Son Dakika

ŞEBNEM ABAYGİL / HABERTURK.COM

Ünlü iletişimci Ali Saydam'ın yeni kitabı 'Eş ve Müşteri Nasıl Kaybedilir?' Remzi Kitabevi tarafından yayımlandı.

Saydam kitapta, meslek hayatındaki başarısız işlerden yola çıkarak yeni iletişim stratejileri sunuyor. "Tüketici, müşteri ve özel müşteri"yi, "Tek gecelik ilişki, uzun süreli ilişki ve evlilik" şeklinde tanımlayan Saydam, iletişimde bu ayrımın önemli olduğunu söylüyor.

İş dünyası ve siyasetin önemli isimleriyle yaşadıklarını da kitabında samimi bir dille anlatan Saydam'la buluştuk, ve aklımıza takılanları ona sorduk...   

"TERSİNDEN ÖĞRENİYORUZ BİZ"

Kitabınızın adı 'Eş ve Müşteri Nasıl Kaybedilir?' Biz genelde 'kazanmak' üzerine kitaplara alışığız...
Bunu iki nedeni var. İlki; ben, 'nasıl kazanılır' diye anlatılan şeylerin çok yararlı olmadığını düşünüyorum. 'Başarılı Olmanın 10 Temel Yolu', 'İnsanlar Üzerinde Etki Yaratma Sanatı', 'Dost Nasıl Kazanılır?' gibi, "bunu yaparsan böyle olur" tarzındaki tanımlamaların, öğrenmeyi hızlandırıcı değil, uzaklaştırıcı bir şey olduğunu düşünüyorum. Bir diğer nedeni de; bizim Türk milletine özgü bir şey var; tersinden daha iyi öğreniyoruz. Yani "nasıl yaparsan kazanırsın" değil "ne yaparsan kaybetmezsin" daha çok aklımızda kalıyor. Ben de bu iki nedenden dolayı bu şekilde yazdım.

Kitapta kendi yaşantınızdan örnekler verip stratejiler sunuyorsunuz. "Ben yaptım siz yapmayın" gibilerinden...
Beceriksiz ilişkilerimden bahsediyorum kitapta. Oradan bir sonuca varıp, "nasıl hallederiz"i anlatıyorum. Dost ve müşteriyi kaybetmeme konusundaki sırları veriyorum.

"DEMOKRASİMİZ RAHATSIZ EDİYOR"

Eş ve müşteriyi aynı kefeye koyuyor, çeşitli sınıflandırmalar yapıyor ve stratejiler sunuyorsunuz. Bu katı bir yaklaşım değil mi?
İkisi birbirine çok benziyor. 'Eş' kavramını sadece karı-koca anlamında kullanmıyorum. Bugün Türkiye'ye baktığımızda, uzun süreli birliktelikler var. Bunu yok sayamayız. 'Eş' ve 'müşteri' konusuna dönersek; ikisi de kaybedildiği zaman zarar veriyor, her iki taraf da zarar görüyor bundan. Burada yapımlası gereken tek şey; tüketici, müşteri ve özel müşteri arasındaki farkı görmek ve hepsine farklı olarak davranmayı hedeflemek.

