BİR KAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ!
haber,kaynak, etkinlik, konu, yazı vb.
LİSTELE
PAYLAŞ
Haber/makale'yi paylaşmak için aşağıdaki sosyal hesaplardan birini kullabilirsiniz!

Örgüt içi infazları işlediği romanı üzerine konuştuğumuz Yılmaz, “Ernesto Che Guevara’yı bizim dağlara getirdim. Eğer Türkiye’de ya da Ortadoğu’da bir örgüte katılsaydı örgüt içi infaz edilirdi” diye konuştu.

Gazete Habertürk'te yer alan Ümran Avcı'nın röportajında yer alan bilgilere göre, siyasi nedenlerden dolayı yaklaşık 10 yıl cezaevinde yatan; “Dağbozumu”, “Yoldaşını Öldürmek”, “Sığınamayanlar”ı kaleme alan yazar Aytekin Yılmaz, Ernesto Che Guevara’nın öldürülüşünün 50. yılında “Ernesto’nun Dağları” romanı ile okurun karşısına çıktı.

Yazma sürecinde Che’nin anıları ile onun hakkında yazılmış kitapları iki yıl boyunca okuyup araştırdığını söyleyen Yılmaz, romanda örgüt içi cinayetleri de sorguladı. 23 yıl önce dağda kaybolan Orhan Aydın’ın ölümünü Heja Kevir karakteri üzerinden irdeleyen Yılmaz, “23 yıl önce dağda gerçekleştirilmiş bir örgüt cinayeti bu romanla açığa çıkmış oldu” diye konuştu. Aytekin Yılmaz’ın Che Guevara ile ilgili ilginç tespitlerinden satır başları şöyle:

‘KENDİ İÇLERİNDEKİ ERNESTO’YU ÖLDÜRDÜLER’

“Yakın zamanda internette Che’nin kızının bir sözüne rastladım, kızı Aleida demiş ki, ‘Babam yaşasaydı Kürtlerin mücadelesine sempati duyardı’. O röportaj döne döne şöyle çevrilmiş, ‘Che yaşasaydı bize katılırdı’ diye... Ben de bu romanda bu çevreleri kırmadım, Che’yi bizim dağlara getirdim. Che’nin, Türkiye’de ya da Ortadoğu’da bir örgüte katılsaydı örgüt içi infaz edileceğini düşünüyorum. Bunu neye dayanarak söylüyorum; çünkü kendi içlerindeki Ernesto’larını öldürdüler.

”ORHAN AYDIN NASIL ÖLDÜRÜLDÜ?“

Orhan Aydın’ın öldürülmesine dair iddia şu, romandaki adıyla Heja Kevir (Orhan Aydın) dağın birinde örgütüne karşı muhalif tutuma girince tutuklandı. Bunun üzerine o da ölüm orucuna girdi. Ölüm orucunun sonuna doğru öldürüldü. İkinci iddia ise, ölüm orucuna başladı, daha sonra ikna edilip Lübnan’a getirildi. Sonraki günlerde de örgüte muhalif tutumunu sürdürünce örgütten birileri tarafından infaz edildi. İkisi de iddia ama neticede 1993 sonlarından itibaren Orhan Aydın’dan bir daha haber alınamıyor.

ӂANTASINDA NUTUK YOKTU


Bir ara dediler ki Ernesto’nun çantasından Atatürk’ün ‘Nutuk’u çıkmış. Araştırmacı yazar Cemil Koçak bunu yalanlayan bir yazı yazmıştı. Bu konuları zorlarsak Che’nin çantasında ‘Nutuk’ yok ama olası bir ihtimalle 1960’ların başında ABD ve işbirlikçisi gördüğü Türkiye’ye atılmak üzere füze vardı. Mesela Che, bütün Latin Amerika ülkelerini geziyor, Afrika’yı geziyor, Ortadoğu’da neredeyse gezmediği ülke yok. Nedense Türkiye’ye gelmiyor. Che’nin gözünde Türkiye Yankee emperyalizminin tetikçisi konumunda bir ülkeydi. Che, Türkiye’yi siyasi yönetim biçiminden dolayı sevmezdi.”

