Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Mehmet AÇAR/ macar@htgazete.com

2010'lu yıllar popüler sinemasının öne çıkan özelliklerinden biri ciddiyet. Ana akım Hollywood sineması artık trajedilerin ve ağırbaşlı dramların peşinde. Kendiyle dalga geçen postmodern eğlencelikler demode oldu. Bir başka yeni eğilim de, köklere dönüş. James Bond ya da Superman mi çekeceksiniz, “Önce her şeyin başladığı yere bir bakalım, köklere dönelim” tavrı var. “Godzilla”ya da aynı yaklaşım hâkim.

Senaryo yazarları, 60 yıl önceki ilk “Godzilla” (Gojira) başta olmak üzere Japon Toho şirketinin çektiği 28 Godzilla filminin özündeki fikirlerden yola çıkmışlar. 1954 yapımı ilk “Godzilla” filmi, Japonya’nın 2. Dünya Savaşı’nda yaşadığı iki nükleer felaketin bir yansımasıdır. Yeni filmde Godzilla ile nükleer teknoloji arasındaki bağ derinleştiriliyor, bir elmanın iki yarısı gibi gösteriliyor.

Açılıştaki nükleer santral kazası bizi direkt olarak Godzilla’nın Japon köklerine götürürken, Japonya’da sıkça yaşanan deprem ve tsunami felaketleri de öyküde belirli bir yer tutuyor. Ana karakterlerden birinin Godzilla’yı herkesten daha iyi tanıyan Japon bilim adamı Serizawa (Ken Watanabe) olması da önemli. Yeni filmin üstünde şekillendiği bir başka temel fikir ise Godzilla’nın nükleer silahları geliştiren insanlığa karşı “doğanın dengeleyici gücü” olarak sunulması. Filmdeki bütün militer çözüm ve stratejilerin, silahların, bombaların, hiçbir işe yaramaması da kayda değer bir nokta. Tüm bunlar yeni “Godzilla”yı gerçekten yeni ve taze kılan fikirler. Buna karşılık, felaket filmlerinin vazgeçilmez şablonu, yani “birbirinden ayrı düşmüş aile” meselesinin iyi kullanıldığını söylemek mümkün değil.

EN İYİ GODZILLA FİLMLERİNDEN BİRİ

“Kick-Ass”tan hatırladığımız Aaron Taylor Johnson’un canlandırdığı bomba uzmanı Ford Brody ile eşini oynayan Elizabeth Olsen senaryonun kurbanı olarak filmde etkileyici karakterler haline gelemiyorlar. Ne var ki film, aile dramı konusundaki başarısızlığını unutturacak birbirinden iyi sahnelere sahip.

“İstila” (Monsters) ile dikkat çeken Gareth Edwards felaket sahnelerinin önemli bir kısmını izlenimci ressamları andıran sisli, yağmurlu, bulutlu havalarda çekmeyi tercih etmiş. Canavarların solgun renklerin arasında bir görünüp bir kaybolduğu bu karanlık, loş atmosfer filme görsel anlamda çok şey katıyor. Böylelikle, Hollywood süper prodüksiyon filmlerinin çoğunda yaşadığımız “Şimdi özel efekt şovu başlıyor” duygusu bir nebze olsun hafifliyor. Godzilla’nın ilk ortaya çıktığı sahne ya da paraşütçülerin bulutların arasından şehre inmesi etkileyici sinema anları olarak akılda kalıyor.

 

Filmin bir başka başarısı da karizmatik Godzilla’sı. Canavarın yüzünü, bedenini, sesini tasarlarken ilk filmden ilham alınması bence çok iyi sonuç veriyor. Böylelikle, Japonya’nın yaşadığı atom bombası travmasından doğan o ilk canavar, adeta bir hayalet gibi günümüze geliyor, düşü andıran karanlık bir felaket atmosferine karışıyor ve yapması gerekeni yapıp gidiyor...

İnsanlara karşı bu ümitsizliği ve kayıtsızlığı tam da Godzilla’ya yakışan bir şey değil mi? Gareth Edwards imzalı “Godzilla” bence tüm zamanların en iyi Godzilla filmlerinden biri...

Filmin notu: 6.5