Son Dakika

IŞIL CİNMEN
icinmen@haberturk.com
HABERTURK.COM

Fotoğraf makinesi 1839’da icat edildi.
2013’te geldiğimiz noktayı da Murat Germen’in fotoğraflarından anlayabilirsiniz.
Kendisinin bir CV’si var (kişisel sitesinden indirip bir bakın bence) oku oku bitmiyor.

Size özetleyeyim:
İTÜ’de Kent Plancılığı okudu.
Sonra Fulbright bursuyla Massachusetts Institute of Technology’de (MIT) Mimarlık Yüksek Lisans’ı yaptı.
Yüksek lisans derecesini de Amerikan Mimarlar Birliği Altın Madalyası ile aldı.
Şu anda Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi’nde fotoğrafçılık ve görsel iletişim tasarımı dersleri veriyor.



Murat Germen öyle sıradan bir fotoğrafçı değil.
Fotoğraflarında mimarlık yapıyor.
Onları deforme ediyor, çekiyor, uzatıyor…
O bir kareyle neredeyse bir kitap yazıyor!

(Bu arada kendisi Nâzım Hikmet’in küçük yeğeni…)

“Yeni Türkiye” isminde şahane bir kitabı yayımlandı.

Murathan Mungan giriş yazısında şöyle diyor:

Fotoğraf üzerine yazı yazmayı fal bakmaya benzetirim ben. Birbirimize gördüklerimizi anlatırız. Bildiğiniz gibi, her fal özneldir. (…) Benim ilgimi çeken, ‘meselesi olan’ sanatçılar olmuştur hep. Ancak meselesi olanların macerası olur; ben buna inanırım. Murat Germen’in ustalık ve zanaatın bileşimi olan işlerine bakıldığında, onun öncelikle meselesi olan bir fotoğrafçı olduğunu görülür. (…)
Onun mekânda ısrar eden fotoğraflarında, “Burası neresi?” sorusu özellikle önem kazanır. Mekânı amaçlı biçimde silikleştirdiği, belirsizleştirdiği; her mekânı kasıtlı olarak birbirine benzettiği fotoğraflarda bile bu soru geçerlidir; saptanmış mekân da üretilmiş mekân da aynı sorunun kıskacındadır: “Burası neresi?”(…)
Kurulan, inşa edilen bir hacim söz konusu onun “yaptıklarında.” (“Yapmak” fiilini özellikle kullanıyorum, çünkü o “fotoğraf”ı çekmekle kalmıyor, aynı zamanda yapıyor da...



Okuduğunuz okullara, aldığınız burslara, ödüllere, yaptığınız işlere bakınca Türkiye için biraz kalifiye kalmış gibi görünüyorsunuz. Yaptığınızın karşılığını maddi ve manevi alabiliyor musunuz?

Uzunca bir süre alamadım, ancak son üç yıldır alabildiğimi hissediyorum. Gene de bazen çeşitli ciddiyetsizlikler yüzünden boşa kürek çekme, debelenme gibi duygu halleri içine girdiğim oluyor.

“TÜRKİYE’DE İŞİNİZE GÖSTERDİĞİNİZ ÖZEN FARK YARATMIYOR”



Profesyonel olarak Türkiye’de en rahatsız olduğunuz konu ne?


İşinize gösterdiğiniz özenin bir fark yaratmıyor olması. Farkı yaratan boyut genellikle tanıdık çevreniz ve bu yüzden bir çok kişi ve iş hak ettiği yere gelemiyor.

Amerika’da çok daha iyi koşullarda yaşayabilirdiniz ama döndünüz. Neden?

Hem ideallerim yüzünden,  hem de burada iki, üç işi aynı anda yapabileceğimi düşündüğüm için. Batı’da tek konu üzerine odaklanmanız bekleniyor çünkü her işin kalifiye uzmanları mebzul miktarda mevcut.

Odaklanamayanlardan mısınız?

