Son Dakika

BETÜL MEMİŞ / memisbetul@gmail.com

“Mevsimler değişiyor, asırlar dönüşüyor ve durmadan öğütüyor zaman… Evet. Ben sonra oyuncu oldum ve buna hayatımı feda ettim. Ben, Feuerbach.”

Kimdir bu, ‘oyuncu olmasını bütün hayatı ile ödediğini söyleyen, ama sonrasında kime oynuyoruz, biz bu oyunları?’ diyen Feuerbach, diyenlere gelsin: “Feuerbach, yedi yıl boyunca tiyatrodan uzak kaldıktan sonra, Tasso’nun dördüncü perdedeki monoloğunu oynamak üzere geldiği sahnede beklerken, orada bulunan genç bir asistanla sohbete başlar.‘Tasso’yu oynayacağım. Dördüncü perdedeki monoloğu.’ Bir bulmacaya, sözlerin kaçma-kovalama oyununa dönüşen bu sohbet, Feuerbach’ın gizlerini açığa vuran, bir sona doğru adım adım yürüdüğü yoldur aynı zamanda. Uzun süre sonra, sahneye kavuşan oyuncunun, sahne-yaşam ve varlık-yokluk arasında kurduğu ilişkinin sınırları ve sınırların kayboluşu ise; oyuncu ve asistan arasında oluşan ilişki üzerinden seyirciyle buluşur…”

Oyun metni, böyle diyor ama tiyatro tutkunu bünyelerin, muhakkak bu kendiyle hemhal olurken, adeta vareden/yokeden bir düelloya girişen adamı görmesi – söylediklerine kulak vermesi lazım! O vakit, rotası benden, kafayı şukela etmek amaçlı yollara düşmesi, sizden!

 

 

İZMİR’DEN BİR EKİP ‘TİYATRO 4’

Geçtiğimiz ay, çiçeği burnunda bir tiyatro ile tanıştım; “Tiyatro 4”… İzmir’den, İstanbullu tiyatro izlekleriyle buluşmaya gelen ekibin, sahnede endam ettiği oyun ise; Alman oyun yazarı, öykücü ve çevirmen Tankred Dorst’un ünlü oyunu “Ben, Feuerbcah”tı. Yeditepeli şehir İstanbul tiyatro argümanlarından sıyrılıp, Ege’nin serin sularının ferahlığında, beyin loblarımı yıkayan Tiyatro 4’ün kurucuları, Derya Efe ve Kağan Uluca. Bu iki tiyatrocuyu, bu kelamdan da bir kez daha kutluyorum: İlk oyunlarını bu kadar şahane seçmelerinin cesaretinin yamacında, sahneleyiş ve sonrasında, turne kapsamında, biz İstanbullular’ı şereflendirdikleri için; eyvallah!

“Ben, Feuerbcah” oyununu daha önce de, başka tiyatro seanslarında (Genco Erkal ve Selçuk Yöntem), dikize yatmış olabilirsiniz ama Tiyatro 4’ün, Feuerbcah’ını canlandıran Kağan Uluca; sahnede adeta devleşiyor ve performansıyla biz izlekleri, mest ediyor. Hemen dudak bükmeyiniz, ey, aklı her daim şahane, algısı her dem serin okur; Tiyatro 4, pek yakında, rotasını yeninden İstanbul’a kıracak. Hem belli mi olur, belki sizin yolunuz İzmir’e düşer de, bir Ege akşamını, ‘Ben Feuerbach’ın ufuk açan kelamıyla taçlandırırsınız. O vakit, gelin öncesinde, Tiyatro 4’ün kurucuları ilen hararetlisinden bir ön tanışma seremonisine girişelim…

 

 

TİYATROCULUĞUN MESLEK OLARAK GÖRÜLMEMESİ

* İzmir’den gelip de, bizleri kendine hayran bırakan ‘Tiyatro 4’ kimdir?

