Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

BETÜL MEMİŞ / HABERTURK.COM

memisbetul@gmail.com


Bazen birinin c-esareti herkesin özgürlüğü olur.’ Böyle başlıyordu hikâye… ‘C’ ve ‘e’ harfleri arasındaki tire işareti, aslında birazdan sizlere anlatacağım mevzunun, alameti farikası… Sizin cesaretiniz, birinin ya da birilerinin esareti oldu mu ya da sizin esaretiniz, biri ya da birilerinin cesareti mi oldu bilmiyorum ama yaklaşık 4,500 milyar yıl yaşındaki dünyanın canlıları (biz insan yavruları), cesaret konusunda epey acılar çekti… Nietzsche’nin dillendirdiği üzere bu acılar, bizde üçüncü gözü açtırıp, ‘nirvana’ noktasına ulaştırdı mı ya da ulaştırır mı bilmiyorum ama ‘cesaretin’ ve ‘esaretin’ tek harfle manaya düştüğünü, Bagaj adlı tiyatro grubunun oyunuyla tecrübeliyorum… Geçtiğimiz akşam, Garajistanbul’da, gerçek hayattan, tiyatroya aktarılan bir hikâyeyi dikize yattım. Birazdan kelamına düşeceğimiz oyunu daha öncesinde, beyazperde de izleyenleriniz olmuştur (üşenmeyip, beyin havalandırması yapanlar, hatırlayacaktır) fakat tiyatronun, ete-kemiğe dokunan kadrajıyla hem de Bagaj’ın yorumundan, seyretmenizi salık veriyorum.

ÖLÇÜLÜLÜK, CESARET VE BİLGELİK

Oyunu seyrederken usumdan akan Platon’un önemli dediği üç değerdi: “Ölçülülük, cesaret ve bilgelik. Toplumun her katında bulunan erdem ölçülülüktür, ölçülülük aynı zamanda toplumun en alt tabakasının erdemidir. Bir üsteki koruyucular sınıfının belirleyici erdemi cesarettir, fakat cesaret, ölçülülük ile birlikte bulunur. En üstte ise yöneticiler bulunur ki, bunların belirleyici erdemi bilgeliktir, fakat yöneticiler cesaret ve ölçülülüğe de sahiptirler.” Bu üç şahanelikten hangisi, bugünün rotası derseniz de, payımıza ‘ölçülülük’ düştü, derim size! Bugün, Nisan İstanbul’undan seslenirken sizlere, fonumuza da Zarko Jovanovic’in nidalandığı ‘Djelem Djelem’ ezgisini döşüyorum! ‘Djelem’; Hitler’in katlettiği 350 bin Çingene için yakılmış bir ağıt. 1971 yılında, Londra’da yapılan 1. Dünya Çingeneleri Milli Kongresi’nde bu şarkı, Çingeneler’in milli marşı olarak kabul edilmiş.




İNSANIN OTORİTE VE GÜÇ İLE İLİŞKİSİ

1971’de, Stanford Üniversitesi Psikoloji Bölüm Profesörü Dr. Philip Zimbardo tarafından yürütülen ve ‘İnsanın Otorite ve Güç ile İlişkisi’ni inceleyen bir deneyden yola çıkan “C-esaret”i, yazan ve yöneten Berna Tunalı… Üniversitenin mahzeninde, bir hapishane örneğinden yola çıkılarak hazırlanan simülasyonda gerçekleştirilen deneyin, tiyatroya düşen yüzünde, yardımcı yönetmenliğini Cenk Doğar ve Leyla Cömert, kostüm tasarımını Cenk Doğar, müziklerini Musicshop, fotoğraflarını Mustafa Çankaya, ışık tasarımını Cem Yılmazer ve dekor tasarımını Berna Tunalı üstleniyor. Kalabalık oyuncu kadrosuyla dikkat çeken Bagaj’ın, ortaya kıvamında bir iş çıkardığı aşikâr… Tek tek oyunculukların ötesinde, ekip birlikteliğinin şahane fotoğrafı gibiydiler: Berna Tunalı, Cenk Doğar, Doğa Yaltırık, Efe Can Erdal, Elif Azize Kayalıdere, Erdi Işık, Fırat Altunmeşe, Halit Can Ünal, Kayhan Berkin, Mehmet Solmaz, Mazhar Alican Uğur, Onur Bilge, Onurcan Onus, Ömer Utkan, Tevfik Erman Kutlu ve Zeynep Konan.

Gelelim bugünkü köşemizi şereflendiren ‘C-esaret’in yönetmeni ve yazarının kelamında, sizleri Bagaj’la yakından kaynaştırmaya… Algısının hastası olduğum Berna Tunalı ile muhabbetten ortaya çıkanlar…

GERÇEK BİR PSİKOLOJİK DENEY ÜSTÜNE: C-ESARET

* Bagaj ne zaman kuruldu?

