HT CUMARTESİ

Ekavart Galeri’de 14 Haziran’a kadar devam edecek olan “Dualizm: Ruh ve Madde” sergisi Muzaffer Akyol ve kızı Gaye Su Akyol’u ağırlıyor. Sergiyi gezmeden önce mutlaka Gaye’nin “Develerle Yaşıyorum” albümünü dinleyin. Çünkü yeni nesil Türk müziğinin en iyi örneklerini bulacaksınız. Sergide ise 2 ayrı kuşağın farkları ve güzellikleri var.

Gaye Su Akyol, bu topraklardaki en özel kadınlardan biri. Hem oldukça özgün ve şaşırtıcı işleri olan çağdaş bir ressam hem de muazzam sesiyle, besteleriyle, sözleriyle insanı hipnotize edebilecek bir müzisyen. Ama bu “yetenekten yetenek beğen” hali şaşırtıcı değil. Çünkü o Muzaffer Akyol’un, yani Türk resim tarihinin en önemli akademili ressamlarından birinin, hayatı boyalar ve kelimeler içinde geçen bir şairin kızı.

Kızınızla aynı galerinin duvarlarını paylaşmak nasıl bir his?

Muzaffer Akyol: Biz ayrı beraberiz. Böyle ayrı beraberlikler vardır... Gaye kendine ait bir dünya kurdu. Yazdığı, çizdiği, söylediği, kahvesini içtiği bir alan. Davet ettiğinde ya da nadir hallerde o mekâna giderim. Böylece özgür bir dünyanın kendi içindeki zenginliğini ortak noktalarda paylaşırız. Ortaya böyle işler çıkıyor.

Gaye Su Akyol: Bu birlikte ikinci sergimiz. Aramızda 40 yaş var. 23-24 yaşına kadar bunu beceremedik. Aramızdaki diyaloğu yoluna koyamadan birlikte bir şey yapmamız zordu. Şimdi, her ikimizin de büyümesiyle birlikte sanatla ilgili birlikte fikir üretebiliyoruz.

Birbirinizin işlerini ne kadar eleştiriyorsunuz?

G.S.A: Çocukluğumda da ne annemden ne de babamdan talep etmediğim sürece eleştiri gelmedi. Hep 3. göz olma halleri vardı. Bu özgürlük onların yaptığı en pozitif şeydi. Şu anda da ortak atölyeyi paylaşıyoruz ama “Baba gel bir fikrini alayım senin” dediğimde fikrini paylaşıyor. Bunun dışında çok kritik bir eleştiri yapmaz. Farklı disiplinlerden, estetik algılardan geliyoruz. O yüzden resimlerimiz arasında çok benzerlik yoktur. Onun beni çok beslediği bir gerçek. Bir kere eğitimci, 20 küsur senelik resim öğretmeni...

Böyle değerli bir ressamın kızı olmak senin üstünde baskı yarattı mı başlarda?

G.S.A: Hayır. Rekabet duygum yok.Herkesin başka bir varlığı, güzelliği var. Zaten ben kendimle uğraşırken başkasının baskısını, rekabetini yaşayamıyorum. Doğru şeyi yaptığın zaman doğru şeyi yaşayacağına inanıyorum.

Yaptığın müzik, resimlerini nasıl etkiliyor?

G.S.A. Küçüklükten beri bir resim yapardım, sonra gider onun şarkısını yazardım. İkisi hep birdi benim için. Yıllar sonra bir yerde okudum “sinestezi” diye bir olay varmış. Duyuların birlikte hareket etmesi. Renklerin sesini duymak, harflerin kokusunu duymak gibi... Renklere baktığım zaman onun melodisini zaten duyuyorum ya da müziği dinlediğimde biçimini görüyorum. Muhtemelen o anlamda birbirini besliyor. İlk gençlik yıllarımda özellikle babamın arkadaşları hep “Birini seçmen gerekiyor” derdi ben de hep şaşırırdım.

YAĞLIBOYA MERCİMEK ÇORBASI

Babanın arkadaşları demişken o konuda şanslı bir çocukmuşsun...

G.S.A: 5 yaşında Can Yücel’le sohbet etmek, sergilerde olmak... O yaşlarda bu havayı solumak maddi ya da manevi karşılığı olamayacak anılar. Beni çok yüreklendiren, böyle bir dünyanın var olduğunu bilmemi sağlayan arkadaşlar, ortamlardı. Tabii yan etkileri de vardı. Babam 3 gün boyunca atölyeden çıkmaz, resim yapardı, ben 3 gün babamı göremezdim. Klasik aile tablosu yoktu. Şimdi bunu yaşayınca ben de anlıyorum. Dünyevi zaman mefhumu yok.

Siz Gaye’nin yeteneğini ilk ne zaman fark ettiniz?

M.A: Her çocuk kendini ifade edecek bir yol arar ve kendini en rahat ifade ettiği kanalda kendini ortaya koyar. Güzel oyun oynar, güzel şarkı söyler, güzel konuşur vesaire... Gaye kendini ilk ifade etmeye başladığında farklı bir kişilik olduğunu gördüm. 4 yaşındaydı bir gün bana bir resim getirdi. “Bu ne” dedim, “Baba mercimek çorbasının resmini yaptım” dedi. O resim hâlâ duvarda asılıdır.

G.S.A: İlk yağlıboya teşebbüsüm.

M.A: Müthiş bir resim yeteneği olduğunu gördüm. İlkokula giderken dedesi için yazdığı bir şiir vardı, yazıda da yetenekliydi. Bizim ailede herkes kendi dengesi içinde yaşar. İlerleyen zamanlarda bu becerileri beslendi. Kendine ait bir yolu yürümeye başladı. Bu da beni son derece mutlu etti. Ele avuca sığmaz, kalıplara uymayan, asi ama ne yaptığını bilen bir kişi Gaye. Zaman zaman endişe ve kaygılarım oldu. Şarkı yarışmasına gireceğini söylediğinde içimden “Gir de gör” demiştim. Yarışmada dereceye girdi! Güzel işler yaptığı kanısındayım. Tabii yeterli mi? Kendisine de söylüyorum, sanat bir okyanus. Yolu açık olsun.

KENT MÜZELERİ ŞART

Muzaffer Akyol ülkede sanatın nasıl olması gerektiğini anlattı. “Her ülkenin bir sanat politikası olmalı. Ülke yöneticileri yanlarına şaklaban, kopyacı, montajcıları değil özgün sanatçıları almalı. Kentlerin kent müzeleri olmalı. Devlet kurumlarında sanat eserleri teşhir edilmeli. Ülkenin özgün sanatçıları özgün sanat arenasına çıkarılmalı. Uluslararası alanlarda onların eserlerine sahip çıkılmalı.”

YENİ SANAT GÜNEŞİMİZ

Senelerdir müzikte Tuğçe Şenoğul ile birlikte kurduğu “Seni Görmem İmkansız” grubuyla tanıyorduk Gaye’yi. Şimdi solo çalışması “Develerle Yaşıyorum”la karşımızda. Türk Sanat Müziği’ni biraz rock biraz elektronik müzikle birleştirmiş, alabildiğine vurucu sözlerle tamamlamış. 9 şarkıdan hiçbiri boş değil! Hem CD hem de plak olarak basılan albümü, olmadikacariz.net adresinde bulmak mümkün.