BİR KAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ!
haber,kaynak, etkinlik, konu, yazı vb.
LİSTELE
PAYLAŞ
Haber/makale'yi paylaşmak için aşağıdaki sosyal hesaplardan birini kullabilirsiniz!

Pireneler’deki köyde eski bir değirmenden dönüştürdüğüm evimin yanında, beni yan taraftaki çiftlikten ayıran bir sıra ağaç var. Geçenlerde yan komşum kapıma geldi. Yetmiş yaşlarında olmalı. Ara sıra karısıyla birlikte çiftlikte çalışırlarken onları görürüm. Ve artık emekli olup biraz dinlenmelerinin vakti gelmiş diye düşünürüm.

Kapıma gelen komşum son derece kibar bir şekilde, bahçelerimize sınır oluşturan ağaçlarımın yapraklarının evinin çatısına döküldüğünden yakındı ve onları kesmem gerektiğini söyledi.

Şok olmuştum. Bütün hayatını doğayla iç içe geçirmiş bir insan nasıl olmuştu da büyümesi yıllar süren bir şeyi, sırf 10 yıl içinde evinin çatısındaki kiremitlere bir zararı olabilir diya yok etmemi isteyebiliyordu?

Komşumu içeriye kahve içmeye davet ettim. Ona tüm sorumluluğu üzerime alacağımı söyledim: Ağaçlardan kuruyup dökülen yaprakların (ki çoğu rüzgârla uçup gidiyor) çatısına herhangi bir zarar vermesi halinde yeni çatı yaptırma masraflarını benim karşılayacağımı söyledim. Komşum bunun onu ilgilendirmediğini söyledi: Sadece ağaçları kesmemi istiyordu o kadar. Bu ısrarından rahatsız oldum ve ağaçları keseceğime arazisini satın almayı tercih edeceğimi söyledim.

“Benim arazim satılık değil” diye cevap verdi.

“Ama o parayla kasabada harika bir ev alabilir ve eşinizle buranın karakışıyla ve tarlayı ekip biçmekle uğraşmadan rahat rahat yaşayabilirsiniz.”

“Çiftlik satılık değil. Ben burada doğdum, burada büyüdüm ve başka bir yere taşınmak için çok yaşlıyım.”

Sonra durumu değerlendirmesi için kasabadan bir bilir kişi getirtmeyi önerdi – böylece aramızda bir husumet olmayacaktı. Ne de olsa, komşuyuz.

Komşum gittikten sonra ilk tepki olarak onu taş kalplilikle ve Doğa Ana’ya saygısız olmakla suçladım. Sonra merak ağır bastı: Neden arazisini satmak istememişti? Biraz düşününce şunun farkına vardım: Komşumun hayatının tek bir hikâyesi vardı ve bunu değiştirmek istemiyordu. Kasabaya taşınmak onun için bambaşka değerleri olan bilinmez bir dünyaya taşınmak demekti ve belki de bunları öğrenmek için artık çok yaşlıydı.

Bu sadece benim komşuma özgü bir durum mu? Hayır, bence herkesin başına geliyor – bazen yaşadığımız hayata o kadar bağlanıyoruz ki, önümüze çıkan büyük fırsatları elimizin tersiyle itiyoruz, çünkü o fırsatlardan nasıl faydalanacağımızı bilmiyoruz. Buradaki durumda, çiftliği ve köyü komşumun bildiği tek yer ve yeni bir yere gidip risk almaya değmez diye düşünüyor.

Şehirde yaşayan insanlar için üniversite mezunu olmak, evlenmek, çocuk sahibi olmak ve çocuklarının da okuyup üniversite mezunu olması en önemli gerekliliklerden biridir. Bu nesilden nesle böyle devam eder. Ve hiç kimse “Ben farklı bir şey yapabilir miyim?” diye sormaz. Şehirdeki berberimin, kızı üniversitedeki sosyoloji bölümünden mezun olsun diye nasıl gece gündüz çalıştığını hatırlıyorum. Kızı üniversiteyi bitirdi ve iş bulmak için birçok kapı çaldıktan sonra sonunda bir çimento fabrikasında sekreter olarak işe girdi. Durum böyle de olsa, berberim hep gururla şunu söylüyordu: “Benim kızım üniversite mezunu.”

Arkadaşlarımın ve arkadaşlarımın çocuklarının çoğu üniversite mezunu. Ama bu istedikleri işte çalışabildikleri anlamına gelmiyor – tam tersi. Bu insanlar üniversitelere girdiler, okuyup çıktılar çünkü – üniversitelerin önemli olduğu bir zamanda – birileri, bir kişinin hayatta bir yere gelebilmesi için mutlaka üniversite okuması gerektiğini söylemişti. Ve sırf bu yüzden dünya mükemmel bahçevanlardan, pastacılardan, antikacılardan, heykeltıraşlardan ve yazarlardan mahrum kaldı. Belki artık bu konu üzerinde tekrar düşünmenin zamanı gelmiştir: Doktorların, mühendislerin, bilim insanlarının, avukatların, hepsi üniversite okumalıdır. Ama ya geri kalanlar? Bu soruya Robert Frost’un şiiri cevap versin:

“Bir ormanda yol ikiye ayrıldı, ve ben -

Ben gittim daha az geçilmişinden

Ve bütün farkı yaratan bu oldu işte.”

(Gidilmeyen Yol, Robert Frost; Çev: Suphi Aytemur)

NOT: Komşumla olan meseleye gelince; bilir kişi gelip durumumuzu değerlendirdi ve Fransız kanunlarında olan hiç bilmediğim bir maddeyi bize gösterdi. Buna göre, bahçenizdeki ağaçların komşularınızın sınırından en az üç metre içerde olması gerekiyormuş. Benim ağaçlarım ise sınıra iki metre uzaklıkta. Yani, ne yazık ki, ağaçları kesmek zorundayım. (Çeviren: Mine Akverdi Denktaş)

YORUM YAP 0
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ
300