Tek odak ile yaşamak beni boğuyor. En güzel olduğunu varsaydığınız işi bile yapsanız, o iş rutine bindiği andan itibaren sihri kaçar.

Türkiye’ye döndüğünüz için hiç pişman oldunuz mu?

2013 sonuna kadar pişman olmadım ama son zamanlarda olan biten ve siyaset ortamındaki muhafazakarlığın tavan yapması beni çok tedirgin etmeye başladı. Gelişmeler beni daha da cendere altına alınmış gibi hissettirirse sevdiğim topraklardan göç etmeyi düşünebilirim. Hep özgürlüğüm, bağımsızlığım için doğru kararlar verdim şimdiye kadar, bunu kimsenin elimden almasına izin vermem.

ORTAYA KARIŞIK İSTANBUL



Ait hissettiğiniz şehir İstanbul mu?

Bazen öyle, bazen değil. İdealimdeki şehir şu anda yaşandığı haliyle var olan İstanbul değil. Bu kent çok daha güzel, mükemmel bir kente dönüşebilirdi, ona yanıyorum bazen; bize fazla bu şehir...

İstanbul hatta Türkiye çok çarpık kentleşti evet ama şimdi dönüşüyor. Ortaya ne çıkacak sizce?

Ne güzel soru... Ne çıkacak? Bilmem; yemek masası tabiri kullanayım hissimi aktarabilmek için: “Ortaya karışık...”

Siz fotoğraflarınızda şehirlerin yapısını deforme ediyorsunuz. Neden?

Farklı bir okuma getirebilmek, aşinalığı kırabilmek için.

Ama böylece fotoğraflarınızda soyut da olsa mimarlık yapıyorsunuz sanki… Doğru bir tespit mi bu?

Doğru ve sevindiğim bir tespit.

İnsanların aidiyet duygusunun şehrin mimarisiyle bir bağlantısı var mı?

Benim için aidiyet duygusunun tek ve en önemli bileşeni mimarlık değil. Şüphesiz ki güzel, organize, temiz, ulaşımı kolay bir kentte yaşamak isterim; ama, asıl önem verdiğim konu kendimi yaşadığım kentte özgür hissetmem.

Bir kente gittiğinizde merak sıralamanız ne? Önce binalar mı insanlar mı?

Önce yemek! Önce mutfağını merak ediyorum. Daha sonra da insanları değil ama onların yaptıklarını, ortaya çıkarttıkları yaratıları merak ediyorum.

“KENTLER, TOPLUMLARIN AYNASIDIR”



Hiç bilmediğimiz bir kentin mimarisine, binalarına bakarak o şehrin insanları hakkında doğru bir çıkarımda bulunabilir miyiz?


Kentler, sakinlerinin eksantrik yaşama hallerini ve barınaklarını şekillendirdiği alanlar. Bu yüzden onları inşa eden toplumların aynasıdır.

Yani evet? İstanbul’a bakıp İstanbullular hakkında bilgi edinebiliriz.

Bir kültürü kurduğu şehirler üzerinden okuyabilirsiniz. Kentler, toplumların hakiki ruhunu gözlemleyebileceğiniz açık hava antropoloji, etnografya müzeleri gibiler. Şehirlerin terkedilmiş, deneyimlenmiş, yaşanmış, korunmuş, tecrit edilmiş, endüstriyelleşmiş, mutenalaştırılmış, özelleştirilmiş bileşenleri ve bunların iliştirilme veya zonlandırma yöntemleri, kentin dinamiklerini deşifre edebilmek için önemli veriler. Kent tarihinin farklı katmanlarına gömülmüş bilgi örgüsünü çözmeyi bildiğiniz sürece bunu yapabilirsiniz.

Yanlış söylüyor olabilirim öyleyse lütfen düzeltin ama bence iki tip şehir var: Biri St. Petersburg gibi projelendirilerek yapılmış şehirler, bir de doğalında, projesiz, hayatın akışında gelişen İstanbul gibi şehirler. Siz hangi şehirleri seviyorsunuz?

