Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

BETÜL MEMİŞ / HABERTURK.COM

memisbetul@gmail.com


‘Özgürlük ve hakikat için mücadeleye giriyorsan, en iyi pantolonunu giymeyeceksin.”
Böyle diyor, 1828-1906 yılları arasında, evreni şereflendiren ‘eleştirel gerçekçi’ edebiyat
anlayışının tiyatrodaki öncüsü, çağdaş tiyatronun kurucularından, Norveçli oyun yazarı, şair
Henrik İbsen… Bu repliği döktürense, İbsen’in ‘Bir Halk Düşmanı’ndaki karakteri Doktor
Stockman. ‘Özgürlük’ ve ‘hakikat’: Ne yaman manalar böyle! Çözenin aklını bağladığı,
çözemeyenin aklının iplerini saldığı… Vakti zamanında -daha ergenus hallerimin huysuz
edalarındayken diyelim-, bir çınar ağacı altı, anason takviyesinde, İbsen hastası bir üstat
demişti; “… Zorlama, sal gitsin! M.Ö. yaşamış filozofların, dünyaya ait dertleri, sadece evren
ve insan ikilisi üzerinden ilerlerken, şimdinin bizleri gibi saçma sapan dertleri olmamışken,
yani kafaları sadece salt düşünmeye basarken bile çözemediklerine göre, bugünün ‘en
modern’ yapılarının içindeki, ‘en mükemmel yaratığı, insan’ sen, ben, o mu çözecek?!”
O zamanın ve bu zamanın kafasıyla sal(a)madım da, vazgeç(e)medim de ama bu
söylediklerini de hiç unutmadım!

TİYATRO BOYALI KUŞ’TAN MATMAZEL JULIE

Neden kelama düştün derseniz de, geçen hafta sesiyle telefonumu şereflendirince
İbsen hastası: “N’aptın filozof, bulabildin hepimize bir yol, çözebildin mi bağlananları?’
deyince, üç aşağı-beş yukarı 15 yıl öncesinin çınar altı muhabbetine gittim… Ben yavaştan,
İbsen yollarında, kapımı aralayan özgürlük ve hakikatın istikametinde Platon, Jean Bodin
ve Thomas Hobbes’la hemhal oladururken, sizleri de İbsen’le aynı dönemi paylaşmış ve
yine bir İskandinav ülkesi yazarı olan August Strindberg’in kaleme aldığı, Tiyatro Boyalı
Kuş’un sahnelediği ‘Matmazel Julie’ ile baş başa bırakıyorum. En incesinden volüme
ayarını yaparsınız niyetiyle, fonumuzu da es geçmiyorum ve 1992’de kurulan, Nick Cave’i
andıran sesiyle hayranlarını ihya eden Stuart Staples’in solisti olduğu, İngiliz müzik grubu
Tindersticks’le taçlandırıyorum; ‘Let's Pretend’, ‘My Sister’ ya da ‘Rented Rooms’… (Es
notu: Tindersticks’in daha önceki konserlerini kaçıranlara duyurulur: 2005’te yollarını
ayırmasına rağmen, arada bir birlikte performanslar gerçekleştiren ekip, 19 Mayıs’ta, Chill -
Out Festivali kapsamında, hayranlarıyla buluşacak!)



KADIN ÖZGÜRLEŞME HAREKETİ…

Şahabeddin Süleyman’ın 1911’de yazdığı, (eşcinsellik hakkında meşrutiyet dönemi
bir İstanbul entrikasının anlatıldığı / okuma tiyatrosu) ‘Çıkmaz Sokak’ ve Henrik İbsen’in
1879’da yazdığı, (kadın özgürleşme hareketiyle özdeşleşmiş olan) ‘Nora: Bir Bebek Evi’
oyunlarıyla Cihangir Sahne’de şukela işlere imza atan Tiyatro Boyalı Kuş, şimdi de 1849-
1912 yılları arasında, Stockholm’da yaşamış, oyun yazarı-romancı August Strindberg’in,
1888’de kaleme aldığı Matmazel Julie ile karşımızda… (Es notu: Meşakkatli bir hayat süren
yazar, derinler babası filozof Nietzsche’nin de arkadaşıymış. Nietzsche aşkımızdan dolayı
da kendisinin hastası olduk, orası ayrı! Neden meşakkatli derseniz de, yedi yaşındayken
intihara kalkmış, yetim ve kimsesiz büyümüş Strindberg, yazdığı eserleriyle de o dönemin,
devlet büyükleriyle sorunlar yaşamış, sansürlenmiş, yasaklanmış ve sürgün edilmiş. Ve
her şeye rağmen yazma sevdasından vazgeçmemiş, çok roman, çok hikaye ve çok oyun
yazmış. Edebiyatçılığının yanı sıra astronomi, kimya, zooloji gibi bilimlerle de amatör olarak
ilgilenmiş, fotoğrafçılık, resim ve Çinbilimi’yle de uğraşmış.)

