Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Hülya KÜPÇÜOĞLU - HT GAZETE / KÜLTÜR-SANAT

Fatma Tülin’in Paris’te gerçekleştirdiği ve yeni teknik arayışlarıyla dikkat çeken eserleri İstanbul’da Kare Sanat Galerisi’nde sergileniyor. 33. kişisel sergisinin başlığını “33” olarak belirleyen sanatçı, dünyada ve Türkiye’de sanattan anlayan gerçekten çok az kişinin olduğunu düşünüyor. Fatma Tülin'in çağdaş natürmort olarak nitelenebilecek eserleri kapsayan sergisi, 30 Nisan tarihine kadar görülebilir.

Serginizin adıyla başlayalım.


Benim için ifade ettiği bir anlam var, rastgele bir sayı değil “33”. Ne ifade ettiğini beni takip edenler bulabilir. Ama niye bir ad değil de bir sayı? Büyük anlamlardan biraz yoruldum sanırım; ikili tamlamalardan oluşan sergi adları, derin anlamlar içeren metinler... Benim de böyle sergilerim olmuştur, ama bu kez farklı bir ruh ve zihinle bakıyorum.

Neden yoruldunuz?

Her gün e-postama düşen birbirinden yüklü anlamlarla dolu sergi başlıkları oluyor, sanki söz sihri tek başına yükleniyor gibi... İşin görsel tarafı tam o anlamı taşımıyor çoğu zaman. Bağlantı kurulamıyor. Sonuçta görsel bir alanla uğraştığımızı unutmamamız lazım. Fazla anlama dayanmaya başladı görsel sanatlar. Tabii ki çağdaş sanat sözle, düşünceyle iç içe, ama metne ve anlama çok fazla yaslanınca ortaya çıkan somut iş yetkinliğinden kaybediyor, biraz kolaya kaçılıyor. Böyle bir tepki oluştu bende. Bir başka sergimi yeniden bir kavram üzerine dayandırabilirim ama bu dönemde böyle bir düşünce gelişti bende.




Biraz önce söylediklerinizde, sanat ortamına bir eleştiri de var. Bu eleştiri daha çok kimlere?

Belirli bir odak noktası olmayabilir. Çok şanslı bir dönemdeyiz aslında. İfade alanlarının çoğul olduğu bir tarihsel dönem... Fotoğraf var, film var, yerleştirme, kavramsal sanat, resim, video, hepsi gündemde. Sanatçılar belki daha önce bu kadar çoğul anlatım olanakları içinde çalışmıyorlardı. Ama bir şeyi gözden kaçırmamak lazım. Her ne yapıyorsak yapalım, metin eşliğinde ya da metin olmadan, ortaya çıkan işin yetkin olması gerek. Benim eleştirdiğim uyduruk ve kolay ürünler, albenisi olan, kolay satılan, kolay tavlayan yapıtlar. Ve maalesef Türkiye’de bunu sık görmeye başladık. Şöyle sanılıyor: “Ben anlamlı bir metin yazdığım zaman görsel olanın çok da önemi yok. Ben ortaya herhangi bir şey koyarım, önemli değil, önemli olan metindir.” Benim asıl sıkıldığım ve eleştirdiğim bu. İş ancak yetkin bir biçimde gerçekleşmişse, izleyiciye bir şey verebilir, aksi halde sanatçı istediğini anlatamaz, aktaramaz.

 O zaman siz daha çok sanatçıları mı eleştiriyorsunuz?

Genel anlamda sanatçı, küratör, galerici, koleksiyoner, müzayedeci, izleyici veya eleştirmen hepsi bir bütün... Bu ortam tüm bu elemanlardan oluşuyor. Eğer şişirme değerler kabul görüyorsa, sanatçının ötesindeki bu oluşumların da hatası var. Türkiye’de birçok şey yanlış değerlerin üzerine oturuyor. Moda kuralları gibi, tüketim yasaları... Moda hiçbir şekilde kalıcılığı olmayan bir şeydir. Kalıcılığı şüpheli olan yapıtlardan söz ediyorum elbette, ortamın tümü böyle işlemiyor neyse ki. ◊ ◊ Ne gibi yanlış değerler var? Örneğin bugün yaşamayan bazı önemli sanatçıların işleri çok düşük fiyatlara satışa çıkarken, piyasada bir biçimde fiyatları yükselmiş ya da sahte bir biçimde yükseltilmiş ürünler abartılı fiyatlarla satılıyor. Çarpık ve sahte bir değer sistemi var. Müzayedelerde oyun oynanıyor bazı yapıtlar ve sanatçılar üstüne. Bunu da hemen herkes biliyor ama değişen bir şey yok. Bu giderek genç sanatçıları belirliyor. Sanat, kolay bir iş değil. Dünyada da, Türkiye’de de gerçekten sanattan anlayan, iyi işle kötü işi ayırdedebilen çok az kişi var. Niye? Çünkü bu, bir emek ve zaman gerektirir. Sanat da, fizik, kimya, matematik ve diğer bilgi dalları gibi öğrenilmesi gereken bir alandır. Ben beğendim, beğenmedim kadar kolay değil. İyi bir yapıtla da ilişki kuramayabilirsiniz ama o yapıt yine de değerli olabilir.

'HER SERGİDE YENİ BİR UNSUR OLMALI'

Yeni serginizin diğer sergilerinizden farkları neler?

Her sergi diğerinden bir miktar farklı olmalı diye düşünürüm . Her sanatçının bir ana damarı vardır, üslubu ya da önemsediği konular açısından. Hayatta belirli kaygılarımız, fikirlerimiz, bakış açılarımız var. Doğal olarak bu da yaptığımız işe yansır. Dolayısıyla bir manada aynı şeyi söyleriz hep , benzer önermeler geliştiririz . Aynı akarsu içinde yol alırız , ama arada yan yollara saptığımız olabilir, farklı şeylerle de ilgilenebiliriz. Resim serüvenimin başından beri doğal nesnelere her zaman çok ilgim oldu. Çeşitli biçimlerde yaptığım işlere konu oldular. O açıdan eski çalışmalarımla bir bağlantısı var bu serginin. Biraz daha farklı bir malzeme kullandığım için farklılıkları var. Mesela bu işler desen ağırlıklı. Boya var ama desen de belirgin; ilk kez çini mürekkebi girdi resmime örneğin. Ben şuna inanıyorum, bir önceki sergiden az da olsa farklı bir şey söylemiyorsak sergi açmaya gerek yok. Her sergide yeni bir unsur olmalı bence, Değişik bir sese geçtiğim zaman izleyiciyle paylaşmak isterim ancak.