Son Dakika

Kerem Akça / keremakca@haberturk.com

Yeni DVD’si çıkan “Süper İncir”, “Kılıç Ustaları”, “Kayıp Yaşamlar”, “Vampir Kız Kardeşler” ve “Son Tanık”ı değerlendirdim. Bunlar arasında özellikle “Kılıç Ustaları”nın öne çıktığını eklemeliyim.

‘SÜPER İNCİR’: EUTERPE EKSENİNDE LANETLİ KÖY TANIMI

“SüperTürk” (2012) için fantastik sinema külliyatımızda bir ‘A Sınıf’ atılımın başlangıcı demiştim. En azından popüler sinema adına Digiflame’in profesyonel efektlerinin böylesi bir iz bırakma şansı vardı. 2013’te ise “Sen Aydınlatırsın Geceyi”nin , ‘anti-süper kahraman filmi’ gibi hafif bağımsız bir iskeletle benzer zekayı gösterip atılım yaparak bu ‘ivme’yi ileriye taşıması önemliydi. Türk fantastik sineması için devrim niteliğinde bir hareketti.

“Süper İncir” ise durumu incirle güç alan Aydınlı bir çocuğun gözünden anlatıyor. Geçmişteki efsaneler ile günümüzde olup bitenleri iç içe geçiriyor. “Büyü” (2004) ve “Öldür Beni”deki (2009) lanetli köy/kasaba motifinden besleniyor. Ancak her şeyi gün ışığına taşıyor. Efsanevi bir hikayeyi arka planda canlandırmak da otantik Aydın canavarı Euterpe’nin varlığını açığa çıkarmak anlamına geliyor. Van Gölü canavarı kıvamında bir kültürel plastiklik canlanıyor. Euterpe gibi Yunan mitolojisinde ‘ilham perisi’ olarak geçip ‘flüt’le, ‘müzik’le anılan bir figür ‘bedensel’ olarak ortaya çıkıyor.

Aslında bu detaydan ‘bu coğrafyada her şey olabilir, atalarımızda canavarlık varken’ sonucunu çıkaran eser, Kerem Sarı açısından iyi niyetli bir çalışma. Çıkış noktası olarak bir takdiri hak ediyor. Ancak o canavarın “Kara Gölün Canavarı” (“Creature from the Black Lagoon”, 1954) kıvamında ‘camp’ bir yaratıcılık sürecinden geçmesi filmi çöp eğlenceliğine kadar indiriyor. Tür sinemasını geçmişin alışkanlıklarına taşıyor.

En azından Hasan Karacadağ’ın son filmlerinden daha zeki bir süreç var. Ama çocuğun etrafında toplanan mahalle sakinlerini canlandıran oyuncuların yeteneksiz olmaları, mizahi damarı yaralıyor. Bu bağlamda ‘Anadolu komedisi’ çıkarma arzusu ise ‘Vizontele’ gibi eserleri mumla aramamızı sağlıyor. “Süper İncir”in iki efekti ise göstermelik ‘araba kaldırma’ ve ‘asfalt çatlatma’ olarak ansiklopedilere yazılıyor. Ama muhtemelen yapaylığıyla kalıcı birer fantastik sinema görüntüsü olarak…

Öyle ya da böyle film, fantastik komedi denemesi olarak bizde artan üretimlerin arasına katılıyor. Kalıcılık değil de B sınıf egzersiz adına değerli bir durum bu kanımca. “Süper İncir”, ne TV dizisi, ne sanat filmi, ne popüler film, bunların hiçbirine dahil olamıyor. Kendine ayrıksı bir konum yaratıyor. Afiş renkleriyle yolunu bulup yerel öğelerle çekici duran Aydın merkezli bir kült film nihayetinde... Ege lehçesiyle de otantiklik kazanıyor.

