Son Dakika

Eşcinsel bir dolandırıcının yaşanmış gerçek hikayesi, Jim Carrey’nin vücut vermesiyle perdeye yansımış. Ancak Hollywood’un ‘tutucu’ politikasının ‘sansürcü’ uzantısı olarak “I Love You Philip Morris”, herhangi bir stüdyo desteği göremedi. Luc Besson’ın şirketi Europacorp’un altında festivallere hitap etti ve dar dağıtım olanağı buldu. Halbuki karşımızdaki kolay akan ve rahat izlenen bir dolandırıcılık hikayesiydi. Belden aşağı esprileriyle de kitleleri yakalayabilirdi. Ancak nedense ‘siyahi alt kültür’ için başlayan yükseliş hareketi ‘eşcinsel alt kültür’ için mesele ‘ön plana çıkma’ olunca geçerli değil. Bu sebeple de ya ırkçı eşcinsel komedileri ya da onların yan karakterlere itilip yabancılaşmasını izleyebiliyor genel izleyici. Bu da Hollywood’un sansürcü tutumunu gözler önüne seriyor. En atılımcı örnek “Brokeback Dağı”nın Oscar’ın ucundan dönmesi de bu durumun bir başka kanıdı. Peki böylesi bir özgürlük için bir eşcinsel Amerikan başkanı mı gerekli?

keremakca@haberturk.com

Eşcinsel dolandırıcı Steven Russell’ın gerçek hikayesinden uyarlanan “I Love You Philip Morris”, 2009),Jim Carrey ismini barındırmasıyla dikkat çekiyor esasen. Zira ‘eşcinsel karakterleri’ merkeze yerleştiren filmlerin stüdyolar tarafından tukaka edildiği bilinir. Bu sebeple de 80’lerin sonunda bağımsız sinemada ‘New Queer Cinema’ (Yeni Eşcinsel Sineması) adlı bir eğilim çıkıp bu durumu, Avrupa sinemasında olduğu gibi bertaraf etmeye ve alt kültürün yolunu açmaya çalışmıştır.

 

Aydaki Adam”ın yapısını ‘eşcinsel ana karakter’li düşünün

 

Tom Kalin, Gus Van Sant, Gregg Araki, Lisa Cholodenko gibi isimler halen stüdyoların içinde barınma şansına sahip değil. Bu noktada da aslında Glen Ficarra-John Requa ikilisinin “Bad Santa”dan (2003) sonra bir kez daha ‘dolandırıcı karakter’ tiplemesini küfürlü diyalogla ve belden aşağı esprilerle sarma anlayışının bir temsilcisi “I Love You Philip Morris”. Buna istinaden bir bakıma, eşcinsel bir tiplemenin başarı-başarısızlık ivmesindeki hayatının belli bir dönemi masaya yatırılmış.

 

Lineer olmayan hikaye kurgusunu karakterin alaycı yapısına göre ‘oynatma’larla düzenleyen yönetmenlerin “Aydaki Adam”a (“Man on the Moon”, 1999) benzer bir yapı oluşturduğu görülebiliyor. Hatırlarsınız Miramax, o filmi Oscar projesi olarak öne sürüp Carrey’e Altın Küre ödülü kazandırmıştı. Ancak “I Love You Philip Morris”, 2009’da Sundance ve Cannes’da gösterilmesine karşın sadece Europacorp gibi bir Fransız şirketinin ilgisini çekebildi. ABD ve İngiltere’de küçük çaplı bağımsız şirketler tarafından dağıtılıp geniş vizyona çıkarılmadı. Tabiri caizse ‘önü kesilme’ durumundan mustarip oldu.

 

Belli ki senarist-yönetmenler Hollywood’u fena kızdırmış

 

Aslında bunun sebebi filmin, suçlu olsa da bir eşcinsel karakterin dünyasına onlara göre ‘yanlı’ bir tutumla bakış atması. Geçmişte “Swoon” (1992),“Milk” (2008) gibi bu açıdan değerlendirilebilecek eserler de mevcut. Ancak onların bağımsız bir bakışı var. Burada ise Carrey, tarihinde ilk kez stüdyo filminin içinde yer almıyor. Bunun sebebi kendisinin üzerinde iç çamaşırı ile kalçasını sallaması, eşcinsel öpüşme sahnesi ve sadece sesi duyulan oral seks sahnesi olabilir mi? Pek de sanmıyoruz.

 

Belli ki yönetmen ikilisi, Hollywood’u fena kızdırmış bu senaryoyla. Ancak filmin dolandırıcı filmi olarak kendi içinde tutarlı, yerinde göndermeleri olan, toplumsal dokundurmalarıyla da dikkat çeken bir yapıya büründüğü söylenebilir. Bürokrasiyi, adalet sistemini ve banliyö yaşamını hunharca eleştirmeyi becerdiği de kabul edilmeli. Bir bakıma anarşist bir bakış açısı mevcut.

 

Dolandırıcılık filmlerinin ‘eşcinsel ana karakter’li versiyonu

 

Ancak yönetmenlerin böylesi bir yola girmeleri anti-kahramanları severek onları düz bir anlatıya sokmayı sevmelerinden kaynaklanıyor. Burada da akıcı anlatı, orta plan odaklı görsel yapı ve gitar-western ezgisine yakın alaycı-rahatlatıcı müzik skalası ile mümkün olmuş. Elbette Carrey’nin iç sesinin ve hareket kabiliyetinin katkısıyla çoğu zaman absürt anlar ortaya çıkınca mizah kat sayısı daha da artmış.