Bagaj yepyeni, 3 Mart 2013 doğumlu, bir ‘performing & visual arts’ oluşumu. Amacı tabir-i caizse; bir gün bu toprakların ‘cirque du soleil’ tadında gösteri sanatları + dogma gibi özgün bir görsel sanatlar bileşkesi olmak... İlk oyunumuz da C-esaret…

* Öncesinde merak ettiğim, (zira araştırırken, sizinle ilgili enteresan bilgiler edindim) bugüne kadar neredeydiniz; naçizane bir tiyatro izleği olarak tadında bir oyun seyrettik sayenizde?

2012 Şubat’ında, 3 yıldır yaşadığım Paris’ten İstanbul’a dönüş yaptım. Öncesinde, Paris’te biri ‘2009 Fransa’da, Türkiye Mevsimi’ çerçevesinde, İKSV ve Culture Franca destekli bir atölye çalışması ve atölyenin sonunda yazıp, yönettiğim bir oyun sahneye koydum. ‘Différemment Identique’ (Farklı ve Aynı) isimli oyunumda, 10 günlük bir çalışma sonunda, 10’u Fransız, 10’u Türk amatör ve profesyonel öğrenci / oyuncudan oluşan bir grubu, Paris’in en eski tiyatrolarından biri olan ‘Théatre du Gymnase’da sahneye çıkarma fırsatım oldu. Daha sonra yine Paris'te gerçekleştirdiğim 2 aylık bir ‘oyunculuk atölyesi’ sonunda, 20 kişilik bir ekibi, yine benim yazıp-yönettiğim ‘In & Out’ isimli bir oyunla aynı tiyatroda sergileme fırsatı buldum. 2012 Uluslararası Tiyatro Festivali’nde ise tenor Ahmet Ortaçdağ’ın kaleme aldığı ‘Egoquantum’ isimli bir müzikali sahneledim. İstanbul'a döner dönmez Craft Atölye’de, oyunculuk ve ‘kamera önü oyunculuk’ dersleri vermeye ve ‘oyuncu koçu’ olarak çalışmaya başladım. 2 ay önce Craft’tan ayrıldım, şimdi ise Bahçeşehir Üniversitesi’nde, sinema bölümünde, oyuncu yönetimi dersi veriyorum.




 

BEN SADECE GERÇEĞİ ANLATTIM…

* Gelelim, bu amacıyla müstesna deneyi/belgeseli, sahneleme fikrine, nasıl doğdu?

‘C-esaret’; gerçek bir psikolojik deneyin ‘Standord Prison Experiment’ öyküsünden yola çıkılarak kaleme alındı. 14 gün sürmesi planlanan ama 5. günün sonunda bitirilmek zorunda kalınan bir deney. Deneyin belgeselini izlediğimde, gerçekten çok etkilendim, tüylerim diken diken oldu desem yeridir. O an itibariyle hemen bu deneyi oyunlaştırmaya ve sahnelemeye karar verdim. C-esaret’i sergileme fikri; 2. sınıf öğrencilerim için yaptığım atölye ile başladı. Oyunculuğun sahnede ve/veya kamera önünde çalışmadan ilerleyemeyeceği fikriyle yaptım atölyeyi. 10 kişilik bir gruba oyun aradım uzun süre, bulamadım. Hep şöyle dedim: ‘İyi hoş da, niye böyle bir oyun yapayım ki ben? Sonunda, Stanford Deneyi'nden bahsetti bir arkadaşım. Baktım olmuyor, oturup ben bir oyun yazdım. Gerçek deneyde, yaşanılanlar o kadar güçlüydü ki, ben sadece gerçeği anlattım

* Metinde, orijinali ile bize yansıyan arasında, bir fark yahut aynılık var mı?

16 karakteri, ben zihnimden yarattım ama olay örgüsünde, gerçek deneye, büyük ölçüde sadık kaldım… Öğrencim ve asistanım Cenk Doğar, bu yazma sürecinde beni toparlayıp, disipline etti sağ olsun. Zira daha önce hiç böyle bir oyun yazmamıştım, hep öğrencilerle yaptığım atölyelerde improvisation’lardan yola çıkıp, oyunlar sahnelemiştim. Yani öğrencilerin elinde, hep, en fazla 5 sayfalık bir oyun özeti oluyordu. Çünkü masa başına oturup, oyun yazmak beni çok sıkan bir süreçti. Ben sahnede oyun yazıyordum, masada değil. Sonra C-esaret büyüdü ve bir atölye projesi olmaktan çıktı, oyuncu değişiklikleri ve okul dışından yaptığım audition’larda dışarıdan profesyonel oyuncu alımı yaptım. Şu an 16 oyuncuyuz. Ve bu 16 oyuncu Bagaj’ın ilk sanatçıları.

