Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

HT PAZAR / FEYZİ ERÇİN

8 ve 9 Ağustos 2011 tarihlerinde İstanbul’da Habertürk’ün medya desteğiyle iki konser verecek olan Venezüellalı Simon Bolivar Orkestrası sıradan bir orkestra değil; Berlin, Viyana gibi müzik gelenekleri yüzlerce yılla ifade edilen topraklardan gelmiyor olmaları da önemlerini azaltmıyor, bilakis artırıyor. İstanbul’dan önce de klasik müzik dünyasının en önemli yaz festivallerinden ikisinde, Londra’daki BBC Proms ve Avusturya’daki Salzburg festivallerinde biletleri aylar önceden tükenen konserler veriyorlar. Andante yazarı ve İstanbul Müzik Festivali Danışma Kurulu üyesi Feyzi Erçin, Venezüella’dan izlenimlerini aktarıyor.

Dünyanın en iyi birkaç orkestrasından biri olan Berlin Filarmoni’nin şefi Sir Simon Rattle, Simon Bolivar Orkestrası için “Dünyada klasik müziğe dair en önemli şey” tanımlamasını yapıyor. Ona bu cümleyi söyleten şeyse, 1975 yılından beri canla başla bu sistemi kurup geliştiren, dünyaya tanıtan Venezüellalı Jose Antonio Abreu, onun ekibi ve boşvermeyi, suç işlemeyi, depolitize olmayı reddetmiş Venezüella gençliği... Bir garajda, bir avuç çocukla başlayan bir çalışmanın tümbir ülkeye, daha sonra kıtaya ve şimdi de dünyaya yayılması, derken dünyada en çok aranan ve her konseri dakikalarca ayakta alkışlanarak biten bir orkestraya dönüşmesi, her bireyin, toplumun ve devletin ders alması gereken bir başarı. 8 ve 9 Ağustos’ta İstanbul’da iki konser verecek olan Simon Bolivar Senfoni Orkestrası, üst düzey kalitede müzik yapan bir orkestra. Oysa bu orkestranın bazı üyelerinin, bundan 20- 30 yıl önce hayattan hiçbir beklentisi yoktu. Peki o zaman bu kadar kısa sürede bu orkestrayı günümüzün en önemlimüzik olayı, kurucusu Jose Antonio Abreu’yu da Nobel Barış Ödülü’nün en büyük adaylarından yapan bu gelişimnasıl sağlanıyor? Her şeyden önce, “El Sistema” olarak kısaltılan bu projenin resmi ismine, yani “Müzik Aracılığıyla Sosyal Hareket”e yoğunlaşmak lazım. Sistemin amacı, müzik aracılığıyla, sosyal bir paylaşımyaratmak, hayata dair umudu olmayan bir kuşağa özgüven ve gelecek beklentisi aşılamak... İyimüzik yapmak tali bir amaç ve kendiliğinden gelmiş doğal bir sonuç. Çoğu insan fakir ve şehrin tepelerine doğru yayılan varoşlarda yani “barrios”larda yaşıyor. Bu varoşmahallerine çeteler hâkim, insanlar temel ihtiyaçlardan yoksun. Hayatta kalabilmek için, suça eğilmemek, uyuşturucu bağımlısı olmamak gibi zor yollardan geçmeleri gerekiyor. Bu şartlar altında büyüyen bırakın bir nesli, tek bir çocuğun hayatını değiştirmek için bile kimne kadar uğraşır günümüzde? Abreu işte bunu başarmış...

ORKESTRANIN ÖZÜ
“El Sistema”nın özü, çekirdeklere, yani “nucleo”lara dayanıyor. Ülke geneline yayılmış olan nucleo’ları küçük birermüzik okulu olarak canlandırabilirsiniz zihninizde. Her biri birer köy ilkokulu büyüklüğünde ve imkânlarındamekânlar bunlar. Ülke genelinde 280 tanesi ile bir “nucleus”, yani ağ oluşturuyor. Öğrencileremüzik yoluyla birbirlerine saygı duymaları, tek başlarına ön plana çıkacakları benmerkezci anlayıştan arınıp sosyal paylaşımın başarı getirdiğini hissetmeleri öğretiliyor. Çocuklar nucleo’lara her öğleden sonra okullarından çıkıp geliyor. Tüm çalışmalarda bütünlük ve paylaşma duygusunu görmemek imkânsız. El Sistema’nın kalbi sayılan “Müzik Aracılığıyla Sosyal HareketMerkezi” bir tanesi çok büyük olmak üzere iki konser salonu; vurmalı çalgılar başta olmak üzere enstrüman gruplarına uygun büyük prova ve seminer salonları, öğrencilerin çalışabileceği 84 dersliği bulunan, kusursuz bir teknoloji ve internet bağlantısı olan tamda hayalini kuracağınız türden bir eğitimmerkezi. Bu bina Inter-American Development Bank’den devletin aldığı büyük bir krediyle inşa edilmiş. Nitekim sistemdeki tümokullar ve enstrümanlar da devlet tarafından finanse ediliyor. 1975’te kurulan ve 1979’da devlet tarafından finanse edilen bu sistem, sayısız devlet başkanı ve değişik rejim görmüş ama bozulmamış. Burada tabii Abreu’nun karizması, vizyonu ve inancının payı büyük. Aşağıda onunla yaptığımız söyleşiyi okuyacaksınız.