Derya Efe: Şimdilik ben ve Kağan Uluca’nın kurduğu bir tiyatroyuz. Ancak biz Tiyatro 4’te, ekip olayına, oyun ekipleri olarak bakıyoruz. Her oyunun ekibi, aslında Tiyatro 4 ekibi demek, olacak. Böyle bir sistem oturtmaya çalışacağız. İlk ekibimiz de, İstanbullular’ın da seyrettiği ‘Ben, Feuerbach’ın ekibi. İlk diye mi, öyle geliyor bilmiyorum ama bence, harika bir ekip oldu(k). Kimler var? Oyun yönetmeni benim. Aynı zamanda, ‘Tiyatro 4’ sanat yönetmeni olmak durumundayım. Prodüksiyonla Kağan ve ben ilgileniyoruz. Oyuncular Kağan Uluca, Melis Caba ve Ayşegül Sünetçioğlu. Oyunu dilimize çeviren Sema Engin Edinsel. Sahne tasarımında Polat Canpolat, dramaturjisinde Nazlı Doğan, ışık tasarımında Halil Dönmez ve afiş-görselde Alpgiray Kelem var. Oyun müziklerini Utku Gücoğlu üstleniyor. Ve her şeyimiz, bir asistanımız var, Özgür Deniz Kaya. Web tasarım ve tanıtım planlamada da çok büyük bir destek Timur Kızılkaya’dan geldi. ‘Haydi’ dedik, başladık ve bir de baktık 11 kişi olmuşuz. Temmuz 2012’de oyun tasarım süreci ve provaların eş zamanlı başlaması ile kurulmuş olduk. Ekipte, herkes tiyatrocu, çoğumuz Bornova Belediyesi Şehir Tiyatrosu’ndanız. Yıllardır beraber çalışıyoruz.

* Tiyatro yapmanızda ve oyunlarınızın alt metninde yer alan efsun-derdiniz nedir?

Kağan Uluca: “Tiyatro 4, yatırımını tiyatroya yapmak ve oyunlarını seyirci ile buluşturmak için kurulmuştur“ düsturu ile yola çıktık. Asıl derdimiz, İzmir’de sürekliliği olan bir tiyatro oluşturmak ve kendimize tiyatro yapabileceğimiz bir alan yaratmak. Tiyatroculuğun toplumumuzda ‘meslek’ olarak kabul edilmesi-edilmemesi gibi bir derdimiz var. Bu noktada, tiyatro yaparak çözümün bir parçası olmaya çalışıyoruz.

YENİ DENİZ TAŞLARI OLSUN İSTİYORUZ

* Oyunu nasıl seçtiniz ve bundan sonraki oyunun temasında, nelere dikkat edeceksiniz?

Derya Efe: ‘Ben, Feuerbach’ ilk oyunumuz. Oyun araştırma sürecinde, tabii ki prodüksiyon bizim için önemliydi. İlk önce tek kişilik, erkek oyunlarını araştırdık. Bununla ilgili web sitemizde uzunca bir günlük yazısı da yazdım. Söylediğim gibi, prodüksiyonu çok büyük masraflara girmeden çözebileceğimiz, aynı zamanda, bir derdi olan oyunları araştırmaya başladık. Bu esnada ‘Ben, Feuerbach’ metniyle tamamen tesadüf olarak karşılaştık. Ben oyunu okuduktan sonra Kağan’a verdim. Kağan, oyunu okuduğunda yüzünde, benimkiyle aynı heyecanı gördüm. Zaten birbirimize, ‘tamam, budur’ dedik. Aslına bakarsanız, yeni oyunumuzu da aynı şekilde seçtik. Oyunlarımız, salt komedi olsun, sadece gişe derdimiz olsun istemiyoruz. Bu yönteme de saygı duymakla beraber, biz, bizi de geliştirebilecek, yeni denizlere açılabileceğimiz ve seyircimizle paylaşabileceğimiz, yeni deniz taşları olsun istiyoruz. Ama genelde traji-komikten yanayız. Oyunlarımızı seçerken; öncelikle çağdaş yazarların oyunlarını değerlendiriyoruz. ‘Ben, Feuerbach’da, hem mesleğin prensiplerini içeren, hem de çağdaş bir yazarın oyunu olarak bizim için biçilmiş kaftan oldu.

İSTANBUL İLE İZMİR’İN TİYATRO SEYİRCİSİ…

* İlk oyununuzla turneye çıkmak hayli heyecanlı olsa gerek! Beklentileriniz neydi ve sonucunda aldığınız tepkiler ne oldu?

Melis Caba, Ayşegül Sünetçioğlu: İlk gösterimimiz turneye denk geldi evet. 10 Kasım’da, Kuşadası’nda bir otelin toplantı salonunda oynadık. Biraz zorlayıcı oldu. Seyirci koltukları sahneye çok uzaktı ve bu nedenle seyirci tepkisini de alamadık. İlginçti. Bir sonraki turnemiz, İstanbul’a oldu. İstanbul’da ise bambaşka bir heyecan vardı. Biz, sürekli İzmir’de sahneye çıktığımız için, İzmir seyircisinin enerjisine alışmış durumdayız. İstanbul seyircisinde, başka bir algılamayla karşılaştık, oyuna tepkileri bambaşkaydı. Bizi, gerçekten heyecanlandırdı.

