Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Hülya KÜPÇÜOĞLU - HT GAZETE / ÖZEL RÖPORTAJ

-Serginin oluşum sürecinden bahsedebilir misiniz?
2 yıl önce Ekrem Yalçındağ aracılığı ile Dirimart’ın sahibi Hazer Özil’le tanıştım. Özil atölyemi ziyarete geldi. 2 sene önce Contemporary İstanbul’da sergilenmek üzere bir resim gönderdim. Sonra bir ara İstanbul’a geldim ve zamanla sergi tarihini belirledik. Ne sergileyeceğimi düşünmeye başladım. Atölyemde galerinin bir maketini yaptım. O maket üzerinde tuvalleri yerleştirdim. Sergiyi yapmaya iyice ikna oldum. Galeri tuvallerim için bir büyüteç gibi oldu. Tuvalleri ön plana çıkaran bir mekân oldu.

-Serginiz 2009-2011 yılları arasında yaptığınız resimlere odaklanıyor. Bunun belli bir sebebi var mı? “Stencil”lerle resimler yapmaya 2009’da başladım. Bu, enstalasyonlarda izlediğim metodun bir çeşit minyatürü gibi. Tuval üzerine çalışırken de tıpkı enstalasyonlarda olduğu gibi kat kat bir yaklaşım var.

-O zaman serginin adı ve işler arasındaki bağlantıyı anlatabilir misiniz?
İşlerim birbirini dışlayan ve bir araya gelmeyecek türden elemanları bir araya getirmekle ilgili. “Can You Spell Mixing” tasvirinde güzel bir tezat var çünkü “mixing” karıştırmak demek, “spell” de hecelere ayırmak demek ama biraz da elemanlarına ayırmak demek. Bu yüzden o tezatlık işlere de yansıyor.

-Hareket, uzay ve zaman kavramları ile resimleriniz arasındaki bağlantı nedir?
İşlerim tamamen hareket, uzay ve zamanla ilişkili. Bu kavramlar birbirini tamamlayan ve akış halinde olan değişen şeyler. Biz biraz tembel insanlar olarak onların her zaman olduğu gibi kalmalarını arzu ediyoruz. Benim sergilerim onların akışkanlığına gönderme yapıyor ve onların değişken olması ile daha barışık ve onların değişkenliğini bir şekilde yansıtıyorlar.

-Sınırsızlık ve detay unsurlarının resimlerinizdeki yeri nedir?
Bir bütünün parçası etkisi var. Sanki kırılmış bir bardağın parçası gibi ama bütünü temsil etmiyor. Görünmeyen bir şeyleri ima ediyor. Görülmeyen daha büyük bir şey ve biz onu sadece hayal ediyoruz. Ben de o görülmeyeni hayal ediyorum ve sadece bu kadarını görünür kılabiliyorum. Bizim hayal gücümüz somut şeylere bağlı. Ama bir taraftan da bunların tamamen dışında. Bunlar olmadan asla hayal kuramayız. Ve zaten bu ikisi arasındaki gerilimi dile getirmek, ifade edilenler sayesinde ifade edilemeyenleri dile getirmek istiyorum.

-Enstalasyonlarınızda olduğu gibi resimlerinizde de göndermeler var mı?
Aradaki temel fark da bu herhalde. Yerleştirmeler mekâna özgü işler. O yüzden mekân önem kazanıyor. Halbuki burada mekân yok ve tuval tamamen tarafsız bir alan. O yüzden de belli bir olaya ya da mimari yapıya doğrudan bir gönderme yok. Sanatımın zaten çıkış noktası hiç bir araya gelmeyen şeyleri bir araya getirmek, hem enstalasyonlarda hem de resimlerde ortak bir nokta var. O mantık en egemen şey.

‘RESİM GELENEĞİNİZ ÇOK SOYUT’

“Türklerin resimsel geleneği çok soyut” diyen Katharina Grosse, çocukluğundan beri soyut figürlerle yakın bir bağı olduğunu söylüyor ve Türk resim geleneğiyle de bir bağlantı kurduğunu düşünüyor.