Son Dakika

BETÜL MEMİŞ

memisbetul@gmail.com

“Neler gelecek? Gelecek ne getirecek? Bilmiyorum, hiç bir tahminim de yok! Bir örümcek sabit bir noktadan, nedenlerden dolayı sonuçlara doğru düşerken, önünde hep boş bir mekân vardır ve hiç bir yere tutunamaz, her ne kadar çırpınsa bile. Ben de kendimi öyle hissediyorum; önümde hep boş mekân; ileri doğru, sonuçlara doğru yol almamı sağlayan, arkamda kalmış nedenler var. Bu hayat korkunç, dayanılacak gibi değil…”
1813 ve 1855 yılları arasında yaşamış, Danimarkalı filozof, din bilimci, yazar Søren Kierkegaard böyle diyor…

Tecavüzlerin, ölümlerin, diri diri yakılmaların-yakmaların, katliamların, sessiz susuşların hesabını ver(e)mezken ve her şeye rağmen devam deyip, riyakâr yaşam maceramızda, yol almaya azmederken ve elbette her şeyleri unutmuş gibi yapıp, büyük laflar kuradururken, Kierkegaard’ın ‘bu hayat korkunç, dayanılacak gibi değil’ sözü, bugünlük yahut ömür mesaisimizde, ne kadarlık bir yer kaplıyordur bil(e)mem?!

(Es notu: Bu kadar uzun cümle firara salmışken de bilmek ister miyim acaba! Benim derdim bana yetercilerde duracak var! Hafta sonu, yeniden, 2004 yapımı, Hotel Ruanda’yı izledim. Üşenmeyip hatırlayalım; Yer : Ruanda… Hutu ve Tutsi etnik grupları arasındaki savaş… Şiddet ve katliam… Yüzbinlerce öldürülen insan… Çocuk… Bir katliam yaşandı, çok değil 1994 yılında… Tüm dünya hep beraber lâl olduk ve filmdeki gazetecinin dediği gibi: Bu katliamı, TV’de akşam haberlerinde, yemeğini yerken izleyenler, ‘aa yazık, çok kötü, diyecek ve kanalı değiştirip, yemek yemeğe devam edecek…’)

 

 

TİYATROPEREST’TEN ‘ANLAMSIZ KONUŞMALAR’

İnsan (çok mu manalar yüklüyoruz şu iki bacaklı, iki kollu yaratığa acaba?), kendi varoluşsal döngüsünde, hep bir eksik ve hep bir manaya küfür hareketler peşindeyken, ikinci bir insanın varlığını nasıl şekillendirir?! Şekillendirir de kendi bu şeklin içinde nasıl bir hal alır ve ne biçim parçalara ayrılmadan hissiyatını yaşayabilir? Bırakın dünyaya veya bir başkasına yabancılaşmayı, kendine yabancılaşmadan nasıl nefes alır?! Tüm mantıksal teorilerin üstüne, bir de duygusal davranışların çatışmasına ne buyrulur! (Albert Camus’nün ‘Yabancı’sına bi göz atmak da fayda var: “Yani bu işin benim dışımda görülüyor gibi bir hali vardı. Her şey, ben karıştırılmaksızın olup bitiyordu, kaderim bana sorulmadan tayin olunuyordu… İyi düşününce söylenecek bir şeyim olmadığını anlamaktaydım. Kendi kendimi seyrediyormuş gibi bir hisse kapıldım.”)

Şimdi müsadeniz olursa; bu ‘sen-ben ve biz’ olmak üzerinden, tadında bir oyunun seyrine gidiyoruz efendim… Mevzumuz; 2008 yılında merhaba diyen ve ilk oyunları Hayvanat Bahçesi Masalı ile de birçok ödülü kucaklayan ama bunu sessiz-sedasız bir şekilde yürüten Tiyatroperest’in sahnelediği “Anlamsız Konuşmalar”. (Oyunu, 2010-2011 sezonundan ve aldığı ödüllerden hatırlayanlar olacaktır. Metin, bir oyuncu değişimi ile bu sezon da karşımızda…)