Strindberg’in baş yapıtlarından biri sayılan Matmazel Julie, döneminde İsveç’te
tartışmalara yol açmış ve ülkesinde prömiyer yapamamış. İlk temsilini, Danimarka /
Kopenhang’da gerçekleştiren Matmazel Julie, bugün hâlâ dünyanın birçok yerinde, farklı
yorumlarla sahnelemeye devam ediyor. Tiyatro Boyalı Kuş’un bu çeviriyi basıma hazırladığı
2012 yılı ise, yazarın ölümünün 100. yıldönümü olması sebebiyle ‘Strindberg Yılı’ ilan
edilmiş.




BENİ KORKAK MI SANIYORSUN?!

“Kan görmeye dayanamam mı sanıyorsun? Beni o kadar zayıf mı sanıyorsun? Senin
bütün cinsinin, şunun gibi kan içinde yüzdüğünü görmek isterdim. Senin kafatasını, kendime
içki kadehi yapmak, ayaklarımı yarılmış göğsünün içinde yıkamak, yüreğini pişirip yemek
isterdim! Beni zayıf sanıyorsun, sırf rahmim hayat meyvesini vermek için senin tohumlarını
arzuluyordu diye seni sevdiğimi sanıyorsun! Senin dölünü, yüreğimin altında taşımak, onu
kendi kanımla doyurmak, senin çocuklarını doğurup, ismini almak istediğimi mi sanıyorsun?
Sahi, senin adın ne? Bugüne dek soyadını duymadım, hatta belki yoktur bile. Hırsızın karısı,
kapıcının karısı falan diye çağıracaklar herhalde beni. Ulan, boynunda benim tasmamla gezen
köpek! Ulan, düğmelerinde benim armamı taşıyan uşak parçası! Bir de seni aşçımla paylaşıp,
kendi hizmetkârımı mı kıskanacağım? Ay ay ay! Beni korkak mı sanıyorsun! Kaçmak
istediğimi mi sanıyorsun! Hayır, kalacağım. Kıyamet kopacaksa kopsun bakalım…”
Bu sözleri sarf eden; Matmazel Julie… Şaşkınlık efektimin altını dolduransa, bu
sözlerin, 1888 yılında sarf ediliyor olması. Tabii bunda, eserlerinde yaşamından alıntılar
ve esinlemeler yaptığı lanse edilen Strindberg ve feminist kadrajıyla oyunlarını çoğaltan
Tiyatro Boyalı Kuş’un parmağı yok değil! Rejisini ve genel sanat yönetmenliğini, tiyatronun
kurucularından biri olan Jale Karabekir’in üstlendiği metini, dilimize çeviren Rüstem
Ertuğ Altınay. Koreografisinde Gökmen Kasabalı, dekor tasarımında Aylin Ominç, kostüm
tasarımında Burcu Rahim, ışık tasarımında ise Erdem Çınar’ın imzası bulunan oyunun
kıvamında oyuncuları ise Yeşim Koçak, Gökmen Kasabalı ve Asiye Dinçsoy. Üçlünün
enerjisi görülmeye değer! Dekor ve kostümlerin renginden tutun da şekillerine kadar arka
fonun siyahından, ışık oyunlarına, kısaca her şey anlatımı ve oyunculukları daha parlatır
türdendi. Zira repliklerin abartılı abartısızlığı ve metinin, inceden ti’ye alan manaları, eğer iyi
oyunculuklar olmasaydı, göze batacakken; Koçak, Kasabalı ve Dinçsoy’un uyumu karşısında,
bir kez daha anlam kazanıyordu. Bu bakımdan Karabekir’i bir kez daha tebrik ediyorum.




