Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

Duygu CANKILIÇ

2011’in en çok dinlenen Ervah-ı Ezelde türküsünü bir opera sanatçısı seslendiriyor desem inanır mısınız? Haluk Tolga İlhan, asla bir araya gelmez gibi görünen iki müzik tarzını birleştirerek inanılmaz bir başarı yakaladı...

Boğaziçi Üniversitesi’nin yakınlarında Rumeli Hisarı Börekçisi olarak bilinen küçük mekânda, her sabah olduğu gibi kahvaltımı yaparken birisi dikkatimi çekti. Kirli sakalı, masmavi gözleri bir yerden tanıdık geliyor diye düşünürken, “bir büyük demli çay” sesinden tanıdım onu. Sosyal medyada bir yılı aşkın süredir belki de en çok paylaşılan ve benim de günde onlarca kez dinlediğin Ervah-ı Ezelde türküsünün sesiydi bu ses. Bu türküyle birlikte Kalan Müzik’ten çıkan albümle daha da bağlanmıştım sesine. Tanışmak için yanına gittim, son derece mütevazı hali ve tavrıyla bir kez daha hayran kaldım kendisine. Operadaki provasına yetişecekti. Operadaki performansını henüz dinleyememiştim ama opera ve türkünün bir araya gelebildiği muhteşem bir ses olduğu kesindi benim için. Ona soracak birçok sorum vardı ve kendisinden bu röportaj için söz almayı başarmıştım. Bu büyük başarının hikâyesini buyurun bir de kendisinden dinleyelim:

Devlet Opera ve Balesi'nde tenorken, Ervah-ı Ezelde türküsünü seslendirerek geçen yılın en çok dinlenen sesleri arasında yer aldınız. Müzik kariyeriniz nasıl başladı?
Bilkent Üniversitesi Opera Şan Bölümü mezunuyum, 92 senesinden operada görev alıyorum. Esasında müzik yaşamına, müzik kariyeri demeyelim; çünkü müziği bir kariyer planlaması olarak görmüyorum. Müzik içine girerek, yaşayarak söylediğim ve dinlediğim bir bütün benim için.

Yine de konservatuara girişiniz bir başlangıç olsa gerek...
Konservatuara girişim bir başlangıç değildi, farklı yerlerde de dile getirdiğim gibi sevgili babamın ben çok küçükken bana hediye ettiği bir bağlama ile öğrenmeye, dinlemeye, söylemeye ve çalmaya başladım. Gündelik yaşamım da sürekli müzikle iç içe.

Opera ve türkü iki farklı uç gibi algılanır. Siz bu iki türü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu devamlı sorulan bir soru, ancak operayı ve türküyü farklı iki evrene ait sanatlar gibi ayırmamak gerekli. Müzik evrenseldir demek de kolaya kaçmak olur. Sonuç olarak, türkülerin yatağı olan Anadolu’nun sahip olduğu kültür ve tarih çok farklı bir yerde. Ancak opera da farklı halkların sanatı. Biz de operaya olan ön yargı yanlış politikalarla alakalı. Türkünün özünü bozmadan, yöresel olandan uzaklaşmadan opera tekniği ve türkünün bir arada olması mümkün.

Müzik çevrelerinde de Ruhi Su ile bütünleştiriliyorsunuz...
Opera ve türkü deyince böyle bir çağrışım olması doğal; bununla gurur duyarım; fakat bu çok büyük bir iddia.

Bir tercih istesek, opera mı halk müziği mi?
Opera çok zengin bir sanat dalı ve türküler kadar severek icra ettiğim bir tür. Böyle bir ayrımı yapmak istemem; ama halk müziğinin bendeki yeri apayrı.

Birçok operada rol aldınız; ama biz sizi Ervah-ı Ezelde ile bütünleştirdik...
Sosyal medya bu süreçte çok etkili oldu.Âşık Sümmani’ye ait olan bu türküyü yıllardır katıldığım birçok etkinlikte seslendirirdim. Ankara Operası’ndan İstanbul’a tayinim çıktığı zaman İstanbul’da bir etkinlikte seslendirmiştim bu türküyü. Orada tanıştığım Ali Kayış ile bu türküyü profesyonel kayda aldık ve sosyal medyada paylaştık.

Çok sevildi, çok dinlendi...
Etkinliklerimizde herkesin bu türküyü yüksek sesle ve hissederek bizimle seslendirmesi çok heyecan verici. Yılmaz Güney Kültür ve Sanat Festivali’nde ilk kez canlı olarak bu türküyü seslendirdik. 14 Haziran’da da bir konserimiz vardı ve o kalabalık, gece boyu bu türküyü bizden defalarca dinlemek ve bizimle söylemek istedi. Canlı performans ile o seyircinin heyecanının bütünleşmesini görmek benim için her şeye değerdi.