Kitabın giriş kısmında Batı'daki 'ruh' anlayışıyla, Doğu'daki 'ruh' anlayışını karşılaştıran bir alıntıya yer veriyorsunuz. Batı'nın bireyciliğine karşı Doğu'daki insanın sosyalliğini, aileye bağlılığını vurguluyorsunuz. Türkiye'yi bu bağlamda nerede görüyorsunuz? Bu sürekli tartışılan bir konu.
Biz tartışıyoruz bu konuyu aslında, Batı tartışmıyor. Batı, 'İslam ülkesi' diyor, bitiriyor. Hani bir hikâye var ya... Adamın biri kendini arpa zannediyormuş. Tedavi etmişler, "Tamam sen iyileştin artık" demişler. Adam çıkmış akıl hastanesinden. Yolda giderken bir tavuk görmüş, hemen bir ağaca tırmanmış. "Ya deli misin? Sen iyileştin artık, arpa olmadığını öğrendin ya" demişler. "Evet" demiş adam, "ben arpa olmadığımı biliyorum ama o benim arpa olmadığımı biliyor mu?" Burada bizim kendimizi nasıl gördüğümüzden ziyade, dünyanın bizi nasıl gördüğü önemli. Dünya, bizi İslam ülkesi olarak görüyor. İslam ülkeleri de 'tatlısu müslümanı' olarak görüyor. Bugün Türkiye'deki demokrasi onların hiç işine gelmiyor. Beğenmeseniz de bayağı demokrasi var Türkiye'de. Bu da onları rahatsız ediyor. Tam Atatürk'ün dediği durum ortaya çıkıyor. "Bir birbirimize benzeriz" demiş Ulu Önder. Hiç kimseye benzemeyiz.

140 KARAKTERLİK BİR DERİNLİK...

İletişim araçları, imkânları geliştikçe iletişimsizlikten yakınmaya başlıyoruz. Nedendir bu çelişki?
Doğru. Kaybolan iletişim değil ama, kaybolan derinlik. O ilişkiler devam ediyor ancak 140 karakterlik bir derinlik var artık. 140 karakterde söyleyeceksin derdini Twitter'da. Diğerlerinde de tek taraflı. Lafını ortaya atacaksın, kim satın alırsa artık... İnsanlar buna uzun süre dayanamazlar. İnsanın ruhu, dostluğu arayacak ve bulacaktır mutlaka. Ödül alan filmlere, en çok izlenen dizilere bak. Hepsi, insan ilişkilerine dayalı, sağlam birliktelikleri anlatırlar. O aile yapıları falan. Sosyal medyanın bize dikte ettiği yaşam biçimine istediğimiz kadar uygun yaşamaya çalışalım... Derinlik eksik. Teknolojide değil kabahat. Fakat inanıyorum ki, insan yine bu derinliği kazanacaktır. Çünkü mutsuz oluyor. Bugün çekirdek ailenin yavaş yavaş zayıflaması insanı mutsuzluğa sürüklüyor. İntihar olayları, boşanmalar artıyor. Bunu toparlayacaktır insanlık. Ben umudumu kesinlikle kaybetmiyorum. Bu bir süreç. Çocuklar bugün internet ortamında, sosyal medya denen ancak ne sosyal ne de medya olan yapının içinde -ki ben de varım orada- dolanıyorlar ama bu, çok hızlı haberleşmek için. İlişki değil yani. İlişki başka bir şey. Gözgöze bakmak, hissetmek, elini tutmak demek, ses tonunu duymak demek. Bu olmayınca olmuyor. Bu geri dönecektir. Sırf elektronik mecra üzerinden dostluklar, ahbaplıklar oluşamayacak, insan da buna hazırlıklı değil. Dönecek geriye. Özellikle Doğu toplumlarında bunun bir noktaya gelip, o noktada gerçekten hakettiği yeri -ki bu bir araçtır, hakettiği yer de orasıdır- bulacağına inanıyorum. Bu bir eğlence değildir, olamaz da. Eğlence sinemadır, tiyatrodur, operadır, konserdir... Bu ise bir haberleşme ağıdır. Şu anda eğlence ağıymış gibi görünüyor olabilir ancak değişecektir.

