Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

KÜBRA PAR / HABERTURK.COM
kubrapar@haberturk.com
https://twitter.com/ kubrapc

Türkiye’nin en protest müzik grubu Grup Yorum, bu akşam Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’nda iktidarın baskısına tepki olarak sanatçılarla dayanışma konseri düzenliyor. Aynı zamanda bir film hazırlığı içindeler. 10 yönetmenle birlikte  F Tipi hapishanelerin anlatılacağı bir film çekiyorlar.

Grup Yorum üyesi ve filmin koordinatörü İnan Altın’la buluştuk, hem filmin detaylarını hem de politik gündemi konuştuk.  

- Filme girmeden önce, o döneme yani 2000'e gitmek, o olayları biraz hatırlamak istiyorum. 19 Aralıkta 32 kişinin ölümüne sebep olan süreçte neler olmuştu?
Öncelikle şunu belirtelim, bu film sadece 19 Aralık’ı anlatan bir film değil aslında. 19 Aralık katliamıyla açılan ve bugüne kadar açık kalan F Tiplerinde aradan geçen 12 senede neler yaşandığını anlatan bir film. Fakat elbette, bu filmin 19 Aralık operasyonuyla doğrudan bir alakası var. O operasyon niçin yapıldı? F Tiplerini açmak için yapıldı. Ne pahasına yapıldı? Onlarca insanı öldürmek pahasına yapıldı. 28 kişinin hayatına mal oldu. Sağ kalanlar da çok şanslı değildi. Çok ağır işkencelerden geçirildiler. Birçoğu sakat kaldı. Sonrasında F tiplerine taşındılar.

Bu Türkiye'nin kendisinin, o dönemki DSP iktidarının ya da Hikmet Sami Türk'ün kişisel olarak geliştirdiği bir proje değildi. O süreçteki açıklamalara baktığımızda bunun IMF’nin ülkemize verdiği bir direktif olduğunu anlıyoruz. IMF çeşitli borçlar vermek için, ülkede istikrar şartı koşuyordu. İstikrar'dan kastı da devrimcileri ortadan kaldırmaktı. Onları kaldırmanın yolu yoğun işkencelerin yapıldığı hücre tipi hapishane sistemine geçmekti. AB ve ABD'de de bu yönde telkinler veriyordu.

Sonuçta bu hapishaneler açıldı. İlkenceler pahasına tutsaklar F tipi hapishanelere atıldılar. Hücre yalnızlık ve dayanışmadan yoksunluk demekti. Adım adım kendi düşüncelerinden uzaklaşan, yalnızlaşan ve hatta akıl sağlığını yitiren insanlar oluşacaktı. İstenen buydu.

- İstenen oldu mu?
Devrimci tutsakların başka bir iradesi başladı ondan sonra. Bizi hiç bir şekilde esir alamayacaksınız, iste bedenlerimiz ortada dediler ve ölüm orucuna başladılar. Bu direniş yapılmak istenen bir çok şeyi bastan durdurdu.

Tam 7 yıl suren bir olum orucu direnişi oldu. Sırası gelen hayatini kaybediyordu. Bir sloganları vardı o zaman: “Sonuna, Sonsuza, Sonuncumuza Kadar Direneceğiz”, “Ya Yeni Bir Yol Bulacağız Ya Yeni Bir Yol Yapacağız" diyorlardı. Bu ciddi bir meydan okumaydı.

Bu 7 yılın sonunda, avukat Behiç Aşçı'nın da ölüm orucu direnişinde kritik günlere gelişiyle beraber, artık devlet, tecridi ortadan kaldıran somut bir adım atmak zorunda kaldı.

Tecritte tutsaklar tek kişilik ve 3 kişilik hücrelerde kalıyorlardı ve diğer hücrelerle kesinlikle iletişim kuramıyorlardı. Tamamen izole bir şekilde yasıyor, aralarında sohbet bile edemiyorlardı. Bu şartlara rağmen tutsaklar birbirleri arasındaki koordinasyonu asla koparmadılar.bir araya gelemeseler de büyük yaratıcılık örnekleri göstererek iletişimlerini sürdürdüler.

“HÜCRELER ARASINDA TOPLARLA İLETİŞİM KURUYORLARDI”

- Nasıl iletişim kuruyorlardı?
F tipi hapishanelere yukarıdan baktığınızda,  yüzlerce hücre ve bu hücrelerin kendi özel havalandırmalarını görürüsünüz. Aralarında 7-8 metre yüksekliğinde duvarlar vardır ve bir iletişim sansı yoktur ama "top" denen bir yöntem geliştirdiler. Notlaşarak haberleşmek gibi... Diyelim, A1 hücresindeki bir kişinin D8 hücresinde kalan kişiye iletmek istediği bir not var. Topun üzerine notu ve göndermek istediği hücrenin numarasını yazıyor ve yandaki hücreye atıyor; hücreden hücreye dolasan top sonunda hedefine ulaşıyordu! Onun dışında duvarlara vurarak ya da mazgallardan konuşarak haberleşmeye çalışıyorlardı...