 


BAGAJ BENİM EN GÜZEL DÜŞÜM…

* Seyircilerden aldığınız-karşılaştığınız, olumlu / olumsuz eleştiriler?

Gerçeği anlattığımız için, seyirciler oyunu çok etkileyici bulduklarını söylüyor. Gerçek her zaman en güçlü olanı zaten. Sert bir oyun, çünkü deneyin kendisi çok sert. İzleyiciler, 1 Nisan gösterimizde, gerçekten zaman zaman güldü, ağladı, öfkelendi ve en önemlisi cesaretlendi. Çok duygulandırıcı tepkiler aldık, bazıları şöyle dedi: ‘Sahneye fırlamamak için kendimi zor tuttum’, ‘Çok sinirlendim, isyan ettim, çok ağladım’, ‘Kendimle yüzleştim resmen’ ama en etkilendiğim, tamamen o gece, oraya tesadüfen gelen iki Alman genç kadından geldi. ‘Bir kelime Türkçe bilmiyoruz ama her şeyi anladık ve çok ağladık’ diyerek boynuma sarılıp, tebrik ettiler beni. Bir yönetmen için bundan daha fazla ne olabilir ki zaten? C-esaret, benim ve diğer tüm oyuncuların hayatını da etkiledi. Bu da çok enteresan bir konu…

* Algı dehlizleri açık ve yüksek bir oyunla karşımızdaydınız, bundan sonra Bagaj’ın amacı ne rotada? Projeler neler?

Amacı: Uluslararası çalışan bir grup olabilmek. Dünyanın tüm oyuncularına, yönetmenlerine, yazarlarına, dansçı, video artist, sinemacı, akrobat, kuklacı ve müzisyenlerine açık. Bagaj, benim en güzel düşüm. Ben düşümü ilk olarak C-esaret’le gerçekleştirmeye başladım.

Bundan sonraki projem bir drama-belgesel. 7 / 24 Kadınlar... Konusu sürpriz. Şu sıralar, bu projem için maddi destek aramaktayım, fena gitmiyor çalışmalar…

* Tam da memleketim coğrafyasında, ‘otorite’ ve ‘güç’ üstüne bir sürü kelam edilip, çizilirken, Bagaj'ın ya da sizin, bu konu hakkındaki fikriniz nedir? Oyunun bu anlamda, işaret ettiği veya biz izleklerin es geçtiği ayrıntı var mı?

16 yaşımdan bu yana dünyayı dolaşmaya çalışıyorum. Yolculuk en sevdiğim şey, gittiğim çoğu ülkede, hemen oralı hissediyorum kendimi, oralı olabiliyorum. Tabii takdir edersiniz ki hep bavullar var ellerimde. Bagage, Fransızca’da ‘bavul’ anlamına geliyor. Ve Türkçe bagaj da benzer bir anlam taşıyor. O kadar çok bavullarla ilgili hikâyem var ki… C-esaret'in günümüzle olan ilgisi, konusunu ise seyirciye bırakıyorum.

HAYATINI BAVULDA TAŞIYANLARDAN…

* Bagaj, anlamını bu bavullardaki hikayelerden mi alıyor?

Bir gün adamın biri, Paris metrosunda, ömründe gördüğü en büyük bavulu taşıdığımı görünce, (içi bostu yeni almıştım) şöyle dedi bana: ‘Belli ki sen, hayatını bavulda taşıyanlardansın, gel bir kahve ısmarlayayım sana.’ Zaten aynı durakta iniyorduk. Bana bir kahve ısmarladı, çok az konuştuk, o kadar mutlu bir sessizlik ve paylaşımdı ki bu. Sonra vedalaştık ve hiç görmedik birbirimizi bir daha. Bagaj ismi buradan geliyor. Bavullarda öyle hayatlar, öyle sırlar ve öyle gizemler olur ki... İşte ben onları anlatmak istiyorum. Ve biliyorum ki bavulunda anlatacak çok şeyi olan binlerce yüz binlerce insan var. Bagaj bu öykücülerin, yolcuların yeni platformu... Herkesle sohbet edip, muhabbet edebilisiniz. Ama herkesle beraber yolcuk yapamaz, beraber yol yapamazsınız. İyi yol arkadaşı olmak bir meziyettir. Bagaj iyi yol arkadaşları ve cesur yolculara açık bir oluşum.




* Seyirciler C-esaret’i bundan sonra, ne zaman seyredebilecek ve turneye çıkmayı planlıyor musunuz? Ayrıca oyunu cezaevlerinde sahnelemeyi düşünür müsünüz?