‘ERNESTO İLE YÜZLEŞELİM'

Bu yıl Che'ni ölümünün, öldürülüşünün 50. yılı olması nedeniyle bir yüzleşme yapabilmekti amacım. Özellikle radikal solun halen daha tartışmaya çekindiği bir tabu Che... Eğer sol, bir gün devrimci şiddetle yüzleşecekse Che’den başlayabilir. Samimi, gerçekçi bir yüzleşme yapmak isteyen birinin içindeki Che’ye dokunması gerekiyor. Radikal sol örgütlerden bazıları ‘Che Guevara yaşasaydı bize katılırdı’ diyorlar. Ben de bu romanla onların sesine kulak verdim, Che’yi bu dağlara getirdim.”


‘İDAMA KARŞI OLMADI'

“Che’yi başka devrimcilerden farklı kılan en önemli özelliği ‘fazla’ radikal devrimci olmasıydı. Öyle ki, Küba devrimiyle yetinmeyip başka ülkelerde bunu denemek istemesi bu fazla enternasyonalist devrimciliğinin bir sonucuydu. Küba’da devrimden sonra Fidel Castro, 1960’ların SSCB’nin dış politikası olan ‘Barış içinde bir arada yaşama’ya ikna olmuştu. Che ise bu politikayı doğru bulmuyordu. O daha çok Troçki’nin ‘sürekli devrim’ tezine yakındı. ABD emperyalizminin savaşarak alt edilebileceğine inanıyordu. Buna inandığı için de sürekli bir savaş başlatma halindeydi. Che’nin bu radikalliğini örgüt içindeki pratik uygulamalarında da görmek mümkündür. Che Guevara ne devrim öncesi örgüt günlerinde ne de devrimden sonra idama karşı oldu.”

‘KÖPEĞİ BOĞDURDU'

Ernesto, Küba dağlarında çok sevdiği halde, köpek yavrusunu öldürme talimatını vermek zorunda kalmıştır. Dağda yürürlerken bir gün, daha önceden tanıdıkları bir köpek yavrusu peşlerine takılır. Biraz ileride Batista’nın askeri birlikleri vardır. Köpek, Ernesto’nun grubunun peşinden havlamaya başlayınca, grubun güvenliği tehlikeye girer. Köpek susmaz. Ernesto ‘Susturun’ deyince herkes şoke olur. Sonunda ‘Öldürün’ talimatını verir ve bir halatla boğarlar. Ernesto, bu sevimli köpek yavrusunu hiç unutamaz. Çok pişmanlık duyduğunu söyler ‘Köpek Yavrusu’ adıyla bir öykü yazar.”

‘DAĞLAR BİZİM DEĞİL, HAYVANLARINDIR’

“‘Ferman padişahınsa dağlar bizimdir’ diye bir söz vardır. Hayır, dağlar bizim değildir diyor bu roman. Ben de aynı fikirdeyim, dağlar hayvanlarını bitkilerin ve ağaçlarındır. Romanın genelinden yola çıkarak şöyle de diyebiliriz: ‘Dağlara çok güvenmeyin eninde sonunda karlar yağacaktır o dağlara. Bir kitapta diyor ki, ‘Güvendiğiniz dağlara karlar yağdığında yapılacak en güzel şey dağlarla karları baş başa bırakmaktır. ‘Ben de öyle yaptım’ diyor, bu romanın kahramanı Kenda. Dünyanın başka ülkelerinde soğuk savaş döneminden kalma devrimci halk savaşı gibi silahlı mücadele yöntemleri tarih oldu. Ülkemizde de bu mücadele yöntemlerini yürüten örgütlerin yeniden düşünmesi gerekir. Bu roman ‘Dağlar bizim değildir’ diyerek tarihin bu döneminin kapanması gerektiğini söylüyor.”

YORUM YAP 0
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ
2000