"TWITTER'DA HESABIN VAR DİYE İKTİDAR OLMAZSIN"

Peki siyasilerin sosyal paylaşım sitelerinde kendilerine hesap açmaları, oradan düşüncelerini bildirmelerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Biri bir şey dediğinde, anından Twitter'da karşılığını buluyor mesela...
Sonuçta ne oluyor peki? Kemal Kılıçdaroğlu'nun oyları mı artıyor? Bir şey olduğu yok ve seçimde de bir faydası olmayacak. Doğru ve kilit mesajları bulan, doğru stratejileri kuran kazanacak. Sosyal medyanın etkisini tabii ki inkâr edemeyiz. "Haber alma" diyorum. Benim de abone olduğum haber portalları var. Onlardan haber ağını oluşturuyorum. İki şeyi birbirine karıştırmayalım. O, ne sosyal ne de medya olan ama 'sosyal medya' denilen alan, sadece belli bir çerçevede kalan bir algı oluşturulmasına hizmet ediyor. O alanı kontrol etmek ve o alanda olmak gerekiyor mu? Evet, gerekiyor ama abartmamak lâzım. Twitter'da hesabın var diye iktidar olmazsın yani.

"SIRF BAŞBAKAN'A SALDIRARAK OY ALINMAZ"

Siyasilerin son dönemdeki konuşmaları hakkında ne düşünüyorsunuz? Doğru bir iletişim mi kuruyorlar halkla?
Başbakan'ın konuşmalarını çok beğeniyorum ama yalnızca yazılanı okuduğu zaman. Çok doğru metinler yazılıyor başbakana. Kendisi de çok iyi bir hatip. Peki ne zaman problem çıkıyor? Metinden uzaklaştığı ve kızdığı zaman. Başbakan kızınca iletişim kazaları başlıyor. Hoş, bu Galatasaray'ın stat açılışında da çok kızdı ama bir gün koydu araya. Bir gün koyduğu için de öyle bir patlama izlemedik. Doğru davrandı. Kılıçdaroğlu'na gelince... Kılıçdaroğlu'nda metin yok ortada. Tek şey var: Başbakan'a kızmak. Sadece saldırıyor Kılıçdaroğlu. Sırf başbakan'a saldırarak oy alınmaz bu memlekette. Kendini ifade etmesi lâzım.

Başbakan'ın sert çıkışları için ne söyleyebilirsiniz?
Önceden planlanmış şeyler değil, samimiyetten davranıyor öyle. Siyasette doğru değildir tabii ama bu adam da peygamber değil ya hatası olacak elbet. Bir hatası da bu. Öbür taraftan bakacak olursak, Türkiye'nin yetiştirdiği en iyi liderlerden bir tanesi. Atatürk, İsmet Paşa, Menderes, Süleyman Demirel, Turgut Özal ve Tayyip Erdoğan....

'MUHTEŞEM YÜZYIL' YURTDIŞINDA ÇOK SATAR

'Muhteşem Yüzyıl' dizisi etrafında dönen tartışma için "Milyon dolarlık reklam kampanyasına denk" deniyor. "Reklamın iyisi kötüsü olmaz" klişesi gerçek midir? Bu dizideki kriz reytinglere yaradı mı?
Reklamın iyisi kötüsü olur. "Kaldıramazsan kaldırırlar gülüm" diye bir reklam var mesela şu sıralar. Ne bu? O kaldırma sistemleri hangi markaysa, onun alehine çalışan bir reklam bu. İşte bu, reklamın kötüsü. Yalnız, reklamın iyisinin nereden geleceği belli olmaz. Yani seni kötülemek için yapılan bir reklam senin iyiliğine yarayabilir. Mesela zamanında Recep Tayyip Erdoğan'a yüklenilmesi, Erdoğan için pozitif bir reklam olmuştur. 'Muhteşem Yüzyıl' dizisi de öyle bir noktaya geldi ki artık bundan sonra yasaklanırsa, ben onların yerinde olsam gider Alman kanalına satar devam ederim diziye. Çünkü halkın bu kadar teveccühünü almış bir diziyi yasaklamak bu kadar kolay değildir. Bu sigarayı yasaklamak gibi bir şey değil.