 

Bu bağlamda da “Oyun Evi” (“House of Games”, 1987),“Bloom Kardeşler” (“The Brothers Bloom”, 2008),“Belalılar” (“The Sting”, 1973) ile yarışabilecek bir dolandırıcılık filmi olduğu söylenebilir “I Love You Philip Morris”in. Her şeyle dalgasını geçerken karakterini asla Hollywood’da gördüğümüz ahlakçı derslere tabi tutmayarak insan yerine koyması ise en büyük artısı.

 

Hollywood’a sızarsa ‘öteki’leştirilen bir alt kültür

 

Zira karşımızdaki ‘eşcinsel komedisi’ adı altında sınıflandırılıp alt kültürü ezen “Adamım Benim!” (“I Love You, Man”, 2009),“Damadı Öpebilirsin” (“I Now Pronounce You Chuck and Larry”, 2007),“Kuş Kafesi” (“The Birdcage”, 1996),“Çılgınlar Gemisi” (“Boat Trip”, 2002) gibi filmlerden biri asla değil. ‘Aptal eşcinsel yan karakter’ prototipini de kullanmıyor. Aksine “Brokeback Dağı” (“Brokeback Mountain”, 2005) ile aynı kaderi paylaşarak bu kez ‘western’ olmadığı için bağımsız şirket dahi bulamayan ve Oscar adaylığıyla kalan bir eser de değil.

 

Carrey’nin çıkarttığı portreyle saçtan makyaja kadar belki “Truman Show”un (1998) üzerine çıktığı performansı da görülmeye değer. Ancak bir hapishanede rahat rahat eşcinsel ilişki yaşama durumunun gösterilmesi, ‘Seni Seviyorum Philip Morris’ isminin yanına bir erkeğin ciddiyetiyle yerleştirildiği poster veya Yahudi avukat esprilerinin yapılması, belli kesimleri rahatsız edebilir.

 

Eşcinsel Amerikan başkanı mı lazım?

 

Bu da Hollywood’un sansürcü anlayışından kurtulamayacağının yeni bir kanıdını sunuyor aslında. Zira “I Love You Philip Morris”, gerçek bir Hollywood kalıplarında başarı hikayesi. Tuvalet komedileri kadar müstehcen diyalog da içeriyor.

 

Ancak bunu “Dövüşçü” (“The Fighter”, 2010) gibi alt sınıfa uyarlayınca ‘saygı duyulası film’, ‘eşcinsel karakter’e yedirince ‘tehlikeli film’ olabiliyor. Maalesef muhafazakar, faşist ve ırkçı tutumda halen gözden geçirilmesi gereken şeyler var. 1970’lerde siyahi kültür aynı şekilde saf dışı bırakılırken son 15-20 senede bu konuda bir ayaklanma oldu. Bu durum için eşcinsel Amerikan başkanı mı gerekiyor peki? Orasını bilemeyeceğiz. Ancak ortaya çıkan tablonun Hollywood’un ilk dönemindeki Hays Code sansürcülüğünden çok da bir farkı yok. Fikir ve hareket özgürlüğünün kısıtlandığı da çok açık.

 



Değerli Haberturk.com okurları.

Haberturk.com ekibi olarak Türkiye’de ve dünyada yaşanan ve haber değeri taşıyan her türlü gelişmeyi sizlere en hızlı, en objektif ve en doyurucu şekilde ulaştırmak için çalışıyoruz. Yoğun gündem içerisinde sunduğumuz haberlerimizle ve olaylarla ilgili eleştiri, görüş, yorumlarınız bizler için çok önemli. Fakat karşılıklı saygı ve yasalara uygunluk çerçevesinde oluşturduğumuz yorum platformlarında daha sağlıklı bir tartışma ortamını temin etmek amacıyla ortaya koyduğumuz bazı yorum ve moderasyon kurallarımıza dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Sayfamızda Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve evrensel insan haklarına aykırı yorumlar onaylanmaz ve silinir. Okurlarımız tarafından yapılan yorumların, (yorum yapan diğer okurlarımıza yönelik yorumlar da dahil olmak üzere) kişilere, ülkelere, topluluklara, sosyal sınıflara ırk, cinsiyet, din, dil başta olmak üzere ayrımcılık unsurları taşıması durumunda yorum editörlerimiz yorumları onaylamayacaktır ve yorumlar silinecektir. Onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisinde aşağılama, nefret söylemi, küfür, hakaret, kadın ve çocuk istismarı, hayvanlara yönelik şiddet söylemi içeren yorumlar da yer almaktadır. Suçu ve suçluyu övmek, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suçtur. Bu nedenle bu tarz okur yorumları da doğal olarak Haberturk.com yorum sayfalarında yer almayacaktır.

Ayrıca Haberturk.com yorum sayfalarında Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde doğruluğu ispat edilemeyecek iddia, itham ve karalama içeren, halkın tamamını veya bir bölümünü kin ve düşmanlığa tahrik eden, provokatif yorumlar da yapılamaz.

Yorumlarda markaların ticari itibarını zedeleyici, karalayıcı ve herhangi bir şekilde ticari zarara yol açabilecek yorumlar onaylanmayacak ve silinecektir. Aynı şekilde bir markaya yönelik promosyon veya reklam amaçlı yorumlar da onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisindedir. Başka hiçbir siteden alınan linkler Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılan tüm yorumların yasal sorumluluğu yorumu yapan okura aittir ve Haberturk.com bunlardan sorumlu tutulamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında yorum yapan her okur, yukarıda belirtilen kuralları, sitemizde yayınlanan Kullanım Koşulları’nı ve Gizlilik Sözleşmesi’ni peşinen okumuş ve kabul etmiş sayılır.

Bizlerle ve diğer okurlarımızla yorum kurallarına uygun yorumlarınızı, görüşlerinizi yasalar, saygı, nezaket, birlikte yaşama kuralları ve insan haklarına uygun şekilde paylaştığınız için teşekkür ederiz.

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300