Katı planlama aramıyorum şahsen, devlet eliyle yapılan müdahaleler planlı bile olsa insani olmuyor. Sakinlerinin bilinçli, özenli, kente saygılı bir şekilde inşa ettikleri doğal olarak gelişen kentler beni etkiliyor.

Yani mesela?


Mesela İtalyan ve İspanyol yerleşimleri beni çok heyecanlandırıyor.

Kitabınızın adı Yeni Türkiye…

Kitapta benim son on yıllık dönemde ortaya çıkardığım ve Türkiye’nin son zamanlarda içinden geçtiği bazı süreçleri konu edinen bir sanatsal, fotografik içerik var. Lüzumundan fazla hızla ilerleyen kentsel dönüşüm, sanayi alanındaki gelişmeler, toplumsal ve fiziki inşa süreci, sanat ve sermaye arasındaki ilişkiler, gelişmeyi yol yapmaktan ibaret sayan zihniyetin ürünleri gibi...

İNSAN ANCAK ÖLDÜKTEN SONRA TAHRİBATA SON VERİR



En son serginizin adı da “Facsimile” ne demek bu?


Facsimile, “faks” ın kökeni. Faks,  iletişim teknolojisinin önemli icatlarından biri…

Türkçesi olsa ne derdik faksa?

“Tıpkı gönderim” olarak çevirebiliriz.

Serginin adı neden böyle?

Birbirlerinin tıpkısı olarak inşa edilen yüksek katlı beter binalara gönderme var. “Facsimile” serisi, Üstdünya ve Altdünya arasındaki eşik olan ufuk noktasına yakın konumdaki bir çizginin seçilmesi ve dibe doğru uzatılması ile elde ediliyor. Bu uzatma eyleminin, sayısız renkte binlerce ince ve kalın çizgiden oluşan görsel sonucu, kentlerin tarihlerinde barındırdığı çok sayıda zaman-katmana gönderme yapıyor. Ek olarak, aynı optik efekt, kentleri yönetenlerin binalarının her daim şehir siluetlerinin en tepesinde yer aldığını betimliyor. Bu süreçte, kent sakinlerinin görece küçük ölçekteki evleri silinerek Altdünya’daki ayrışık çizgi bütününün parçalarına dönüşürken, kurumsal ve finansal yapılar oldukları gibi duruyorlar. Dikey çizgiler aynı zamanda, hatlar kötü olduğunda ve iletişim kesildiğinde faks mesajlarında oluşan teknik arıza estetiğine de gönderme yapıyorlar. Bu da, kentin özelleştirilmiş ve mutenalaştırılmış bölgeleri ile meskun bölgeleri arasındaki iletişimsizliğe işaret ediyor.

Karışık bir bilimkurgu filmi gibi bir sergi bence! Yani
“Kentler, sadece yukarıya doğru gelişiyor gibi görünseler de, iki ayrı dünya barındırıyorlar: İlki, zemin seviyesinin üzerinde kalan bildik ‘üst dünya’; diğeri, ‘alt dünya’ yani yeraltı alemi.” Bunu bir şehrin bilinci ve bilinçaltı olarak okuyabilir miyiz?

Tam o değil kastettiğim. Altdünya, insanın egemen olduğu bir ortam değil. Doğa burada daha baskın; toprağın altı, insanoğlundan, toprağın üstünün çektiği kadar çekmiyor. İnsan ancak öldükten sonra toprağın altında kalıcı olarak ikamet etmeye başlıyor ve bu yüzden yukarıda sürdürdüğü tahribatı burada gerçekleştiremiyor. Yaşarken Üstdünya’da gerçekleştirdiği bu tahribattan haberi yokmuş gibi davranan insan, bu dünyada bir turist gibi; geçici olarak gemiyle geldiği yere güverteden bakış atıp o yeri özümseyemeden göçüp gidiyor. Doğa, kendine yapılanı sindirmeye ve var olmaya devam ederken; bizler, mezar taşlarında birer isimiz sadece...