FİLMİN NOTU: 3.5

‘KILIÇ USTALARI’: KESKİN VE STİLİZE

20 yıldır yönetmenlik yapan Taylandlı Peter Chan, Hong Kong aksiyon sineması ya da dövüş filmleriyle sivrilen bir isim. “Kılıç Ustaları”nda (“Wu Xia”, 2011) da bu geleneğini sürdürüyor. Donnie Yen, Takeshi Kaneshiro gibi isimlerden sinemaskop oranında bir dövüş balesi çıkarıyor. Doğrusunu söylemek gerekirse modern bir wuxia filmi karşımızdaki…

Bunun zevkini de her dakikasında hissettiriyor. 1917’nin Çin Cumhuriyeti’nde geçmesine karşın önceki yüzyıllardaki alışkanlıklarla ilerliyor. Büyük oranda da bu püf noktasından yola çıkıp amaçlarını bir bir belirliyor. Efendi-halk ilişkisine, her şeyin darmadağın edilmesine böylesi bir geleneği uygun buluyor. İmparatorluk rejiminden bakıyor.

Ama sanki Lai Fai-Yui’nun sinematografisinin özeni, Derek Hui’nin kurgusuyla bilgisayar jenerasyonuna uygun bir işe açılıyor. Çok yakınlar ve yakın planların omurgasına yerleştiği görsel yapıda, Pekin operası koreografisi çok aktif değil. Aksine yavaş çekimlerin ve hızın ipi eline aldığı bir modern aşı canlanıyor. Bu durum “Kılıç Ustaları”nı çok yukarıya gitmeden olduğu yere sabitliyor.

Peter Chan’i iyi bir yönetmen, Donnie Yen’i çekici bir oyuncu olarak konumlandırıyor. Sözü geçen eser, Hong Kong aksiyon sinemasının bence 80’lerdeki yükselişinin ruhunu ‘wuxia’ya geçirdiği noktada “Kahraman” (“Ying Xiong”, 2002) ve “Şölen” (“Ye Yan”, 2006) kadar çekici olamıyor. Ama oyalıyor ve Hollywood yanlısı gözüküyor.

FİLMİN NOTU: 5.5

‘KAYIP YAŞAMLAR’: BULUNMUŞ ÜÇLÜ İLİŞKİ VİDEOLARI

Mark Mann’in ilk uzun metrajlı kurmaca filminde, New York’un ışıklarının altından bir üçlü ilişki mizanseni hazırladığı net. Buna geçmişte John Sayles, Alejandro Agresti gibi isimlerin yanında çalışmış olsa da ‘sinema’ tecrübesizi görüntü yönetmeniyle bir çıkış noktası arıyor. Günümüzün ‘buluntu film’ meselesi için farklı bir ‘yol yaratma’ sevdasına giriyor. “Kayıp Yaşamlar” (“Generation Um…”, 2012) ana karakter John’un eline kamerayı verip doğal renklerin, doğal seslerin ve hikaye içi seslerin yönlendirdiği noktaya kadar ilerliyor. Hiçbir yapaylık içermiyor.

Keanu Reeves’in bu tiplemeye güç vermesi başlı başına riskken Jarmusch’un ilk döneminin kurgucusunun (Melody London) da ekibe eklenmesi bir görsel ‘şaşkınlık’ yaratıyor. Dijital kamera ile kayıt alan karakterimiz, Bojana Novakovic ve Adelaide Clemens adına bolca teşhircilik sunuyor. Ancak genel anlamda bunun fazla işe yaramadığını söyleyebiliriz.

Bu dönemde artan ‘buluntu film’, ‘cinema vérité’, ‘film içinde film’ denemelerinin bir yenisi yozlaşmış şehir ilişkileriyle ilgilenen “Dot the I”ın (2003) zekasının çok uzağında konumlanıyor. Üçlü ilişki üzerinden yapılanlar ise bu alanın klasiklerine, yetkin örneklerine dahi elimizin gitmemesini sağlıyor.

