci. 20 yıl boyunca Guatemala ve Kolombiya’daki çetelerin arasında yaşamış, gençlerin, şiddet, uyuşturucu ve tacizle dolu hayatlarına tanıklık etmiş. Diyarbakır Fotoğraf Günleri ve çeşitli üniversitelerde konuşmalar yapmak üzere Türkiye’ye gelen DeCesare ile İstanbul ABD Konsolosluğu’nun verdiği bir yemekte Gazete Habertürk'ten Kübra Par ile buluştu. DeCesare şiddet ve suç sarmalı içindeyken gazeteciliğin sınırlarının ne olduğunu anlattı

- Fotoğrafçılık kariyerinizde gangster çeteleri üzerine yoğunlaşmaya nasıl karar vermiştiniz?

ABD’ye göç etmiş yoksul bir ailede büyüdüm. Göçmen olmam, başka göçmenlerin hayatlarına ilgi duymama neden oldu. Aslında üniversitede edebiyat okudum. Ne gazetecilik ne de fotoğrafçılık eğitimim var. İngiltere Colchester’de yüksek lisans yaparken biri Protestan diğeri Katolik olan iki arkadaşım beni yılbaşı tatili için Kuzey İrlanda’ya davet etti. İkisi de birbirinin evini bilmiyorlardı. Her ikisiyle de zaman geçirdim ve fotoğraflarını çektim. Kameram onların birbirlerinin dünyasını tanımalarına vesile oldu. İşte o anda fotoğrafın hobi olmaktan öte peşinden gitmem gereken bir şey olduğunu anladım. Orta Amerika’ya savaş muhabiri olarak gitmiştim. Oradaki diasporaların hayatını araştırırken gangster çeteleriyle ilgili gerçeklerle karşılaştım.

- Çetelerin arasına girmek, onlara kendinizi kabul ettirmek zor oldu mu?

Çeteler çoğunlukla 18 yaşından küçük gençlerden oluşuyordu. Fotoğraflarını çektiğimde ilk düşündükleri şey devlet yetkilileriyle ilişkili olduğumdu. Beni tehdit olarak görüyorlardı. Gazeteci olduğumu kanıtlamak için yanımda sürekli basın kartımı ve daha önce fotoğraflarımın yayınlandığı gazetelerden taşıyordum. Asla rastgele fotoğraflar çekmedim. Öncelikle onları tanımam ve ilişki kurmam gerekiyordu. Benimle konuşmak istemiyorlarsa, zorlamayıp başka birini arıyordum. Gitmeden o bölge hakkında araştırma yapmış olmam beni bir yandan onları anlayabilecek içeriden biri yapıyordu ama aynı zamanda yaşadıklarını anlatmalarında sakınca olmayan bir yabancıydım...

- İçeriden biri olabilmek için onlar gibi yaşamayı, onlar gibi giyinmeyi denediniz mi?

Hayır, her zaman belirli bir limit içinde tuttum kendimi. Bazı durumlarda fotoğrafını çekeceğim insanlarla birlikte yaşadığım, geceyi onların evinde geçirdiğim oldu ama hep çok dikkatliydim. Hiç içki içmedim, aşırılıklar yapmadım ve profesyonelce davrandım. Başka insanları yargılamam, asla parmağımı sallayıp ne yapmaları gerektiğine dair nutuk çekmem ama bir rol model gibi davranmam gerektiğini düşünürüm.

- O kadar doğrucu davranmanız aranızda mesafe yaratmıyor muydu?

Aslında buna onların da ihtiyacı vardı. Gençler bazen onlara yol gösterecek yetişkinlere ihtiyaç duyarlar. Limitlerin ne olduğunu bilmek isterler. Bir keresinde El Salvador’da kokain çeken çocukların fotoğraflarını çekiyordum. Edgar adındaki çocuk benden para istedi. Ona “Birbirimizi uzun zamandır tanıyoruz, benden neden para istiyorsun? Gidip daha çok uyuşturucu almak için mi? Sana uyuşturucu kullanmaman gerektiğini söylemeyeceğim. Bütün akşam boyunca siz uyuşturucu çekerken fotoğraflarınızı çektim. Şimdi ders vermeye kalkışmam çok saçma olur. Ama uyuşturucunun sana vereceği zararı bile bile sana para vermem. Eğer yemek istiyorsan gidip alabiliriz” dedim. Ertesi gün gelip “Beni affet. Senden para istemem hataydı. Sen bir koruyucu melek gibisin” dedi! (Gülüyor) İşte onlarlarla böyle bir ilişki kurmak istedim. Bir yandan ebeveyn gibi ama değil. Hem onları reddetmeyeceğimi biliyorlardı hem de bazı parametrelerin neler olduğunu görüyorlardı.

- Kendinizi nasıl korudunuz?