JALE KARABEKİR VE MEHMET ERGEN KADRAJI

Natüralist bir trajedi olarak nitelenen metinde mevzu, iki kadın (Julie ve Kristin),
bir erkek (Jean) ve kendisini, asla görmediğimiz ama kudretini çizme ve telefon zilinden
algıladığımız kont/baba arasında geçiyor. İşte tüm bu mevzu şahıslarının ortaya çıkardığı
tablo da; insanın varoluş sorunsalından hareketle, sınıf çatışması ve toplumsal cinsiyet rolleri
arasındaki ilişkiler… Matmazel Julie’yi; Tiyatro Boyalı Kuş’la aynı zamanda, Nilüfer Sanat
Tiyatrosu da sahneye koydu. Nilüfer Sanat’ın ve Tiyatro Boyalı Kuş’un ele aldığı, aynı
metin/konu, iki farklı jargon ve kadrajda işlenmiş… Ortaya çıkan bu fotoğrafı, iki tiyatronun,
geçmiş DNA’sının dökümü gibi algılamak da mümkün. Zira Tiyatro Boyalı Kuş’tan Jale
Karabekir’in kaynağı, yazarın kendisi Strindberg. Nilüfer Sanat’ın kaynağı ise İngiliz yazar
Patrick Marber. İki oyunu dikize yatmış bir izlek olarak, iki tiyatronun da hikayeyi çoğaltarak
farklı boyuta taşıdığını düşünüyorum. Perdeyi biraz aralarsak da, benden dökülenler şöyle:
Talimhane Tiyatrosu’ndan, üstat Mehmet Ergen’in yönetiminde ve Filiz Ofluoğlu’nun
çevirmenliğinde sahnelenen oyunda; Özge Özder, Teoman Kumbaracıbaşı ve Sultan
Ertuğrul rol alıyor. Özder ve Ertuğrul’un oyunculuklarına diyecek yok; eyvallah! Ki Özge
Özder’in oyunculuğunun, çok özel bir yerde olduğunu düşünenlerdenim. (Ayrıca, Özder’in
bu yıl, İstanbul Şehir Tiyatroları’nda, Şahika Tekand’ın sahnelediği, Beckett’in ‘Oyun’ adlı
metinindeki performansını da es geçmiş değilim.) Hayal kırıklığım, ne yazık ki Teoman
Kumbaracıbaşı’nın oyunculuk enerjisindeydi. Ya o gece formunda değildi ya da belki tiyatro
sahnesindeki tecrübesi, beyazperdeye nazaran daha az olduğundan mıydı bilmiyorum ama
kamera ışığını perdede göremedim.

Yazıya vedamızı da geçtiğimiz yılın sonunda, Tiyatro Boyalı Kuş’un şahsına
münhasır kadını Jale Karabekir’le yaptığımız söyleşiden bir alıntı ile yapmak istiyorum: “…
Çıkmaz Sokak, Nora/Nure ve Matmazel Julie’yi sahnelememiz tesadüf değil! Erkek egemen
sistemin kurguladığı bu namus ve şeref kavramlarını, feminist bir dramaturjiyle ele alıyoruz.
Bundan yüz, yüz elli yıl önce yazılmış bu metinlere, bugünün gözüyle bakarak, bugünün
tiyatralitesiyle sahnelemeye çalışıyoruz. Hepsinde farklı tiyatral biçimler kullanıyoruz.
Özellikle de, kadına yönelik şiddetin ciddi bir şekilde arttığı bu dönemde, bu oyunları
oynamamızın gerekli olduğunu düşünüyoruz…”
Matmazel Julie’yi, bu akşam, saat 20.30’da, Çıkmaz Sokak’ı ise 26 Nisan, saat
20.30’da, Sahne Cihangir’de seyredebilirsiniz. Oyun programı için: 0542 477 27 53
www.tiyatroboyalikus.blogspot.com

KIYIYA OTURMANIN BÖYLESİ SON KEZ SAHNEDE

İçimden geldi notu:
Son dönem tiyatrolarda, şahsına münhasır oyunculuğu ve metinlere getirdiği yorumuyla
us’lara ziyafet yaşatan Merve Engin, tek kişilik oyunu ‘Kıyıya Oturmanın Böylesi’ ile 90.
ve son kez sahnede… Merve’nin, tek kişilik, dev kadro tanımının hakkını verdiği oyunu; 24
Nisan Çarşamba, saat 20.30’da, Akla Kara Tiyatrosu’nda seyredilebilinir. Tel: 0216 541 43
59 7 Bilgi için: www.merveengin.com

İçimden geldi notu: Henrik Ibsen’le merhabayı çaktık, sözün balını da yine kendisiyle
verelim: “Azınlık bazen yanılabilir, çoğunluk her zaman yanılır.”