“Hayat Ağacı”nın (“The Tree of Life”, 2011) kamerayı ‘çekirdek’e yerleştirip gerisini görmeme arzusunu istemeden canlandıran eser, bir de genel planla bunu izliyor. Bu sayede bir acemilik kazanırken, hikayesizlikten mustarip. Etrafta dolaşan teşhir malzemesi olan kadınlar ile maço erkeğin peşinde de ‘boyut’unu belli ediyor. Yapısal ve sinemasal anlamda çekici olamadan perde yolculuğunu tamamlayan “Kayıp Yaşamlar”, Reeves’in ‘drama zafiyeti’nin üzerine basmasıyla değerli sanki.

FİLMİN NOTU: 3.5

‘VAMPİR KIZ KARDEŞLER’: VAMPİR DİZİSİNİN ÜÇ BÖLÜMÜ MÜ?

Alman sinemasının popüler sinema algısı ‘Tom Tykwer’in video klip geleneğini bir kenara bırakınca, Hollywood’a transfer olan isimler olsa da çok parlak değildir. Asla geriye dönüp orada iyi popüler sinema ürünleri üretiliyor diye bakmak içimizden gelmez. Wolfgang Groos ise en fazla dizi sektöründe başarılı olacak bir isim. Ona katkıda bulunan metnin, Franziska Gehm’in romanının ise ne işe yaradığı tartışmalı.

En fazla ‘Sihirli Annem’ ile özdeşleştirilebilecek bir 12 yaş altı vampir filmi böylece canlanıyor. “Vampir Kız Kardeşler”in (“Die Vampirschwestern”, 2012) ‘Alacakaranlık’ın (‘Twilight’) hit olmasıyla üreyen bir iş olduğuna şüphe yok. 2014’de de bir devam filmi ile ‘seri’ye dönüşeceği ortada. Ama kelimenin tam anlamıyla büyüyle özel güçleri boca eden, bunların sonucunda ise herhangi bir bilinç taşıyamayan bir eser bu.

Parlak renklerden güç alan banliyö ve okul portresi o kadar karton ki sanki yıkılacak da arkasından set çıkacak izlenimi yaratıyor. Doğal ışığın içeri sızışı da bu duruma etki ederken, karakterler tam bir ‘çizgi film’ edasıyla saldırıyor. “Geceler Bizim” (“Wir Sind Die Nacht”, 2010) gibi Alman işi, fena olmayan bir vampir filmi de bu doğrultuda taca atılıyor.

Oradaki metinler, son derece boyutsuz numaralarla sarılıp, karakterler galerisini boyutlu değil de ‘pespaye’ kılıyor. Çizgi roman, çizgi film estetiği adına ‘kafa yorma’ya üşenmek, karikatürize karakterleri de kurmaca fonunda harmanlayamıyor. Groos, belli ki perdeden değil de ekrandan seslenmesi gereken bir isim. “Vampir Kız Kardeşler”, olsa olsa Tom Holland’ın geçenlerde bir de yeniden çevrim gören “Komşum Bir Vampir”inin (“Fright Night”, 1985) çocuklara uygun versiyonu olarak canlanabiliyor.

FİLMİN NOTU: 2.9

‘SON TANIK’: KIZIM OLMADAN ASLA!

Aaron Eckhart’ın canlandırdığı eski bir CIA ajanının vukuatlarına odaklanan “Son Tanık” (“The Expatriate”, 2012), Philip Stölzl’ün ilk İngilizce filmi. “Kuzey Yamacı” (“Nordwand”, 2008) ve “Goethe’nin İlk Aşkı”nda (“Goethe!”, 2010) Hollywood estetiğine uygun işçiliğiyle dikkat çeken yönetmen, burada da projeye kendi görüntü yönetmeni Kolja Brandt’i dahil etmiş. Arash Amel’in senaryosu ise uluslararası bir komplonun izini sürüyor.