ANLAM ARARKEN KENDİ ANLAMINI YİTİREN

Tiyatro, sinema ve TV filmlerinden adını hatırlayacağımız, ülkemizde de İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda sahnelenen ‘Yağmur Durduğunda’ adlı oyunuyla seyir alemine daldığımız, Avustralyalı oyun yazarı ve senarist Andrew Bowell’in (1962) yazdığı ‘Anlaşılmaz Konuşmalar’ı, iki bölüm ve üç parçadan oluşan enteresan bir oyun. Neden mi enteresan; zira konuyu işleyiş ve bunu biz izleklere sunuş hali, bugüne kadar seyrine daldığım birçok ikili ilişkiler kadrajından daha derin… (Bowell’in bu eseri 2001’de, ‘Lantana’ adı altında sinemaya uyarlanmış ve ödül almış.)

Bowell, ilk önce dağınık bir puzzle ortaya koyuyor, sonra birer birer toplanmıyormuş hissiyatında dizdiriyor izleyicisine, sonra bir hikâyenin içinde başka bir hikâye, bir insanın yamacında başka bir insan olarak grift ilerletiyor metnini. Sona yaklaştığınızda ise tuhaf bir çözümleme yaparken buluyoruz kendimizi, ki an itibariyle yazarımız Bowell, hem oyunla, hem de bizimle işini bitirmiş oluyor ve final… Kısaca, alt metni okumayı da bunun sonucunda vardığı özeti de, size en temizinden bırakan bir oyun sahnedeki.

Anlamsız Konuşmalar; hayatlarında ‘anlam’ arayan-isteyen ve aslında hayatın içinde anlam ararken, kendi anlamlarını yitirmiş insanların, en sonunda hayata ve kendilerine karşı nasıl yabancılaştıklarının hikâyesini anlatıyor.

Bu yabancılaşma ve arayışta da ne gerçek, ne sahte, ne de doğru, birbiri içine yuvarlanan tanımlar oluyor sadece. Oyunun ilk bölümünde, iki farklı çiftin birbirlerinin hayatlarına nasıl sızdığını görüyoruz. Ucuz bir otel odasında yapılan yahut yapılmaya çalışılan ‘kaçamak’ın sonrasında, manasını bulmaya çalıştıkları yaşamlarına, nasıl etki yaptığını seyrediyoruz. Ortada dört farklı karakter var ama kurdukları cümleler, verdikleri sözler, duygu geçişleri, tedirginlikleri ve obsesiflikleri, inanılmaz benzerlikler taşıyor. Sonrasında bu dört karakterin yamacına ilişen, hayatlarına paralel ilerleyen, yine birbirinden uzak ve yine bir o kadar yakın karakterlerin içine dahil oluyoruz.

Lakin bu dahil olma hali sizi yanıltmasın, yorgunluk ve huzursuzluk verir diye; tam tersi tüm oyunu sondan başa, baştan sona çözümlerken garip gelebilir belki ama, eğleniyorsunuz. En azından ben, seyir alemine daldığım Tiyatroperest’in kadrajladığı Anlamsız Konuşmaları’ndan şahane olup çıktım.

 

 

BİR BAŞKASININ GÖZÜNDEN GÖRMEK

Gelelim bu puzzle görüntülü oyunun sahne arkasındaki yaratıcı ekibine; ince ayarı kaçacak olsa farklı algılamalara mazhar olabilecek bu metni, yalın, adeta pürüzsüz bir üslupta dilimize çeviren Ekin Tunçay Turan, başarılı rejisiyle Hakan Çimenser ve biz izleklerde, görsel algıyı daha da zoomlayan ışık ve sahne tasarımıyla Kerem Çetinel’e buradan saygılar… Ve tabii ki Anlamsız Konuşmalar’ın pek muktedir oyuncuları; En şahanesini, en sona saklamayı pek bilmem ama bu defa, hayatın tuhaflığına inat, güzel olanı tadı damağınızda kalsın da, hemen en acelesinden ve en heyecanlısından oyunu, not alın istedim.