Devlet kademelerinden de tepki geldi diziye...
Onlar da diziyle ilgili fikirlerini söylediler. Kararı verecek olan kurum RTÜK. O da bağımsız bir kurum -ne kadar bağımsız bilemem ama. Şu bir gerçek ki, RTÜK'ün verdiği karar diziye ilgiyi daha çok çekmiştir. Türkiye'de bir şeyi yasaklarsan o heyecanlandırır. Dizi de uyarı aldı, ben daha çok merak ediyorum şahsen. Heyecanla bekliyorum yeni bölümü, ilgiyle de izliyorum. İlginç bir yapım, kendini gösteriyor. Bu dizi kesin yurtdışında çok satacaktır.

CEM YILMAZ FAKTÖRÜ

Son dönem Türk reklamcılığını nasıl buluyorsunuz? Özellikle cep telefonu operatörlerinin reklamları sürekli dönüyor. Aynı şekilde Türk Telekom reklamları da dikkat çekiyor...
Bir dönem bankalar, deterjanlar vardı. Şimdi bunlar var. Bana sorarsan, biraz Telekom sıyırıyor bunların arasından. Cem Yılmaz faktörü var orada da. Fakat kim ne veriyor ben anlamıyorum! Hangisi daha ucuz, hangisinin kapsama alanının daha geniş vesaire bilmiyorum. Ortada bir algılama ve mesaj kirliliği var.

Ünlüler reklamların olmazsa olmazı mı?
Ünlülerin reklamlarda kullanılıyor olmaları çok sık başvurulan ve işi kolaylaştıran bir şey. Geçmişten bu yana çok sık kullanılan bir yöntem. Siyasileri bile kullanıyorlar. Dünya çapında bu böyle.

Reklamlarda cinselliğin kullanılmasında bir sınır olmalı mı?
Cinsellik her zaman kullanılmıştır. Otomobil fuarlarına git bak, o mini streç elbiseli kadınlar... Bu, itiraz edilecek bir şey değil. Dikkat edilmesi gereken, bu durumun ürünün önüne geçmemesi. Kadın ürünün önüne geçiyorsa orada tehlike var demektir. Bir işe yaramaz, boşuna para vermiş olursun ünlüye. Halkın ar ve haya duygularını rencide edici bir şey olduğunu düşünmüyorum reklamlarda cinselliğin kullanılmasının. Öne geçmesin, aptal olmasın yeter, öyle "kaldıramazsan kaldırırlar" gibi.

"İNTERNET HABERCİLİĞİNİ ÇOK ÖNEMSİYORUM"

Türkiye'de internet haberciliğini nasıl buluyorsunuz?
Çok beğeniyorum ve çok önemsiyorum. Bir kere, kısa kısa bol haber veriyorlar. Daha cesur ve daha hızlı gazetecilik yapılıyor. Sonuçları daha çabuk hallolan bir sistem. Gazetede bir yazı yazıyorsun ve bir hata var. Düzeltemezsin, bitti. Bunda öyle değil, giriyorsun düzeltiyorsun. Mükemmeliyete daha yakın. Yalnız bir tek dezavantajı var; bazen kantarın topuzu kaçabiliyor. Beş N bir K kalkmış durumda. Sadece K kaldı o kadar: 'Kim'. "Yakaladık!" Ama bu yerleşmiş bir şey değil. Türk halkı sadece buna prim vermiyor. Değişecek.

Sürekli telefonlarınız çalıyor, biraz önce programınıza kulak misafiri oldum. Tüm bunlar çok yorucu değil mi?
Sevdiğim işi yapıyorum ve bu yüzden yoğun olmak bana acı vermiyor. 20 kere dünyaya gelsem yine aynı işi yaparım. Bir tek, yetememe duygusu var. Mesela 'Algılama Yöntemi' adlı kitabım Almanca ve İngilizce olarak basılacak, bir türlü yoluna sokamadım onu. Tilkilerin kuyrukları birbirine değiyor bazen. Zaman yönetimindeki başarısızlığımın da vermiş olduğu bir stres var.