“Son Tanık”, Bourne geleneğini takip edip sistem eleştirisi yapabilen, muhalefet yanlısı ve yaralanabilen ajan tanımını uygulayan bir eser. Bu tabandan yola çıkarken de omuz/el kamerasının sallanma gücüne ve sıçramalı kurgu tekniğine çokça bel bağlıyor. Sinemaskop oranında bu konuda bir şeyler yapmaya çabalıyor.

Ama baba ile kızının ilişkisi “96 Saat”teki (“Taken”, 2008) boyutsuzluktan aşağı kalmazken, nihayetinde ulaşılan nokta hiç doyurucu olamıyor. Daha ziyade video piyasasına uygun bir iş, Eckhart’ın büyük perde uyumsuzluğuyla zedeleniyor. Bütün çekim ölçekleri ‘üstünkörü’ yerleştirilmiş duruyor. Böylece aslında Stölzl için ‘daha çok çaba’ demek geliyor içimizden…

FİLMİN NOTU: 3.5

GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ

Değerli Haberturk.com okurları.

Haberturk.com ekibi olarak Türkiye’de ve dünyada yaşanan ve haber değeri taşıyan her türlü gelişmeyi sizlere en hızlı, en objektif ve en doyurucu şekilde ulaştırmak için çalışıyoruz. Yoğun gündem içerisinde sunduğumuz haberlerimizle ve olaylarla ilgili eleştiri, görüş, yorumlarınız bizler için çok önemli. Fakat karşılıklı saygı ve yasalara uygunluk çerçevesinde oluşturduğumuz yorum platformlarında daha sağlıklı bir tartışma ortamını temin etmek amacıyla ortaya koyduğumuz bazı yorum ve moderasyon kurallarımıza dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Sayfamızda Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve evrensel insan haklarına aykırı yorumlar onaylanmaz ve silinir. Okurlarımız tarafından yapılan yorumların, (yorum yapan diğer okurlarımıza yönelik yorumlar da dahil olmak üzere) kişilere, ülkelere, topluluklara, sosyal sınıflara ırk, cinsiyet, din, dil başta olmak üzere ayrımcılık unsurları taşıması durumunda yorum editörlerimiz yorumları onaylamayacaktır ve yorumlar silinecektir. Onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisinde aşağılama, nefret söylemi, küfür, hakaret, kadın ve çocuk istismarı, hayvanlara yönelik şiddet söylemi içeren yorumlar da yer almaktadır. Suçu ve suçluyu övmek, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suçtur. Bu nedenle bu tarz okur yorumları da doğal olarak Haberturk.com yorum sayfalarında yer almayacaktır.

Ayrıca Haberturk.com yorum sayfalarında Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde doğruluğu ispat edilemeyecek iddia, itham ve karalama içeren, halkın tamamını veya bir bölümünü kin ve düşmanlığa tahrik eden, provokatif yorumlar da yapılamaz.

Yorumlarda markaların ticari itibarını zedeleyici, karalayıcı ve herhangi bir şekilde ticari zarara yol açabilecek yorumlar onaylanmayacak ve silinecektir. Aynı şekilde bir markaya yönelik promosyon veya reklam amaçlı yorumlar da onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisindedir. Başka hiçbir siteden alınan linkler Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılan tüm yorumların yasal sorumluluğu yorumu yapan okura aittir ve Haberturk.com bunlardan sorumlu tutulamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında yorum yapan her okur, yukarıda belirtilen kuralları, sitemizde yayınlanan Kullanım Koşulları’nı ve Gizlilik Sözleşmesi’ni peşinen okumuş ve kabul etmiş sayılır.

Bizlerle ve diğer okurlarımızla yorum kurallarına uygun yorumlarınızı, görüşlerinizi yasalar, saygı, nezaket, birlikte yaşama kuralları ve insan haklarına uygun şekilde paylaştığınız için teşekkür ederiz.

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300