Tanımadığınız, tehlikeli biriyle röportaj yapacaksanız kalabalık yerlerde buluşmalısınız böylece ikinizden birinin öldürülme riskini azaltmış olursunuz! (Gülüyor) Gangsterlerle önce halkın arasında bir yerde buluşuyordum. Sonra mümkünse anneleriyle tanışmaya çalışıyordum. Ondan sonra ait olduğu topluluğa giriyordum ve hepsini tanıdıktan sonra kendimi güvende hissedebiliyordum.

‘ÇETE LİDERİNE, ‘HERKESİ TOPLA, KONUŞACAĞIZ’ DEDİM’

- Hiç tehdit aldınız mı?

Hayır, fazla almadım ama bir kez polisle başım belaya girdi. Tutuklamak istedikleri isimlerin listesini yapmışlar. Benimle birlikte mahalleye gelip çeteden iki çocuğu gözaltına aldılar. Diğer çocuklar beni polisle işbirliği yapmakla suçladı. Karakola gittiğimizde polislere gözaltına aldıkları çocuklarla da röportaj yapmak zorunda olduğumu söyledim. İzin verdiler. İkisi de 18 yaşından küçüktü. “Göçmen yasasına göre sizi sınır dışı etmeleri mümkün değil. Bana annenizin telefon numarasını verin, durumunuzu bildireyim” dedim. Sonra serbest bırakıldılar. Her şeyi yolunda olduğunu düşünerek akşam bir partiye gittim. Biri beni gözetleme başlayınca problem olduğunu anladım. O mahalledeki çete liderini arayıp buluştum. “Dinle Roberto, bugün böyle bir olay oldu ve benim herkesi toplayıp konuşmam ve hikâyeyi benim açımdan anlatmam lazım” dedim. “Hiç gerek yok Donna, biz seni yıllardır tanıyoruz. Ayrıca poliste hepimizin fotoğrafı var zaten” dedi. “Sen 20 yaşındasın, dünyaya dair fikrin var ve gazetecilikte hikâyenin her iki tarafını da anlatmak gerektiğini biliyorsun. Ama gençler bunu bilmiyor. Onlara işimin ne olduğunu anlatmak istiyorum” dedim. Hepsini toplayıp konuştum ve o günden sonra aralarında hiçbir problem yaşamadım.

- Çete liderini arayabilecek kadar samimi miydiniz?

Hikâyelerini anlattığım için beni bir bakıma arkadaşları olarak görüyorlardı.

- Aralarında kaç yıl geçirdiniz?

1980’lerin ortasında gittim ve 2009’da döndüm.

‘BAZILARI ÖLDÜ, BAZILARI HAPİSTE’

- Peki, onların hayatlarında bir fark yaratabildiniz mi?

Bazıları öldü, bazıları hapiste. Ama kendilerine başarılı hayatlar kuran birkaç kişi de var. Guatemala’da tanıdığım bir genç adam Güzel Sanatlar okuyup ressam oldu, şimdi Viyana’da yaşıyor. Bu onun tutkusuydu ama biliyorum ki beni tanımak onun kendine olan inancını artırdı. El Salvador’daki gangster çetelerinin önemli bir figürü olan genç bir kadın Maryland Üniversitesi’nde Sosyal Hizmetler okudu, şimdi sorunlu gençlere yasal yardımlarda bulunuyor. Onunla da çok gurur duyuyorum. Los Angeles’taki bir çeteden tanıştığım bir çocuk da beni geçenlerde aradı. “Donna benimle gurur duyacaksın, Oklahoma’da yaşlı insanların hastaneye gidebilmesi için şoförlük yapıyorum” dedi. Şu an hapiste olanlar ya da o çevrelerden kurtulamayanlar bile bana hâlâ saygı gösteriyor çünkü biliyorlar ki onları önemsiyorum. Aynı hataları sürdürdüklerini bilsem de onlarla ilişkimi koparmıyorum.

- Küçük hayatlar üzerindeki etkinizin ötesinde büyük ölçekte de bir şeylerin değişmesine vesile olmuşsunuz. Sizin sayenizde kimi sivil toplum kuruluşları yardım için harekete geçmiş, UNICEF risk altındaki çocukların fotoğraflarının çekilmesine dair bir protokol hazırlamış...

UNICEF ile taciz kurbanı çocuklar konusunda bir süre işbirliği yaptım. Psikoloji alanında pek çok araştırma yaptım. Hedefimiz çocuklara uğradıkları tüm vahşete rağmen “Hayır” deme haklarının olduğunu, duygularını dışa vurmaları gerektiğini öğretmekti. Bunun bir parçası olarak fotoğraflarının çekilmesine itiraz edebileceklerini de öğrettim. Çünkü dijital bir dünyada yaşıyoruz ve fotoğraflarının çıkması onları çok müşkül durumda da bırakabilir. Örneğin namus cinayetine kurban gidebilirler. Onları korumak için yüzlerini göstermemelisiniz.