* Neden, bu oyunla ilk merhaba? Bir de şu kafası şahane adam Feuerbach’tan bahsedelim…

Derya Efe: Kağan’ın söylediği gibi toplumumuzda tiyatroculuğun meslek olarak kabulü ile ilgili bir derdimiz var. Oyun, seyirciye mesleğine büyük tutkuyla bağlı bir aktör tarafından aktarılıyor. Aktörün prova sürecinden sahne üzerine, günlük hayatından özel hayatına kadar toplum ve tiyatro camiası tarafından kabulünü sorgulamakla birlikte; aktörün birey ve tiyatrocu olarak değerini de sorguluyor. Aynı zamanda seyirciye bir tiyatronun iç ilişkilerini, meslek dinamiklerini görme, değerlendirme imkanı sunuyor. Aktörün sahnede kalma ve kendini kabul ettirme çabası, traji-komik bir hal alıyor; aslına bakarsanız, seyirciye söylemek istediklerimizi, icra ederek aktarmak için de harika bir merhaba oyunu oldu, bizim için. Feuerbach, iki tarihi kişilikten yararlanılarak yaratılmış bir karakter. Biri Torquato Tasso (1544-1595 / dergide Tarquato yazılmış), diğeri ise Aziz Francesko (1181 / 82-1226).  Goethe, Torquato Tasso üzerine 3421 dizelik manzum bir oyun yazmış. Orijinali 139 sayfa olan (İngilizce’si 209 sayfa) eserin, dip notları 30 sayfadan oluşuyor. Feuerbach, yedi yıl akıl hastanesinde kalmış bir oyuncu, gerçek hayatta yedi yıl akıl hastanesinde kalan şair Torquato Tasso gibi…

 

 

FEUERBACH TİYATROCULAR ARASINDA PEK SEVİLMİYOR

* Zor bir metini, hiç abartmıyorum çok başarılı sahneye aktarmışsınız; bravo! Zorlukları neydi, uyarlama aşamasında, sizi tedirgin eden ya da orijinalinden biraz uzaklaşmak durumunda kaldığınız yerler oldu mu?

Derya Efe: Çok teşekkürler. İlginçtir, bu metin, tiyatro oyuncuları ve öğrencileri arasında pek sevilmiyor, bu durumu oyunu çalışmaya başladıktan sonra öğrendik. Gerçi seveni de çok. Bence çok güçlü bir metin. Bizim yaptığımızdan çok fazlasını hak ediyor, ama işte prodüksiyon bizi en zorlayan konulardan biri oldu. Oyunda, ‘kadın’ın kaybettiği köpek mesela, biz köpek kullanabilecek imkanlara sahip olmadığımız için, sadece tasma kullandık. Bunun dışında, oyuncu sayısını eksiltmek zorunda kaldık. Oyuncu sayısını eksiltince, tabii süre ile ilgili de kısaltmaya gitmek ve metnin bazı kısımlarını kesmek durumundaydık. Ama bunu çok dikkatli ve özenli bir biçimde yapmaya çalıştık. Bir diğeri bizim yerleşik bir sahnemiz yok. Farklı yerlerde, prova ve sahneleme yapıyoruz. Bu durum tabii oyunu kurgularken de çok zorluyor. Sonuç olarak orijinalinden çok olmasa da biraz uzaklaştık tabii.

* Başka kentlere de gitmeyi planlıyor musunuz?

Derya Efe: Şu aralar bununla ilgili çalışmaları sürdürüyoruz. Ufukta, yine İstanbul, Bursa ve Bolu görünüyor. Ankara, Eskişehir ve Akdeniz gitmek istediklerimiz arasında.

* Peki, yeniden İstanbul'a geliş, ne zamana rastlar? Buradan sizi takip edecek olanlara rota kıvamında…

Kağan Uluca: İstanbul’da, Kartal Belediyesi’nin, Tiyatro Festivali’ne katılacağız. 31 Mart tarihi için görüşmelerimiz sürüyor. Kesin bir tarih vermek doğru olmaz, ancak tarihler belli olunca, internet sitemizde yayınlayacağız. Eğer, prodüksiyon aşamasını çözebilirsek de, İstanbul Maya Sahnesi ve Kadıköy Sanat Tiyatrosu’nda tekrar oynamayı istiyoruz. Bu sahneleri çok sevdik.

BUGÜNE KADAR TİYATRODAN KİM ZARAR GÖRMÜŞ Kİ!?

*Son dönemde tiyatroya-sanata / yapılan- yapılmak istenen süreç, hakkında sizler ne düşünüyorsunuz?

Ekip: Biz yaşamaya devam etmek istiyoruz. Kendimiz yapılanabiliyoruz, ancak her sistemde olduğu gibi bir makro altyapı olmadan, yalnız ve çaresiz kalırız. Bu altyapının da eşitlik ve adaleti gözeterek yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Sahnelerin kapanması değil, hatta donanımlarının geliştirilmesi gerekirken, niçin kapandığını da anlayamıyoruz. Tiyatrodan kim zarar görmüş ki bugüne kadar?!