"Keşke hiç bulaşmasaydım" dediğiniz bir iş var mı?
Eskişehir Üniversitesi'ndeki rektör seçiminde, bir rektöre yardımcı olmaya çalıştık ve başarısız olduk. Başından belliydi başarısız olacağımız, tüm ölçümlemeler bunu gösteriyordu. Oy veren sayısının çok az olduğu, bire bir markaj gerektiren yerlerde bu tür çalışmaları yapmak çok zordur. "Keşke yapmasaydım" dediğim işlerden bir tanesi odur. "Keşke yapmasaydım" dediğim evlilikler var tabii bir de. İlk evliliğim, hem ilk eşimin hem de kendi hayatımın gereksiz yere yedi senesine malolmuş bir ilişki biçimiydi. O da keşkelerimden bir tanesidir.

'Eş ve Müşteri Nasıl Kaybedilir?' kitabınızın başka bir özelliği daha var. Kitabın gelirini almayacaksınız...
Evet, kitabın en önemli özelliği, gelirinin tamamının Bersay İletişim Enstitüsü'ne gidecek olması. Enstitünün burs fonuna gidecek para. Öğrencilerimize burs vereceğiz.

GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ

Değerli Haberturk.com okurları.

Haberturk.com ekibi olarak Türkiye’de ve dünyada yaşanan ve haber değeri taşıyan her türlü gelişmeyi sizlere en hızlı, en objektif ve en doyurucu şekilde ulaştırmak için çalışıyoruz. Yoğun gündem içerisinde sunduğumuz haberlerimizle ve olaylarla ilgili eleştiri, görüş, yorumlarınız bizler için çok önemli. Fakat karşılıklı saygı ve yasalara uygunluk çerçevesinde oluşturduğumuz yorum platformlarında daha sağlıklı bir tartışma ortamını temin etmek amacıyla ortaya koyduğumuz bazı yorum ve moderasyon kurallarımıza dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Sayfamızda Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve evrensel insan haklarına aykırı yorumlar onaylanmaz ve silinir. Okurlarımız tarafından yapılan yorumların, (yorum yapan diğer okurlarımıza yönelik yorumlar da dahil olmak üzere) kişilere, ülkelere, topluluklara, sosyal sınıflara ırk, cinsiyet, din, dil başta olmak üzere ayrımcılık unsurları taşıması durumunda yorum editörlerimiz yorumları onaylamayacaktır ve yorumlar silinecektir. Onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisinde aşağılama, nefret söylemi, küfür, hakaret, kadın ve çocuk istismarı, hayvanlara yönelik şiddet söylemi içeren yorumlar da yer almaktadır. Suçu ve suçluyu övmek, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suçtur. Bu nedenle bu tarz okur yorumları da doğal olarak Haberturk.com yorum sayfalarında yer almayacaktır.

Ayrıca Haberturk.com yorum sayfalarında Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde doğruluğu ispat edilemeyecek iddia, itham ve karalama içeren, halkın tamamını veya bir bölümünü kin ve düşmanlığa tahrik eden, provokatif yorumlar da yapılamaz.

Yorumlarda markaların ticari itibarını zedeleyici, karalayıcı ve herhangi bir şekilde ticari zarara yol açabilecek yorumlar onaylanmayacak ve silinecektir. Aynı şekilde bir markaya yönelik promosyon veya reklam amaçlı yorumlar da onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisindedir. Başka hiçbir siteden alınan linkler Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılan tüm yorumların yasal sorumluluğu yorumu yapan okura aittir ve Haberturk.com bunlardan sorumlu tutulamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında yorum yapan her okur, yukarıda belirtilen kuralları, sitemizde yayınlanan Kullanım Koşulları’nı ve Gizlilik Sözleşmesi’ni peşinen okumuş ve kabul etmiş sayılır.

Bizlerle ve diğer okurlarımızla yorum kurallarına uygun yorumlarınızı, görüşlerinizi yasalar, saygı, nezaket, birlikte yaşama kuralları ve insan haklarına uygun şekilde paylaştığınız için teşekkür ederiz.

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300