- Ama siz çalışmalarınızda pek çoğunun yüzünü göstermişsiniz. Bu hayatlarında kötü etkilere yol açmış olamaz mı? Örneğin polisin dikkatini çekmelerine neden olmuş olabilirsiniz?

İşte bu yüzden fotoğrafları yayımlamak için 20 yıl bekledim!

- Ne? 20 yıl mı?

Evet! Aradan geçen zamanda bir kısmı hayatını kaybetti, bir kısmı ise yaşlandı ve tipi değişti. Dolayısıyla onlara zarar verme ihtimalim kalmadı. Kitabın sonunda hayatını değiştiren kimi karakterlerin hikâyelerini yazdım. Örneğin size bahsettiğim Viyana’da ressam Carlos... Onun hikâyesini yazmamda sorun yoktu çünkü kendine yeni bir hayat kurdu. Ama hâlâ Orta Amerika’da yaşayan insanlar, çeteler ya da polis tarafından hedef alınabilirler. Çünkü değişimin mümkün olduğunu duymak istemeyenler var.

‘FOTOĞRAF ÇEKMEMENİZ GEREKEN ANLAR VARDIR’

- “Deklanşöre basacağınız doğru anı bilmek kadar fotoğraf makinesini kenara koymanız gereken anı da bilmelisiniz” demişsiniz. Fotoğraf çekmemeniz gereken an hangisidir?

Eğer birisi fotoğrafının çekilmesini istemiyorsa veya bir direnç oluşmuşsa ona saygı duymanız gerekir. Özellikle de söz konusu bir mağdursa. Eğer güce hükmeden birinden söz ediyorsak orada durum farklılaşabilir. Onlar kamusal alandadır ve bizim bilgi alma/verme hakkımız vardır. Böyle durumlarda biraz agresif davranmak verimli de olabilir. Öyle anlar vardır ki ısrarcı ve inatçı olmanız, o anı kaçırmamanız gerekir. Küçük bir kız çocuğunu yanında bir tabanca ve elinde bir kuşla çektiğim fotoğraf işte öyle bir anda ortaya çıktı. Kesinlikle bir kurgu değildi. Çocuğun amcasını tanıyordum. Yakın zamanda vurulmuş bir çete üyesiydi ve o gün onun doğum günüydü. Gündüz buluştuk, “16. yaşına giriyorsun, bunu bir pastayla kutlamayacak mısın?” diye sordum. “Hayatımda hiç doğum günü kutlamadım” dedi. Akşam elimde bir pastayla evlerine gittim ama o evde yoktu. Annesiyle konuştum, Giovanni’yi beklerken küçük yeğeni Esperanza’yı gördüm. Oturduğu yatağın üstünde bir tabanca duruyordu. Hangi açıdan çeksem ışık daha iyi olur diye düşünürken o kuşu tuttu ve fotoğraf için mükemmel an oluştu. İşte o an, iyi niyetime karşılık fotoğraf tanrısının bana bir hediyesi gibiydi! (Gülüyor) Esperanza “Sana diğer silahları da göstereyim mi?” diye sorduğunda alarma geçtim ve annesine silahı kaldırmasını söyledim. Amcası eve geldiğinde pastayı kestik. İşte o anlar kamerayı kenara bırakmam gereken anlardı... Eğer mumlara üflerken fotoğraflarını çekseydim, bu ne benim için ne de onun için sahici olabilirdi. Keki ben götürmüştüm, hikâyeye müdahale ediyordum. Eğer fotoğraf çekseydim, bir gazeteci olarak durumu sömürmüş olacaktım...

RUH SAĞLIĞINI KORUMALARI İÇİN GAZETECİLERE 3 TAVSİYE!

- Fotoğrafçılık kariyeriniz boyunca çok fazla vahşete şahitlik etmek zorunda kaldınız mı?

Uzun süre savaş muhabirliği yaptım, tehlikeli olaylarla karşılaştım. Ama her zaman çalışma alanımı belli bir limit içinde tutmaya ve riskleri minimize etmeye çalıştım.

- O ortamda yıllarca kalmak psikolojinizi nasıl etkiledi?

Gazeteciler olarak kendimize iyi bakmalıyız. O kadar acı ve ıstıraba şahitlik ediyoruz ki... Ben tüm genç gazetecilere buna karşı kendi ruh sağlıklarını korumaları için 3 formül öneriyorum; farkındalık, denge ve bağ kurma. Kendinizin farkında olun. Karşılaştığınız olaylar karşısında bedeninizin strese nasıl tepki verdiğini takip edin. Özellikle korkutucu ve tehlikeli olaylar hakkında haber yaparken, inanılmaz derecede strese giriyoruz. Korkunuzu kontrol altına almayı öğrenin ama bu sizi duygusuzlaştırmasın. Nasıl etkilendiğinizin farkına varın ve ne zaman mola vermeniz gerektiğini bilin. Sinirli, depresif ve hassas hissediyorsanız bunu halının altına süpürmeyin.