Kalan Müzik’ten çıkan Ervah-ı Ezelde albümü de çok büyük ilgi gördü. Albümdeki diğer parçalar da bu türküye yaslanarak “abdal” adı altında dinleyicilerle buluştu diyebilir miyiz?
Kısmen evet. Yani albümdeki her türkü çok kıymetli; ancak Ervah-ı Ezelde büyük bir beklenti oluşturdu. Diğer türküler de bu beklenti ile özellikle genç nüfus arasında ciddi bir dinleyici kitlesi ile buluştu.

Albüm çıktıktan bir süre sonra grupta ayrışmalar yaşandığını biliyoruz, Ali Kayış ile abdal projesine başladınız ve yollarınızı ayırdınız. Hâlbuki çok güçlü bir şekilde ilerleme kaydediliyordu...
Ervah-ı Ezelde albümünde özgün bir duruş yakalandı. Bu farklılığı yakalayabilmek adına uzunca bir süre kendisiyle çalıştık. Söyleme biçimi, müzikal düzenlemeler vs. Ortak bir emek harcandı, ancak insani ilişkilerdeki bozulmalar müziğin de üzerine çıkıyor. İnsan mutlu olduğu insanlarla ve ortamda müzik yapmalı, biz de yollarımızı ayırdık. Bunlar doğal şeyler, kaldı ki türkü söylemeye bu albümle başlamadım.

Abdal bir grup adı olarak çok benimsendi. Şu an siz ve grubun diğer kurucusu bu ismi kullanıyor. Peki abdal kim tartışması olmuyor mu?
Abdal kim sorusuna verilecek net bir cevap yok. Çünkü Kalan Müzik’ten çıkan bir albüm var ve bugün herkes o albümü dinliyor. Müzik marketlerde çok uzun süre birinciliğini korumuş bir albümden bahsediyoruz. Dinleyenler o ürünü dinliyor. Halk müziğine ve kültürüne bir parça katkımız olabildiyse ne mutlu. Ben vokal olarak farklı bir müzisyen kadrosuyla çalışıyorum, Ali Kayış da benim yerime farklı bir vokalle çalışıyor.

Yani bu proje ikiye ayrılmış durumda?
Abdal ikimizin ortak emeği ile oluşan bir projeydi, sonradan dâhil edilenlerin “abdal”ın taşıdığı değerle, oluşum süreciyle, fikrin gelişimiyle, repertuarın hazırlanmasıyla, iki yıl boyunca sarf edilen çabayla hiçbir ilgisi yok. Abdal isminin ağırlığına ve Ervah-ı Ezelde albümünün oluşturmuş olduğu kitleye dayanarak prim yapmak kimsenin haddine değil. Çünkü bu bir sanat ürünü ve artık bizim değil, halka mâl olmuş bir değer benim gözümde. Dolayısıyla, herkes anladığı işi üretirse isimlerin pek bir önemi kalmayacaktır.

Abdal benim demiyorsunuz yani?
Ben ortak emeği kendime mâl ederek, bu projede görev alanları görmezden gelip neden abdal benim diyeyim. Bu doğru olur mu sizce? Abdal benim diyen birileri varsa da bu onların takdiri, abdal neydi, nasıl oluştu diye bir kere daha düşünmeye gerek var. Ama bu kitle nasıl oluştu, nasıl gelişti herkes biliyor zaten.

Dinleyenler iki abdal arasında nasıl ayrım yapıyor?
Ben abdal- Haluk Tolga İlhan olarak devam ediyorum ve afişlerde, videolarda bu ismi kullanıyorum. Daha önce de dediğim gibi insanların “abdal” isminden büyük bir beklentisi var, artık türkülerle ilgili ne yapılsa, bu ismi gören olumlu bir yargı ile yaklaşıyor. Diğer arkadaşın abdal adı altında yayınladığı türküler oluyor, bana da günde yüzlerce mesaj geliyor siz değilsiniz değil mi diye, zamanla yerine oturacaktır bu ayrım.

Zaman zaman bu tarz çekişmeleri takip ediyoruz. Rahatsızlık duyuyor musunuz?
Bunlar üzücü durumlar tabii. Sosyal paylaşım sitelerinden ses kaydımın olduğu parçalar kaldırılıyor, kaldırtılıyor. Sabahın Seherinde Ötüyor Kuşlar diye bir çalışma vardı, paylaşım sitelerinde birinci sıradıydı. Şimdi bu videoyu kaldırtmak kimin ne işine yarar. Bir değerin üzerine nereye kadar örtebilirsiniz?

Son olarak, yeni bir projeniz var mı, bunu öğrenerek sohbetimizi noktalayalım...
Şu aşamada öncelik Ervah-ı Ezelde’yi daha büyük kitlelere duyurabilmek. O nedenle yaz ayları bununla geçecek. Yeni kayıtlarımız oluyor onları paylaşıyoruz; ama kışa doğru yeni bir albümün haberini verebiliriz.

Bu keyifli sohbet için teşekkürler...