Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

KEREM AKÇA / keremakca@haberturk.com

 8-15 Mayıs 2014 tarihleri arasında 17. yaşını kutlayan Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Film Festivali, bu yıl da formundaydı. “Köpeğim Killer”in FIPRESCI Ödülü’ne uzanmasıyla sonlanan organizasyon, faydalı yan etkinliklerden kadın sinemasının seçkin örneklerini buluşturan programına kadar her yönüyle dikkat çekiciydi.

 1996’da kurulan Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Dayanışma Derneği, daha ziyade 17 yaşına basan film festivali ile biliniyor. Buna paralel olarak yaptığı projelerle de, genelde cehaletten kaynaklanan cinsiyet eşitsizliğini olabildiği kadar ortadan kaldırmaya çabalıyor. Ayakları üzerine duran kurumsal yapısıyla, kadın yöneticilerin katkısıyla bugüne kadar uzanan istikrarlı bir ivmesi var.

 BİLGE OLGAÇ BAŞARI ÖDÜLLERİ

 Festival bu yıl Alin Taşçıyan, Muhterem Nur, Natali Yeres, Zeynep Özbatur Atakan, Çiçek Kahraman gibi sinemamıza emek veren başarılı kadınları Bilge Olgaç Başarı Ödülü’yle onurlandırmayla başladı. 8 Mayıs’ta Ankara Devlet Opera ve Bale Sahnesi’nde düzenlenen açılış töreni, aslında ödülleri takdim etme şekliyle değer kazandı. Yolu yedinci sanatta kesişen ve yıllara uzanan dostlukları gözler önüne seren, göz yaşartıcı metinlerle anlamlı hale geldi.

 Taşçıyan’ın Atilla Dorsay, Nur’un Agah Özgüç, Yeres’in Tayfun Pirselimoğlu, Atakan’ın Yekta Kopan, Kahraman’ın Ümit Ünal’ın lezzetli kalemleriyle değerine değer katması, bir görsel belge bıraktı geriye. Böylesi çıkarsız dostlukların ya da anlamlı usta-çırak ilişkilerinin varlığını görmek, sektörümüzün geleceği adına sevindirici.

 UYGULAMALAR VE YARIŞMANIN ÖNE ÇIKANLARI

 Sprey boyayla sokak duvarlarına yazılan ‘Festival Çok Güzel Gelsene!’ tümcesinin kataloğun kapağını kaplaması, tematik yaklaşımı, direnişi ve coşkuyu anlamlandırdı. ‘Pembesiz Mavisiz’, ‘Yaşsız Kadınlar’, ‘Merhaba Komşu!’ gibi rengarenk bölümler de buna destek verdi. ‘Askıda bilet’ uygulaması da ilgiyi arttırma, sinefil ruhunu ödüllendirme adına değerliydi. Belki bu sayede birçok kişi umduğundan fazla film izledi ve halkla buluşma gerçekleşti. ‘Gezi Direnişi’ sonrasına uygun bir ‘kucaklaşma’, ‘aktivizm’ havası yaratıldı.

 Aslında ‘Her Biri Ayrı Renk’ adlı yarışma seçkisinde önceden uluslararası festivallerde gördüklerimi de sayarsak 12’de 7 filmi izlemiştim. Bunların arasında ikinci filmler “Taş Bebek” (“Papusza”, 2013) ve “Köpeğim Killer” (“Môj Pes Killer”, 2013) en öne çıkanlardı. İkisinden birinin FIPRESCI Ödülü’ne uzanması sevindirici ve hakkaniyetli gibi gözüküyor. Ankara’da ufku geniş kadın organizatörlerin sergilerden atölyelere uzanan hevesi seyirciye de tesir etti. Yedi gün heyecanlı geçti.

 Créteil, Seoul, Brüksel, Mumbai gibi yerlerde yapılan kadın filmleri festivalleriyle kurulan akrabalık, Uçan Süpürge’de bir ‘FIPRESCI’ bağı ile canlanıyor. Bu net ilişki, aslında bir anlamda Uluslararası Film Eleştirmenleri Federasyonu’nun jüri verdiği ilk kadın filmleri festivali etiketini ülkemize yakıştırıyor. Şimdilerde 2003’te İstanbul’da kurulan Filmmor ile birlikte kadın haklarını savunma konusunda en önemli kültür-sanat kurumu, böylece gurur veriyor. Bu sene FIPRESCI’nin ilk Türk ve kadın başkanı seçilen Alin Taşçıyan’ın etkinlik kapsamında layık görüldüğü başarı ödülüne ek olarak sinema atölyesi vermesi de ayrı bir püf noktası…

 FESTİVALİN ARMAĞANI

 Programdaysa yıl boyunca majör, minör festivallerde görücüye çıkmış, bazıları Türkiye’de de gösterilmiş eserler Ankara seyircisiyle buluştu. Retrospektif ayağında Norveçli Edith Carlmar seçkisi, 1949-1959 arasında Carlmar Film A/S altında üretilen üç filmle dikkat çekti. Özellikle “Asi Kız” (“Ung Flukt”, 1959), 21 yaşındaki Liv Ullman’ın cesaretiyle günümüze miras kalırken, ‘yasak ilişki’, ‘ilk cinsel ilişki’, ‘cinsel uyanış’, ‘genç kadının toplumdaki rolü’ gibi meselelerde okumalara açıldı. Kulübenin öne çıktığı pastoral görüntülerle örülmüş mekanı kullanırken ‘aile-sevgili’ bağındaki soyutluk da değerliydi. Bir anlamda ‘18 yaşında başlayan cinsel uyanış’ konusunda ilklerden biri karşımıza çıktı.

