Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması

Hülya KÜPÇÜOĞLU - HT GAZETE / KÜLTÜR-SANAT

İstanbul Tophane’deki Pg Art Gallery, Hale Güngör Oppenheimer’ın “Yedek Parça” adlı sergisine ev sahipliği yapıyor, Sanatçı, farklı ülkelerdeki yaşanmışlıklarını, geride bıraktığı şeyleri, aidiyet ve yabancılaşma üzerinden bir gözlemci olarak sunuyor. Stockholm’de yaşayan sanatçı, sergisinde kullandığı tekniklerle de göçmen kimliğini vurguluyor.


Serginizin adı "Yedek Parça". Neyin yedek parçalarını görüyoruz sergide?

Yedek parçayı niçin kullanıyoruz? Eksik olan bir şeyin yerine kullanıyoruz. Ben sürekli yer değiştirdiğim için geride sürekli bir şeyler bırakıyorum. Hep bir eksiklik oluyor. Kendi kendime "Acaba resim yoluyla eksik şeyleri yeniden hayata geçirebilir miyim? Herşeyin bir yedeği olabilir mi? Bir evin yedeği yaratılabilir mi?" diye düşündüm. O yüzden ev teması ve resimlerde gördüğünüz objeler var. Bunlar bir göçmenin bölük pörçük bilinçaltından geliyorlar.


Resimlerinizde aidiyet ve yabancılaşma ile ilgili de bir takım ipuçları var mı?

Bu sergide, özellikle hayvan figürlerinde aidiyet ve yabancılaşma ile ilgili ipuçları görebiliriz. Bu figürler hep ait olmadıkları bir yerdeler. Bunları kendimi bu durumda bulduğum için sembolik olarak kullanıyorum. Ne orada, ne de burada. Ne içeride ne de dışarıda. Kendimi artık bir yere ait hissedemiyorum. Kendi anavatanıma döndüğümde bile bir gözlemci olarak bakıyorum her şeye. O yüzden aidiyet sorusu her zaman var. "Ben buraya ait miyim?" diye soruyorum. Resimlerdeki bu hayvanlar buraya aitler mi? Hep bu çizgide. Dışarısı ve içerisinin arasında bir yerdeler. Boğaziçi Köprüsü'nden geçerken düşünüyordum, İstanbul da Avrupa ve Asya arasında bölünmüş, ne tam oraya ait, ne tam buraya. O zaman Boğaz ne oluyor, nereye ait? Ben kendimi Boğaz'da gibi hissediyorum. O aradaki çizgide.


Peki, bir gözlemci olarak en çok neyi gösteriyorsunuz bize? Ve hangi kültürün etkileri daha ön plana çıkıyor?

Bir tanesi ağır basıyor diyemem. Gittiğim her yerden bir şeyler koparıp getirdim. Bu seride benim özel bulduğum şey görsel ve zihinsel "boşluk". Dikkat ederseniz figürler bize bakmıyor, hep başka yerlere bakıyorlar. Bu biraz da aklın başka yerde kalması gibi ya da bir özlem olarak tanımlanabilir. Aynı zamanda resimlerde somut olarak da yer alan boşluk gözlemlenebilir.




Sergide farklı tekniksel yaklaşımlar dikkat çekiyor.


Sergide kağıt üzerine çalıştığım kolajların yanı sıra kumaş üzerine yaptığım ve içlerinde nefes alanları bıraktığım çalışmalar da var.


Nefes alanları derken neyi kastediyorsunuz?

Görsel olarak nefes aldıran ve malzemenin ham halini ortaya çıkartan alanlardan bahsediyorum. Sergide bir de tekstile gönderme yapan, el baskısı olarak hazırladığım çalışmalar var. Baskıda kullandığım formu resimlere de entegre ediyorum. Teknik olarak kolajı seçmiş olmamın sebebi, bir bakıma parçalanmışlıkları aynı yerde toplama isteğinden kaynaklanıyor.


El baskısından bir duvar kağıdı yapmanın amacı nedir?

Bunu yaparken amaç yeniden yaratılmış bir ev ortamına dair ipucu vermek, aynı baskıyı diğer işlere de taşıyarak resimlerle olan diyaloğu arttırmak ve atmosferi biraz daha sıcaklaştırmak.


'SEYYAR BİR HAYATIM VAR'

Birkaç ülkede yaşamışsınız. Bu çok kimlikliliğin bir sanatçı olarak size avantajları ya da dezavantajları neler?
Avantajı da var dezavantajı da var. Hep gözlemciyim diye bahsettim, bu iyi bir şey mi kötü bir şey mi? Yerine göre değişiyor. Çünkü bazen insan gerçekten bir şeyin içinde olmak istiyor. O zaman dışarıda bir gözlemci olmak zor. Bazen de iyi, çünkü her zaman bir objektivite, her zaman bir şeylere yeni bir gözle bakabilme yetisini veriyor ve bu da resim açısından çok verimli oluyor. Yeni bir şeyler fark edip resme taşıyabiliyorum. Seyyar bir hayatım var. Bugün, gidiyoruz deseler, eşyalarımı 2 bavula sığdırabilirim. Bu nedenle bugüne kadarki tüm taşınmalarımda her şeyi geride bırakarak sadece en gerekli şeyleri yanıma aldım. "Yedek Parça"da işte bu geride kalanlar yeniden hayat buluyorlar.