HT MAGAZİN / UĞUR SOYSAL

Romana ismini veren karakter Piruze ile nasıl tanıştınız?

Yaklaşık 2 sene önceydi. Bir arkadaşımın düğün davetine eşimle gittik. Hiç tanımadığım bir çiftle aynı masada oturduk. Bir süre sonra Piruze’nin kocası, yazar olduğumu öğrenince ‘Eşimin benden önceki hayatını mutlaka dinlemelisiniz. Tam filmlerdeki gibi’ dedi. O gece masada kartvizitler alınıp verildi. Aylar sonra Piruze’yi telefonla aradım. Başta soğuk davrandı. Çünkü daha önceleri İngiltere’den bir yayınevi de aynı teklifte bulunmuş ve hayatını kitaplaştırmak istemiş. Piruze ilk önce bu teklife sıcak baksa da sonra vazgeçmiş. Derken aramızda müthiş bir güven oluştu. Bana başından geçenleri 2 ay boyunca anlattı. En sonunda da Piruze’nin hayatını yazmaya karar verdim.

Piruze’nin öyküsünde sizi en çok etkileyen ne oldu?

Piruze’nin maruz kaldığı her türlü şiddet eylemine çok üzüldüm. Piruze’yi dinlediğim günlerde şu gerçeği anladım ki, çocuk onu doğuran ananındır. Anne olan her kadın kendi yaşamını yıkıyor. Kendini dine adar gibi çocuğuna adıyor. O andan sonra da kocanın uyguladığı şiddete göz yumuyor, çocuklarına sarılıyor. Bir annenin çocuklarına ne kadar çok bağlı olabileceğini Piruze’de gördüm. Onun gözünde anne olan tüm kadınları gördüm.

Piruze deliler gibi âşık oluyor. Sonra da yaşadığı bu aşk yara alıyor. Bu, aşkın kaderi mi?

Aşkı evlilik öncesi ve evlilik sonrası diye ikiye ayırmak gerekiyor galiba. Evlilik öncesi aşkta akıl, kabaran yüreğin seline kapılıp gider. Evlilik sonrasında ise, aklın karşısında sönmüş bir volkan gibidir. Koca, eşine artık ‘Aşkım’ diye değil adıyla hitap eder. Bu acı gerçek karşısında kadın travma geçirir. O günden sonra da kadın ‘evli dul’lar kervanına katılır. O günden sonra da erkeği evde olmamakla suçlar. Erkek de kadının bu suçlamasına bir anlam veremez. Veremediği için de evdeki kadına şu sözü söyler: “Evi geçindiriyorum. Daha ne istiyorsun?” Halbuki kadının istediği flört döneminde sevdiği ve sevildiği erkektir.

Ortadoğulu erkeklerin kadınlar üzerinde kurduğu baskılar hakkında daha önceden bilginiz var mıydı? Öğrendikleriniz Arap erkeklerine bakışınızı değiştirdi mi?

Bence biz Türk erkekleri de Ortadoğuluyuz. Bu yüzden de Ortadoğulu erkeklerin kadınlar üzerinde kurduğu baskıdan doğduğum günden beri haberim var. Kim ne derse desin dünyanın her köşe bucağında kadına yönelik baskı var. Sanki Amerika’da ya da Avrupa’da yok mu? Oralarda da var. Ama o coğrafyanın kadınları kendi paralarını kendileri kazandığı için baskıcı erkeklere pek fazla eyvallahları yok. Erkeği evden kovabiliyorlar. Ama bizim gibi ülkelerde kadınlar erkeklerin eline baktığı için, bu maddi orantısız güç kadını evden kovdurtuyor.

Bu durumda sorun coğrafyada mı?

Hayır. Bu durumda sorun kadının çalışma hayatında yer alıp almamasında. Çalışan kadın karşısında erkekler siniyor. Boş meydan bulamadıkları için de istedikleri gibi at oynatamıyorlar. Seslerini kısıp bazı şeyleri görmezden bile gelebiliyorlar.

Piruze’nin öyküsünde kaleme almadığınız ya da almak istemediğiniz bölümler oldu mu?

Doğrusunu söylemek gerekirse oldu. Piruze’nin yazmamı istemediği tek bir şey oldu. Ben de Piruze’ye olan saygımdan dolayı o bölümü yazmadım. O bölüm benim ve Piruze’nin arasında şimdilik sır. Günü geldiğinde, benden yazmamamı istediği o şeyi kendi ağzından oğullarına anlatabilsin istedim.

Piruze oğullarına belki tam olarak kavuşamadı ama en azından onlarla görüşebiliyor artık. Siz Piruze’nin çocuklarıyla tanışabildiniz mi? Yazdığınız kitaptan haberleri var mı?

Piruze için her şey o kadar üst üste geldi ki. Bir taraftan hayatının anlatıldığı bir kitap çıktı. Bir taraftan da oğullarının izini yıllar sonra buldu. Büyük oğlunu gördü fakat şimdi 2 oğlunu görebilmek için mücadele veriyor. Bu mücadelenin önündeki en büyük engel de eski kocası. Çünkü eski kocasının hâlâ gerçeklerden haberi yok. En büyük oğluyla tanıştım. Diğerlerinin de fotoğraflarını gördüm. Kocaman adam olmuşlar. Piruze’nin çocukları henüz kitaptan habersizler. Bu haberi verip vermemek de artık Piruze’ye kalmış.