 “Kayıp Bir Kadın” (“Ung Frue Forsvunnet”, 1953), “Kadın Kayboldu” (“The Lady Vanishes”, 1938) esintili bir gerilime dönüşürken, “Histeri” (“Døden Er Et kjærtegn”, 1949) ‘kadın bakışıyla kara film’ algısını hissettirdi. Kadın haklarıyla ilgilenirken, bu perspektifi anlamlandıran bir ismi festivalin katkısıyla tanımak değerliydi. Zira İskandinav sinemasının geçmişinde, özellikle de 1960 öncesi siyah-beyaz döneminde Carl Theodor Dreyer, Ingmar Bergman dışında filmlerine ulaşabildiğimiz çok fazla yönetmen yok.

 KADIN SİNEMACILARIMIZ DÜNYAYA BEDEL

 Ana programda 20. yüzyılda yaşamış bir çingene şairin yıllara yayılan öyküsünden ölümcül hastalığı olanların acı çekmemesini sağlayan iyileştiricilere, savaştan yıllar sonra Bosna’ya giden yabancılardan Orta Asya’da büyüyle haşır neşir kimliklere kadar her şey incelendi. Caroline Link, Emmanuelle Bercot, Jasmila Zbanic, Pekka Lehto gibi dünya sinemasında adından söz ettiren isimler filmleriyle yer aldı.

 Tacikistan’dan Avusturya’ya, Meksika’dan Yunanistan’a kadar genç yetenekler görücüye çıktı. Açıkçası Aslı Özge imzalı “Hayatboyu” ve Emine Yıldırım’ın senaryosundan güç alan “Kusursuzlar”ın yabancı seçkiden aşağı kalır tarafı olmaması sevindiriciydi. Bunlara belgesel kanadından “Saroyan Ülkesi” de ilave edilebilir. Bilge Olgaç adına verilen başarı ödülü bir tarafa Yeşim Ustaoğlu’nun çıkışının, kimlik oluşturmasının meyvelerini toplayan kadın sinemacıların günbegün arttığı söylenebilir.

 İSTİKRAR ÖNEMLİ

 Modern dünyanın kadınları, genelde kendi cinsinin hikayelerini, sorunlarını anlatırken, toplumsal yaralara parmak basmak ve sinema dili oturtmak için uğraşıyor. Cinsiyetçi kesimin düşündüğü gibi duygusallaşıp, kalbiyle hareket edip, aile, dostluk, aşk ve ölüm temalarına bağlanma konusunda net bir tavır yok. Elbette “Gabrielle” (2013), “Karabalık” (“Los Insolitos Peces Gato”, 2013) gibi duygusallık kıstasını değerlendirmeye alan eserler üretiliyor. Fakat “Bal” (“Miele”, 2013), “Nükleer Santral” (“Grand Central”, 2013), “Sessizliğin 40 Günü” (“Chilla”, 2013), “Eylül” (“September”, 2013) ve “Kim Korkar Hain Vajinadan?” (“Who’s Afraid of Vagina Wolf?”, 2013) farklı üslup denemeleriyle her açıdan incelemeye açık ve dikkat çekici kadın temsilleri sundular. Büyüme öykülerinde ise “Mavi Dalga” ve “Tomurcuk”(“Talea”) yöresel özellikleri ve sosyolojik çıkarımlarıyla izlenmeyi hedefledi.

 Bir Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali daha mütevazı ama anlamlı etkinliklerle noktalandı. Halime Güner önderliğinde tüm ekip bir haftalık kadın filmleri haftasını emekle, fedakarlıkla, heyecanla geçirdi. Başarıyla tamamladı. Halen uluslararası sıfatıyla işine sıkı sıkı tutunan ve ülkemizdeki ayrımcılığı alt eden bu oluşum daha çok can yakacak gibi... Süreklilik, istikrar önemli…

 Kerem Akça’ya göre Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali’nin en iyileri:

 1-Asi Kız (Ung Flukt)

2-Taş Bebek (Papusza)

3-Hayatboyu

4-Köpeğim Killer (Môj Pes Killer)

5-Eylül (September)

6-Kim Korkar Hain Vajinadan? (Who’s Afraid of Vagina Wolf?)

7-Kusursuzlar

8-Nükleer Santral (Grand Central)

9-Gabrielle

10-Sessizliğin 40 Günü (Chilla)