* İstanbul'dan bakınca, Anadolu Tiyatroları’nı algılamak zor! Tiyatroyu sadece İstanbul, hatta Beyoğlu sanan bir kitle var malum… Bundan şikayet yahut böyle algılanmaması, bizim için de iyi olurdu dedikleriniz neler?

Kağan Uluca: Maalesef, İzmir basını da öyle düşünüyor sanırım. Gösterimlerimiz için İzmir basınına da davet gönderdik ama gelen olmadı. İstanbul’da durum farklı, sizin oyuna gelişiniz, bizim için başka bir önem taşıyor mesela. Durum böyle olunca ısrarlı olmak gerekiyor, ısrarı devam ettirebilmek gerekiyor. Destek gerekiyor, nankörlük etmeyelim ama bu anlamda, çok da destek aldığımız söylenemez.

Ayşegül Sünetçioğlu: Ben, İstanbullu ve ailesi halen İstanbul’da olan biri olarak, İzmir’de tiyatro yapmayı tercih ediyorum. Bu durum ailemi ve çevremi de şaşırtıyor. İstanbullu olup, İzmir’de tiyatro yapma tercihimi anlayamıyorlar. Fakat ben, her yerde tiyatro yapılabileceğini ve seyircinin de tiyatroya gitmeye teşvik edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Sahnede durmak zaten bir direnç işidir, o yüzden sahne için, er meydanı derler. İşimiz de bu, direnç göstermek.

Ekibin oyunlarını takip etmek için: www.tiyatro4.com / Tel: (537 760 04 10)

 

GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ

Değerli Haberturk.com okurları.

Haberturk.com ekibi olarak Türkiye’de ve dünyada yaşanan ve haber değeri taşıyan her türlü gelişmeyi sizlere en hızlı, en objektif ve en doyurucu şekilde ulaştırmak için çalışıyoruz. Yoğun gündem içerisinde sunduğumuz haberlerimizle ve olaylarla ilgili eleştiri, görüş, yorumlarınız bizler için çok önemli. Fakat karşılıklı saygı ve yasalara uygunluk çerçevesinde oluşturduğumuz yorum platformlarında daha sağlıklı bir tartışma ortamını temin etmek amacıyla ortaya koyduğumuz bazı yorum ve moderasyon kurallarımıza dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Sayfamızda Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve evrensel insan haklarına aykırı yorumlar onaylanmaz ve silinir. Okurlarımız tarafından yapılan yorumların, (yorum yapan diğer okurlarımıza yönelik yorumlar da dahil olmak üzere) kişilere, ülkelere, topluluklara, sosyal sınıflara ırk, cinsiyet, din, dil başta olmak üzere ayrımcılık unsurları taşıması durumunda yorum editörlerimiz yorumları onaylamayacaktır ve yorumlar silinecektir. Onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisinde aşağılama, nefret söylemi, küfür, hakaret, kadın ve çocuk istismarı, hayvanlara yönelik şiddet söylemi içeren yorumlar da yer almaktadır. Suçu ve suçluyu övmek, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suçtur. Bu nedenle bu tarz okur yorumları da doğal olarak Haberturk.com yorum sayfalarında yer almayacaktır.

Ayrıca Haberturk.com yorum sayfalarında Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde doğruluğu ispat edilemeyecek iddia, itham ve karalama içeren, halkın tamamını veya bir bölümünü kin ve düşmanlığa tahrik eden, provokatif yorumlar da yapılamaz.

Yorumlarda markaların ticari itibarını zedeleyici, karalayıcı ve herhangi bir şekilde ticari zarara yol açabilecek yorumlar onaylanmayacak ve silinecektir. Aynı şekilde bir markaya yönelik promosyon veya reklam amaçlı yorumlar da onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisindedir. Başka hiçbir siteden alınan linkler Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılan tüm yorumların yasal sorumluluğu yorumu yapan okura aittir ve Haberturk.com bunlardan sorumlu tutulamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında yorum yapan her okur, yukarıda belirtilen kuralları, sitemizde yayınlanan Kullanım Koşulları’nı ve Gizlilik Sözleşmesi’ni peşinen okumuş ve kabul etmiş sayılır.

Bizlerle ve diğer okurlarımızla yorum kurallarına uygun yorumlarınızı, görüşlerinizi yasalar, saygı, nezaket, birlikte yaşama kuralları ve insan haklarına uygun şekilde paylaştığınız için teşekkür ederiz.

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300