Sayısız yöntemle bu direnişlerini sürdürdüler. Ama yine de tecritti ve tecritten kurtulmak istiyordu tutsaklar. "3 kapı 3 kilit acilsin" diyorlardı. Belli zamanlarda belli sayıda tutsağı bir araya gelmesine izin verilsin isteniyordu

Devlet 7 yılın sonunda bu hakki tanıdı.Adalet bakanı Cemil Çiçek, sohbet hakkini tanıyan bir genelge yayınladı ve bu gelişme üzerine ölüm orucunun bitirildi. Bütün hapishanelerde haftada 10 saat 10 tutuklu bir araya gelecek dedi ve bu yasalaştırıldı. Bu yasalaştırılınca ölüm orucu da bitti, çünkü istedikleri sadece günde birkaç saat sohbet edebilmekti.

Bu yasa 2007'de kabul edildi ama aradan gecen 5 yılda büyük oranda uygulanmadı. Tek tük bazı hapishanelerde uygulansa da 10 saat değil de 2 saate izin verildi veya 10 yerine 5 kişi bir araya gelebildi. Bunu da tutsaklar kabul etmediler. Genelge netti.

Hal bu ki bu tutsakların en temel hakki ama tamamen keyfi nedenlerle bu hala uygulanmıyor... Gerekçeleri de hapishanelerde yeterli fiziksel şartların bulunmaması. Bir hücrede toplanarak bile çözülebilecek bu olay bahane edildi.

Kısacası izolasyon ve tecrit hala devam ediyor...

10 YÖNETMEN 1 FİLM

- 10 yönetmenle birlikte bir film hazırlığı içindesiniz…Filmin bu yaşananlarla ilgisi ne?
Biz filmde bu süreci anlatmak istedik. Çok güçlü hikayeler çıktı buradan. O kadar büyük hikayeler ve işkenceler yaşandı ki orada, yani insanları dehşete düşürecek şeylerdi ama insanlar bunları bilmiyordu. Beyaz perdede anlatmak istedik…

- Filmi çekmeye nasıl karar verdiniz?
Düşüncemiz aslında operasyonun 10. yılında 10 yönetmeni bir araya getirmekti, yani 2010'da vizyona girecekti ama süreç uzayınca 2012'ye kaydı.

10 yönetmenden, F Tipleri üzerine 10'ar dakikalık kısa filmler çekmelerini istedik. Senaryo sürecinden önce onları somut hikayelerle besledik. Onların gözünde mahkûmların durumunu canlandırmaya çalıştık. Yalnızlık nedir, hücrede nasıl bir hayat sürülür… Tecridi somut olarak yaşamış bir çok insan kendi hikâyelerini anlattılar. Bir de “Tecrit: Yaşayanlar Anlatıyor” diye bir kitap var, çok çarpıcı öyküleri anlatıyor. O kitabı okudular. Orada anlatılanların her biri bir senaryo adayıydı. Bütün bu görüşmelerimizin ardından en çarpıcı olanları seçtiler ve onlar üzerinden kendi senaryolarını oluşturdular..

- Yönetmenler kimler?
Ezel Akay, Sırrı Süreyya Önder, Barış Pirhasan, Aydın Bulut, Hüseyin Karabey, İlksen Başarır, Reis Çelik, Vedat Özdemir, Mehmet İlker Altınay ve Grup Yorum.

- Teklif götürdüğünüz halde kabul etmeyen yönetmen oldu mu?
Hayır diyen olmadı, fakat süreç uzadığı için zaman içinde çeşitli nedenlerle projeden ayrılmak zorunda kalan isimler oldu. Zeki Demirkubuz, Özcan Alper, İnan Temelkuran, Şerif Gören ve Yeşim Ustaoğlu değişen isimler arasında yer alıyor.

- 10 kısa filmden oluşan bir film olacak değil mi?
Peş peşe sıralanmış kısa filmler olmayacak, tek bir uzun metraj film olacak. Senaryolar arasında bağlar var. Her filmin içerisinde geçecek bazı ortak hikâyeler ve ortak bir final var. Yan rollerdeki oyuncular, mekan ve kamera da ortak

- Filmler nerede çekiliyor?
Filmlerin F Tipi hücrelerde çekilmesini sağlamak için plato kurmamız gerekiyordu. Kocaeli'nde eski SEKA arazisi üzerinde Her Şey Film adlı bir yapım şirketinin platosu var. Oradaki ekiple yardımlaştık.