Kaç ülke çektiniz?

47 ülke gezdim.

Henüz çekmediğiniz ama çekmeyi çok istediğiniz bir şehir kaldı mı?


Şu sıralar Chicago.

“FACEBOOK VE INSTAGRAM’DAKİ FOTOĞRAF ÇILGINLIĞINDAN RAHATSIZ DEĞİLİM”




Sizce 
fotoğraf bir sanat mı yani fotoğraf sanatçısı demek doğru mu?

Fotoğraf bir sanatsal ifade aracı. Fotoğraf sanatçısı teriminden hoşlanmıyorum; bana unvan sordukları zaman “sanatçı, fotoğrafçı, akademisyen” diyorum.

Peki gerçek bir fotoğrafçı ile Instagram’da süper fotoğraflar çeken birini nasıl ayırt edeceğiz?

Her an, herkes, herhangi bir kamera ile güzel ya da iyi bir fotoğraf çekebilir. Bu da fotoğrafın ne kadar demokratik bir yaratı alanı olduğunu gösteriyor. Gerçek fotoğrafçıyı ancak iyi fotoğraf üretimindeki sürekliliği ve bu fotoğrafların izleyicilerde yarattığı hislerin yoğunluğu üzerinden ayırt edebiliriz.

Facebook ve Instagram’daki fotoğraf çılgınlığı sizi rahatsız ediyor mu?

Kesinlikle hayır, hatta çok gerekli buluyorum. İmge üretimine gelişmiş ülkelere göre geç başlamışız dini nedenlerden dolayı. Temsil, tasvir, naratif gibi konular ve bunların birbirleri ile ilişkileri konularında yeteri kadar tecrübe, teori sahibi değiliz. Kapatmamız gereken bir ara var, bu yüzden fazla sayıda imge üretiyor olmamızdan hiç müşteki değilim.

Ne yararı var ki?

Bu sayede imge üretme ve imgenin algısı konularında demode yerleşik algıları değiştirebilme fırsatını elde ediyoruz. Bunun da ötesinde, sosyal medya sayesinde, tepeden diretilen resmi tarih yerine hepimizin katkıda bulunduğu kolektif bir tarih yazıyoruz; bu Türkiye için çok önemli bir değişim vesilesi...

Tüm bu ilerlemeye rağmen Türkiye’de fotoğrafın değeri bir türlü anlaşılamadı. Mesela röportaj fotoğraflarına önem veren gazeteci sayısı bir elin parmağını geçmez. Fotoğrafın yazıdaki önemini nasıl anlatacağız?

Fotoğraf yazısız, yazı fotoğrafsız olmaz. Uzun metinlerin okunmadan geçildiği, odaklanma sürelerinin iyice kısaldığı bir dönemde yaşıyoruz, bu yüzden fotoğrafın önemi ve vazgeçilmezliği tavan yaptı diyebiliriz. Bunun farkında olmayanlara ne denir bilmiyorum…

KISA PAÇA ROBIN…



Robin Williams’a benzediğinizin farkında mısınız?


Evet, arada benzetiyorlar. Hatta 90’lı yılların başında, Bilkent Üniversitesi’nde paçaları normalden yukarıda olan pantolonlarımla ders verdiğim dönemlerde, bir öğrencim aracılığı ile öğrenciler arasında bana “kısa paça Robin” dendiğini duydum hahaha.