29 Nisan Pazartesi, saat 20.30’da, Garajistanbul’da ve 16 Mayıs Perşembe, saat 21.00’de, Ghetto’da olacağız. Yaz sezonunda ise Bodrum, Kaş, İzmir ve Antalya’ya turneye çıkmayı planlıyoruz. Aslında tüm kentlerdeki tiyatroseverlerle buluşmak isterim. Yeni sezonda, Eylül itibariyle haftada bir oynayabileceğimiz, bir salon arıyoruz kendimize… Oyunu cezaevlerinde oynamayı çok isterim.

YÜREĞİ SEVGİ DOLU LOOSER OLMAMAK DA LAZIM

* Sizinle ilgili araştırmamda, okuduklarımdan, miss gibi olan kafanızın ve algınızın hastası oldum; hayatı bu kadar derinde algılayıp, bunu işlevsel hale getiren bir insan olarak; efsununuz ya da sığındığınız ininiz-cümleleriniz neler?

İltifatlarınız için çok teşekkür ederim. Evet bir cümlem var: ‘All you need is Love’ veya şu sloganı da diyebiliriz: ‘Sevgi, bizim işimiz…’ Ama yüreği sevgi dolu looser olmamak da lazım, bunun için sloganımız ise şöyle: ‘Kendine inan en çok, cesur ol, korku en büyük düşmanımız’ daha binlerce güzel cümle kurmak geliyor içimden ama önemli olan söylenenler değil yapılanlar… Ve her işin başı, hayal etmek, niyet etmek ve cesaret etmek. Ben yürekli insanları seviyorum. ‘İştir kişinin ayinesi’ diyerek bitireyim bu cümleler silsilesi…

* Bu metot ve düşüncelerinizin, tiyatro ve oyunculuk alanında, artı ve eksileri neler oldu-oluyor?

Hm, şöyle diyeyim; iş ve sanat hayatında çok şeytanlar, kurnaz sefiller çıktı karşıma, çok yorucular sahiden. Ben onlarla mücadele yöntemi olarak; onları ciddiye almama, onlardan uzak kalma yolunu seçtim. İnsanın kendini koruyabilmesi de çok önemli. Tarzım ve hayat görüşüm, bana zorlukların yanı sıra çok mutluluk ve tatmin de getirdi. Kendimi ve dünyaya duyarlı, insana saygılı, özgür, cesur, yürekli, zeki, yüreği sevgi dolu herkesi seviyorum. Ve son söz olarak şöyle söylüyorum: ‘Biz tüm hümanistler, cesur savaşçılar, yolcular, sanatçılar, doğaseverler, işi bilgi ve sevgi olanlar: İyi ki varız ve biz en güzel gerçeğiz!

FOUCAULT VE CHOMSKY’DEN İNCİLER…

İçimden geldi notu 1: C-esaret’ten biraz bahsetmek gerekirse; 90 dakika süren hikâyede mevzu; Köklü bir üniversitede yapılacak bir deneyin duyurusu sonucu, başvuran 104 aday arasından, 12 gönüllü adamın seçilmesiyle başlıyor. 14 gün sonunda, 10.000€ vaad eden deneye katılacak bireyler; psikolojik ve fiziksel açıdan sağlıklı, herhangi bir suça karışmamış ve hiç bir bağımlılığı olmayan ‘normal’ kişilerden oluşuyor. 12 katılımcı arasında çekilen kurada; kimlerin gardiyan, kimlerin mahkum olacağı belirleniyor. Gardiyanlardan gerçek bir gardiyan olmaları isteniyor. Tüm otoritenin onların elinde olduğu beyan ediliyor. Mahkumlar ise gerçek bir mahkum hayatı sürecek şekilde yönlendiriliyor. Kıyafetlerinden yediklerine ve uyulması zorunlu kurallara kadar her şey raconuna uygun işliyor. Her iki taraf için geçerli en tek kural ise ‘fiziksel şiddet kesinlikle yasak.’ 14 gün sürmesi planlanan deney, 6. gününde bitirilmek zorunda kalıyor… Neden, niçin, nasıl?! Hadi gelin bundan sonrasını, Bagaj’ın kendi fotoğrafından seyredelim! İstikâmetimiz; 29 Nisan Pazartesi, saat 20.30, Garajistanbul…

İçimden geldi notu 2: Madem mevzu bu kadar derinlemesine akıyor, noktayı da ‘Hapishanelerin, fabrikalara, okullara, kışlalara, hastanelere ve bütün bunların da hapishanelere benzemesi şaşırtıcı değil mi?’ diyen, Michel Foucault’la koyalım! Hafta sonu, kendinize bir güzellik yapın ve algılarınızı; youtube’dan Foucault ve Noam Chomsky’nin, 1971 yılında, TV’de katıldıkları tartışma programının, kafa açan muhabbetine bırakın! Şimdilik eyvallah!