Fakat daha önce mimar arkadaşlarımız F Tipi hapishanelerin birebir maketlerini yaptılar. Sonra sanat yönetmenleri Hakan Yarkın, Hannan Yedilioğlu ve Efkan Acar üzerinde çalıştılar. Bir hapishane inşa etmedik ama bire bir boyutlarda tek kişilik ve üç kişilik hücreler yaptık. Tıpkı gerçekte olduğu gibi her hücrenin havalandırmasını ve koridorları yaptık. Kısacası dekor gerçeğe tamamen sadık kalarak oluşturuldu.

- Anlaşılan büyük bir yapım olmuş. Finansmanı nasıl sağladınız?
Yönetmenler senaryoları yazıp, oyuncuları seçtikten sonra tüm teknik imkânı biz sağladık. Yani Grup Yorum bu filmin yapımcılığını üstlendi. Yönetmenler hiçbir karşılık beklemeden çektiler, çünkü “amacımız tecride karşı ortak bir eleştiri oluşturabilmek, buna bir katkımız olacaksa ne mutlu” dediler. Oyuncular ve teknik ekip de aynı öz veriyle çalıştı. Herkesin gönüllülük temelinde bir araya geldiği bir proje oldu. Sinema TV öğrencilerinden bir reji ekibi oluşturduk. Yüzlerce kişilik bir gönüllüler ordusuyla çalıştık.

- Bu film için Grup Yorum'un çekeceği kısa filmden söz eder misiniz?
Bizim İdil Kültür Merkezi'nde FOSEM ( Fotoğraf ve Sinema Emekçileri) adında bir sinema birimimiz var. Daha önce burada bir çok klip, kısa film ve belgesel çalışmaları yapmıştık. Bu kısa filmi de FOSEM’den bir ekiple çekeceğiz.

- Yönetmeni belli mi?
Biz Grup Yorum olarak bestelerimizi yaparken de kolektif çalışıyoruz. Bu film de öyle olacak. Tek bir yönetmenin adı geçmeyecek.

- Oyuncular belli mi?
Henüz netleşmedi.

- Filmin hikâyesi ne?
Gerçekten yaşanmış bir hikâyeyi anlatıyoruz. Bir ölüm orucu direnişçisinin hikâyesini anlatacağız. Ama şimdi detayına girmeyelim...

- Henüz çekilmeyen başka filmler var mı?
Kalan 4 film var şu anda. Bizden başka İlksen Başarır, Vedat Özdemir ve Mehmet İlker Altınay çekecek. Bu, Mehmet'in ilk film projesi… Daha önce Nefes filminin senaryo ekibindeydi. Vedat Özdemir'in ve bizim çekeceğimiz filmlerin senaryolarına da destek veriyor.

- Filmin müziklerini Grup Yorum mu yapıyor?
Evet müzikler Grup Yorum’a ait. Eski ve yeni ezgilerimizden oluşacak. Ama her bir yönetmenin filmini başka bir müzisyen arkadaşımıza emanet edeceğiz, onlar Grup Yorum müziklerini düzenleyecekler.

- Kimler var müzisyenler arasında?
Hepsi netleşmedi ama Kalan müziğin çeşitli sanatçılarının da olduğu arkadaşlarımız olacak.

- Gişede başarılı olacağını düşünüyor musunuz?
İşkenceye ve adaletsizliğe karşı, ilerici aydın demokrat yüz binlerce insan var bu ülkede. Onların her biri bu filmin potansiyel seyircisi… Vizyonda çok iddialı olacağımızı düşünüyoruz.


“SURİYE’DEKİ  MUHALİF HAREKETİ CIA ÖRGÜTLEDİ”

- Beşar Esad’ı desteklediğinizi açıklamıştınız. Nasıl karşılandı?
Bizim meselemiz Beşar Esad’ı desteklemek ya da desteklememek değil. Hemen yanı başımızda bir komşu ülke var, Suriye. Bu ülkeye gözünü dikmiş olan çok büyük bir güç var. Başta ABD olmak üzere, bütün Avrupa ülkeleri... Ortadoğu’nun altını üstüne getirmiş, bütün zenginliklerini yağmalayan ülkeler bunlar. Irak’ı Saddam belasından kurtaracağız dediler ama gördük ne hale getirdiklerini… Amaçlarının oradaki petrol kaynaklarını ele geçirmek olduğu çok belliydi.

Benzer şeyler Suriye’de yaşanmaya başladı. Suriye, kendi ayakları üzerinde duran bir ülkeydi. Gerek milliyetler gerekse mezhepler anlamında halkların kardeşçe yaşadıkları bir ülkeydi.