Yeni Türkiye’ye geri dönelim.  Fotoğraflara ek olarak Murathan Mungan’ın şahane bir giriş yazısı var…

O, şimdiye kadar işlerim hakkında yazılmış tartışmasız en iyi yazı oldu. Ayrıca editör Necmi Sönmez’in çok yerinde saptamalar ve beni çok heyecanlandıran biyografik ögelerle kaleme aldığı harika bir yazı da var. Kendisine bu kitabın şekillenmesinde çok şey borçluyum; saatler, günler, aylar boyunca defalarca bir araya geldik ve kitabın mevcut halini almasında kendisinin büyük rolü vardır, müteşekkirim. Tasarımcı Yeşim Demir nefis bir tasarım yaptı, MAS Matbaa mükemmel bir baskı yaptı, sanatçı Nâzım H.R. Dikbaş müthiş özenli bir İngilizce tercüme yaptı. Hepsine buradan samimi teşekkürlerimi iletmek istiyorum. Kitabın oluşmasında çok büyük katkıları olan sevgili Ayşegül ve Ömer Özyürek’e özellikle ve içtenlikle teşekkür etmek isterim. Ayrıca, yıllar önce beni sahiplenen ve bir çok mesafeyi beraber kat ettiğimiz galeri sahibem sevgili Sevil Binat’a da hakkını teslim etmek isterim. İstanbul Modern şef küratörü Levent Çalıkoğlu’nun kitabı görünce “ne kadar şanslısın” demişti.  Çünkü kitaba katkısı bulunan herkes yapabileceğinin en iyisini yaptı, daha ne isteyebilirim ki...

GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ

Değerli Haberturk.com okurları.

Haberturk.com ekibi olarak Türkiye’de ve dünyada yaşanan ve haber değeri taşıyan her türlü gelişmeyi sizlere en hızlı, en objektif ve en doyurucu şekilde ulaştırmak için çalışıyoruz. Yoğun gündem içerisinde sunduğumuz haberlerimizle ve olaylarla ilgili eleştiri, görüş, yorumlarınız bizler için çok önemli. Fakat karşılıklı saygı ve yasalara uygunluk çerçevesinde oluşturduğumuz yorum platformlarında daha sağlıklı bir tartışma ortamını temin etmek amacıyla ortaya koyduğumuz bazı yorum ve moderasyon kurallarımıza dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Sayfamızda Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve evrensel insan haklarına aykırı yorumlar onaylanmaz ve silinir. Okurlarımız tarafından yapılan yorumların, (yorum yapan diğer okurlarımıza yönelik yorumlar da dahil olmak üzere) kişilere, ülkelere, topluluklara, sosyal sınıflara ırk, cinsiyet, din, dil başta olmak üzere ayrımcılık unsurları taşıması durumunda yorum editörlerimiz yorumları onaylamayacaktır ve yorumlar silinecektir. Onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisinde aşağılama, nefret söylemi, küfür, hakaret, kadın ve çocuk istismarı, hayvanlara yönelik şiddet söylemi içeren yorumlar da yer almaktadır. Suçu ve suçluyu övmek, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suçtur. Bu nedenle bu tarz okur yorumları da doğal olarak Haberturk.com yorum sayfalarında yer almayacaktır.

Ayrıca Haberturk.com yorum sayfalarında Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde doğruluğu ispat edilemeyecek iddia, itham ve karalama içeren, halkın tamamını veya bir bölümünü kin ve düşmanlığa tahrik eden, provokatif yorumlar da yapılamaz.

Yorumlarda markaların ticari itibarını zedeleyici, karalayıcı ve herhangi bir şekilde ticari zarara yol açabilecek yorumlar onaylanmayacak ve silinecektir. Aynı şekilde bir markaya yönelik promosyon veya reklam amaçlı yorumlar da onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisindedir. Başka hiçbir siteden alınan linkler Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılan tüm yorumların yasal sorumluluğu yorumu yapan okura aittir ve Haberturk.com bunlardan sorumlu tutulamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında yorum yapan her okur, yukarıda belirtilen kuralları, sitemizde yayınlanan Kullanım Koşulları’nı ve Gizlilik Sözleşmesi’ni peşinen okumuş ve kabul etmiş sayılır.

Bizlerle ve diğer okurlarımızla yorum kurallarına uygun yorumlarınızı, görüşlerinizi yasalar, saygı, nezaket, birlikte yaşama kuralları ve insan haklarına uygun şekilde paylaştığınız için teşekkür ederiz.

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300