 El Sistema’yı ilk kurduğunuzda, 1975 yılında, amacınız neydi?
O dönemde birlikte müzik yapma imkânından yoksun birçok müzik öğrencisi vardı. Benim düşüncem, bu imkânı sunan bir orkestra kurmaktı. Öğrenciler buna çok büyük bir hevesle tepki verdi. Ülkenin birçok yerinden öğrenci katılmak için başvurdu. Her şey 12 Şubat’ta başladı, 13 Nisan’da ilk konserimizi verebilecek noktaya gelmiştik. Bu ilk konsere o dönemde ülkede bulunan birçok önemli şef ve müzisyen katıldı. Bu, hem öğrencilerin kendilerini göstermeleri için bir fırsat oldu hem de o tecrübeli müzisyenleri etkileyen bir gösteriye dönüştü.

 Herhangi bir noktada başaramayacağınız kaygısına kapıldınız mı?
Kesinlikle hayır. Zaman geçtikçe, tam tersine, gerek gençlerde gerek eğitmenlerdeki ilginin büyümesi beni daha da duygulandırdı ve inancımı pekiştirdi. Projenin uluslararası alanda duyulması ve desteklenmesiyle birlikte de zaten olabilecek en ufak bir endişe dahi bitmişti.

 Dünyanın en önemli konser salonlarında, en klasik Avrupalı repertuvarlarını çalan ve ayakta alkışlanan bir orkestranız var. Buna şahit olduğunuzda, gurur ve mutluluk ötesinde, neler hissediyorsunuz?

Venezüella dışındaki ilk turnemizi hatırlıyorum. O zaman hedefim tüm bu repertuvarı ülke dışında da başarıyla seslendirebileceğimizi göstermekti. Eğer Rusya’da Çaykovski ve Rahmaninof, Almanya’da Beethoven çalabilirsek orkestramızın kalitesi ispat edilmiş olacaktı. Yoksa sadece Latin ve folk müzik çalmaya mahkûm olabilirdik. Bu konudaki öngörümde yanılmamış olmak ve ülkemin gençlerinin bunu başarması beni çok duygulandırıyor. Öte yandan, geleneklere ve halk müziğine büyük önem veriyor ve geliştirmek için çaba gösteriyor, dolayısıyla ikinci plana atmıyoruz. Mesela yaylı enstrüman çalan her öğrenciye benzer bir Venezüella çalgısı da öğretiyoruz. Ancak Simon Bolivar Orkestrası artık tüm temel repertuvarı seslendirebilen bir orkestra olarak kendini çoktan ispat etti.

El Sistema nedir? Jose Antonio Abreu kimdir?
“El Sistema”, Jose Antonio Abreu tarafından 1975 yılında kurulmuş bir sistemin kısaltılmış tanımı. 1939 yılında Valera’da doğan Jose Antonio Abreu, 1975 yılında müzik yoluyla çoğu yoksulluk sınırında yaşayan çocuk ve gençleri suçtan korumak üzere El Sistema olarak adlandırılan eğitim sistemini kurdu. Tam adıysa “Müzik Aracılığıyla Sosyal Hareket”. Kendisi hem bir orkestra şefi, hem ekonomist, hem de politikacı ve bir dönemin Kültür Bakanı olan Abreu’nun bu sistemi 10 değişik hükümet süresince hiç zedelenmeden ve kendi başlattığı şekilde yürütebilmesi, ona ve sisteme duyulan güvenin en güzel ifadesi. Bu yaratıcı ve yenilikçi sosyal eğitim sisteminin felsefesinde aynı zamanda birbirine saygı, dayanışma ve kardeşlik gibi çağdaş toplumların vazgeçilmez değerlerinin yer alması nedeniyle Abreu’nun yarattığı El Sistema günümüzde 30’a yakın ülkede uygulanmaya çalışılıyor. Klasik müzik yoluyla yüzbinlerce çocuk, genç ve ailenin yaşamını değiştiren El Sistema ve kurucusu Jose Antonio Abreu’nun bugüne dek aldığı ödüller arasında UNESCO Uluslararası Müzik Ödülü, alternatif Nobel Ödülü olarak gösterilen Right Livelihood Ödülü, TED Prize, İsveç Kraliyet Akademisi’nin verdiği Polar Müzik Ödülü, Dünya Ekonomik Forumu Kristal Ödülü bulunuyor. Abreu 1998 yılından beri UNESCO İyi Niyet Elçisi.