Son dönemde bazı olaylar olmaya başladı. Sonra bunları ABD’nin yoğun biçimde desteklediği, muhalif güçlerin CIA tarafından örgütlendiği ortaya çıktı. Muhaliflere ülkemiz üzerinden silah desteği sağlandığı ortaya çıktı. Onların aslında bir halk hareketi değil, farklı ülkelerde yetiştirilip Suriye’ye dönen çeteler olduğu ortaya çıktı.

Şu an Suriye’deki muhalif hareket halkı hiçbir şekilde temsil etmiyor. Halkın bir kısmı bu süreçte manipüle edilmiş olabilir ama asıl olay Amerika’nın yarattığı kaostur.

“SURİYE’DEKİ İKTİDARI DESTEKLİYORUZ”

- Yani Esad’ın halkına zulmeden bir lider olduğu fikrine katılmıyor musunuz?
Zulüm yoksullaştırmaktır. Hakları elinden almaktır. Suriye’deki yaşama geçen seneye kadar baktığımızda, eğitim bedava, sağlık bedava, ulaşım bedavaydı. İnsanlar belli bir refah düzeyinde yaşıyorlardı. Kendi zenginliklerini kullanabilen bir ülke olduğundan yoksulluk yoktu.

Alevi mezhebi yönetiyordu deniyor. İktidardaki yönetime baktığımızda  bakanlar kurulunun büyük çoğunluğu Sünni. Bir mezhebin diğerini ezmesi gibi bir durum da yok ortada.

Biz oradaki emperyalist gücün karşısındayız. Suriye emperyalist güçleri alt ettikten sonra kendi içindeki problemleri mutlaka çözmelidir, ama kimsenin o sorunları bahane ederek gidip orayı yağmalamasına aracı olmayız.

Irak’ta yaptığımız gibi, Filistin’de yaptığımız gibi, burada da karşısında olacağız. Bu Suriye’deki iktidarı emperyalizme karşı desteklemekse, evet destekliyoruz.

 Biz anti-emperyalistiz. Biz saldırganlığa karşıyız. Biz ülkemizin buna alet edilmesine karşıyız.

- Bize dönersek, hükumetin Kürt politikasıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?
Halkına karşı acımasız, halkına kin duyan bir iktidar var. Kürt politikasıyla ilgili gerçek yüzlerini, geçen hafta sonu Diyarbakır mitinginde gösterdiler.

- Siz Grup Yorum olarak her konserinizde umuttan söz ediyorsunuz. Sosyalizmle ilgili umudunuz hala canlı mı?
Tüm umutlarımızın kaynağı sosyalizm zaten… Yoksulluk ülkemizin en büyük sorunu, ama bu yoksullaşma sonsuza kadar sürmez. İnsanlar bunu fark ediyor yavaş yavaş…

“KONSERLERİMİZ DEVRİMLERE YOL AÇSIN DEMİYORUZ”

- Umutlu musunuz derken biraz da solun parçalanmış ve zayıflamış görüntüsünü kastediyorum aslında…
İnsanlar kendilerinin tek başına zannediyorlar. Biz onları bir araya toplayıp umudun şarkılarını söylediğimizde, kendileri gibi yüz binlerin milyonların olduğunu fark ediyorlar. Konserlerimiz devrimlere yol açsın demiyoruz ama insanlara kitleselliğin gücünü göstersin, bir araya gelince bu sorunları çözebileceklerini göstersin istiyoruz. Bu konuda sonsuz bir umudumuz var.

- Bu akşamki konserde dinleyicileri neler bekliyor?
Bu önceki konserlerimize kıyasla daha küçük bir alanda yapılsa da bizim için özel bir anlamı var. AKP’nin zulmü bugün aydın ve sanatçılar üzerinde de hüküm sürüyor. Söylediği en ufak bir söz yüzünden hakkında dava açılan, tutuklanan birçok sanatçı var ülkemizde. En son Pınar Sağ hakkında böyle bir dava açıldı. Şevval Sam’ın türbanla ilgili sözleri çarpıtıldı ve hedef gösterildi. Sadece müzisyenler değil… Tiyatrocuların geldikleri durum ortada…
İşte biz bu konseri aydınların ve sanatçıların bir dayanışmasını sergileyecekleri bir alan olarak düzenliyoruz. Konuk sanatçılarımız da olacak.

- Epeydir albüm çıkarmadınız. Hazırlık var mı?
Bu yoğunluk içinde çok aksadı ama en acil gündemimiz albüm hazırlamak. Besteler hazır, düzenleyip kaydetme aşamasındayız. Kıştan önce çıksın istiyoruz.