Oyun boyunca, her replikte adeta yeniden, doğup güzelleşen oyunculuklarıyla Onur Özaydın, Gözde Çetiner, Zeynep Dinsel ve Alper Günay’a ayakta alkışlar… Bedensel ve ruhsal geçişlerinden etkilenmemek imkansız. Zor olan bir performansı tadında kotarmışlar, ki bu da oyunculuklarının ne denli başarılı olduğunun kanıtı. Güzergahı vermek benden, yollara düşmesi sizden diyerek; kendinizi, bir başkasının gözünden görmek ve bu anlamsız-mış gibi dökülen ama anlamını her manasında yeniden tavan yaptıran oyunu, ajandanıza eklemeyi es geçmeyiniz! Bilgi ve oyun programı için: 212 245 13 14 (Oyun: 15-22 Aralık, saat 20.00’de, Oyucular Kahvesi Cem Safran Sahnesi’nde.)

İçimden geldi notu: Ekibin oyunlarını sahnelediği Oyuncular Tiyatro Kahvesi, bu sezonun sonunda perdesini kapatıyor. Diğer alternatif mekânlardan birçoğunun kapatacağı – kapatmak zorunda kaldığı gibi. Kentsel dönüşüm hallenmelerinden geriye butik oteller ve alışveriş merkezleri kalacak… Umut mu dedi birileri… Bu algı, şimdilerde kotaracak ‘bir şey’ yaratsaydı ya da olsaydı keşke… Ama vaktinde oturduğumuz sıcak koltuklardan kalkmak ve nida atanlara ortak olmak, bu kadar zor olmasaydı… Keşke, her şeyi kaybedince anlamasa(k)ydık… Şimdilik eyvallah!

 

GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ

Değerli Haberturk.com okurları.

Haberturk.com ekibi olarak Türkiye’de ve dünyada yaşanan ve haber değeri taşıyan her türlü gelişmeyi sizlere en hızlı, en objektif ve en doyurucu şekilde ulaştırmak için çalışıyoruz. Yoğun gündem içerisinde sunduğumuz haberlerimizle ve olaylarla ilgili eleştiri, görüş, yorumlarınız bizler için çok önemli. Fakat karşılıklı saygı ve yasalara uygunluk çerçevesinde oluşturduğumuz yorum platformlarında daha sağlıklı bir tartışma ortamını temin etmek amacıyla ortaya koyduğumuz bazı yorum ve moderasyon kurallarımıza dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Sayfamızda Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve evrensel insan haklarına aykırı yorumlar onaylanmaz ve silinir. Okurlarımız tarafından yapılan yorumların, (yorum yapan diğer okurlarımıza yönelik yorumlar da dahil olmak üzere) kişilere, ülkelere, topluluklara, sosyal sınıflara ırk, cinsiyet, din, dil başta olmak üzere ayrımcılık unsurları taşıması durumunda yorum editörlerimiz yorumları onaylamayacaktır ve yorumlar silinecektir. Onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisinde aşağılama, nefret söylemi, küfür, hakaret, kadın ve çocuk istismarı, hayvanlara yönelik şiddet söylemi içeren yorumlar da yer almaktadır. Suçu ve suçluyu övmek, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suçtur. Bu nedenle bu tarz okur yorumları da doğal olarak Haberturk.com yorum sayfalarında yer almayacaktır.

Ayrıca Haberturk.com yorum sayfalarında Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde doğruluğu ispat edilemeyecek iddia, itham ve karalama içeren, halkın tamamını veya bir bölümünü kin ve düşmanlığa tahrik eden, provokatif yorumlar da yapılamaz.

Yorumlarda markaların ticari itibarını zedeleyici, karalayıcı ve herhangi bir şekilde ticari zarara yol açabilecek yorumlar onaylanmayacak ve silinecektir. Aynı şekilde bir markaya yönelik promosyon veya reklam amaçlı yorumlar da onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisindedir. Başka hiçbir siteden alınan linkler Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılan tüm yorumların yasal sorumluluğu yorumu yapan okura aittir ve Haberturk.com bunlardan sorumlu tutulamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında yorum yapan her okur, yukarıda belirtilen kuralları, sitemizde yayınlanan Kullanım Koşulları’nı ve Gizlilik Sözleşmesi’ni peşinen okumuş ve kabul etmiş sayılır.

Bizlerle ve diğer okurlarımızla yorum kurallarına uygun yorumlarınızı, görüşlerinizi yasalar, saygı, nezaket, birlikte yaşama kuralları ve insan haklarına uygun şekilde paylaştığınız için teşekkür ederiz.

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300